Çarşamba, 22 Tem 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe Yazıları

Devletin aklı şeytanın avukatı

Aydın Sezer
Son güncelleme: 2 Temmuz 2026 06:36
Aydın Sezer
Paylaş
Paylaş

Erdoğan’ın iktidarında geçen son 23 yıllık değişim ve dönüşüm süreci, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğine dair varoluşsal soruları uzun süredir masada tutuyor.

Yeni bir anayasa, üniter yapının tek parça kalıp kalmayacağı ve federasyona giden sürecin başarılı olup olmayacağı tartışmaları, aslında çoktan yazılmış bir senaryonun parçalarıydı. Ancak Kemal Kılıçdaroğlu’nun son kurultayı kaybetmesi, bu senaryonun gerçekleşmesini tehlikeye attı. Diğer bir ifadeyle, Kılıçdaroğlu’nun gidişi, Türkiye’nin geleceğine ilişkin oynanacak “son perdeyi” berbat etti ve oyunun adeta yeniden yazılmasını zaruri kıldı.

Özellikle sahneye sürülen yeni nesil barış süreciyle ilgili belli belirsiz iddialar, Devlet Bahçeli gibi “eğilmez, bükülmez” bir siyaset abidesinin içinden aniden Abdullah Öcalan açılımının çıkması ve Bahçeli’nin bunu çekinmeden, korkmadan açık açık dile getirmesi, karşımızdaki tablonun basit bir siyasi manevra olmadığını gösteriyor. Demek ki “mutlak butlan” kararı salt Kılıçdaroğlu’nun “hainliği” veya “iş birlikçiliği” ile açıklanabilecek kadar sığ bir konu değil. Karşımızda bir devlet aklı, bir üst akıl ya da siz ne derseniz deyin; Türkiye’yi yeni döneme hazırlayan “dış güçlerin” ve içerideki yerli işbirlikçilerinin ortak aklı var. Bu akıl, Türkiye’yi yepyeni bir geleceğe ve tasarıma taşıma gayretinde.

Daha önce defalarca belirttiğim üzere, CHP’nin Türkiye siyasi tarihindeki rolü hep tartışılagelmiştir. Türkiye’nin çağdaş, eğitimli, seküler ve Batı’ya dönük yüzünü “siyasetin gerçek belirleyici unsurlarının” dışında tutmak, adeta onları oyalamak için özel bir dernek gibi çalışan CHP’nin işlevi çok derindir. Devleti kuran parti olması, onu koruyan ve kollayan kimliğinin yanı sıra; iktidarda olmasa da muhalefetteyken toplumsal dalgalanmaları ve kimi gelişmeleri hep dizginleyen bir emniyet sübabı rolü üstlenmesini hatırda tutmak gerekiyor.

Prof. Dr. Çetin Yetkin’in “Karşı Devrim” isimli kitabında tartıştığı; CHP’nin özellikle Atatürk’ün ölümüyle başlayan ve 1950’ye kadar attığı siyasi adımlar ile Türkiye’nin yönünün nasıl değiştirildiğine ilişkin saptamaları son derece kritiktir. 1980 askeri darbesi gerçekleştiğinde ODTÜ’de Siyaset Bilimi okuyan bir öğrenci olarak, CHP’nin de diğer partilerle birlikte kapatıldığını öğrenmem beni çok şaşırtmıştı. Bu şaşkınlık sadece bana özgü değildi, dönemin olaylarını okuyan bazı arkadaşlarımda da aynı hissiyat vardı. Bir askeri darbe ile devleti kuran CHP’yi kapatmak olacak iş değildi. Rejimin dinamosu, en sağlam ayağı olan, üstelik Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmesine “evet” oyu veren vekilleri barındıran bir partinin fişi nasıl çekilebilirdi? Rejimin diğer militan emniyet sübabı MHP’nin de kapatılması bir o kadar şaşırtıcıydı. AP veya MSP gibi partilerin böylesine ontolojik bir görevi yoktu. Nitekim süreç içerisinde darbenin bulutları dağılıp sivil siyaset yeniden kurulurken; AP ve MSP farklı ve yeni isimlerle (DYP, RP) siyasi hayatımıza dönerken, birer “devlet markası” olan CHP ve MHP aynı isimlerle sahnedeki yerlerini tekrar aldılar.

Bir “marka” olarak CHP’nin siyasi hayatta devletle uyumlu, örtülü politikalar yürütmesi işte bu yapısal özelliklerinden dolayı çok önemlidir. Bugün muhalefetteki değişimi ve mutlak butlan kararını sadece Kılıçdaroğlu şahsı üzerinden okumak, ona “hain” diyerek işin içinden sıyrılmak fazlasıyla kolaycı bir yaklaşımdır.

Önümüzdeki süreçte cevap bekleyen devasa sorular var: Yeni bir anayasa yapılabilecek mi, yoksa sadece anayasa değişikliğiyle mi yetinilecek? Beklenen seçim sürecinde Erdoğan tekrar seçilebilir konuma yasal olarak getirilebilecek mi? Eğer o konuma getirilirse,  kazanacağı ne şekilde garanti edilecek? Yoksa seçimler dahi yapılmadan, “Yeni Türkiye” için şartların olgunlaşmasını eylemsizlik içinde beklemeye devam mı edeceğiz? Devletin CHP’si, devletin MHP’si ve hatta son dönemdeki performansı ve esnekliğiyle “devletin DEM’i”, bu yeni süreçte iktidarla ne şekilde entegre olacak? Bekleyip göreceğiz.

Ancak… Gelin bir de şeytanın avukatlığını yapalım!

Buraya kadar çizdiğimiz tablo, her şeyi milimetrik hesaplayan bir “üst aklın”, kusursuz işleyen bir “devlet aklının” ve tıkır tıkır yürüyen küresel senaryoların varlığını kabul ediyor. Peki ya gerçek bu kadar planlı, bu kadar organize ve bu kadar akıl dolu değilse? Şeytanın avukatlığını yapıp şu soruları sormak zorundayız:

Ya ortada bizi yeni bir geleceğe taşıyan kusursuz bir senaryo yoksa ve gördüğümüz her şey, yönetme kabiliyetini yitirmiş aktörlerin günlük, anlık, panik halinde attıkları can havli adımlarıysa?

Kılıçdaroğlu’nun kurultayı kaybetmesi bir “üst aklın” senaryosunu bozması değil; basitçe,  arka arkaya seçim kaybeden, siyasi kredisini sıfırlamış, tabanını yabancılaştırmış bir liderin, İmamoğlu ve Özel gibi daha hırslı parti içi aktörler tarafından olağan bir şekilde tasfiye edilmesinden ibaretse? Kılıçdaroğlu’nun kaybına stratejik bir “mutlak butlan” misyonu yüklemek, başarısız bir siyasetçiye hak etmediği bir mistisizm atfetmek olamaz mı?

Bahçeli’nin Abdullah Öcalan çıkışına gelelim… Bu çıkışı “devlet aklının” müthiş bir projesi olarak okuyoruz. Ya tam tersiyse? Ya ortada çökmek üzere olan bir ekonomi, Orta Doğu’da her an Türkiye’ye sıçrayabilecek bir İsrail-İran-Suriye ateşi varken, iktidar bloğu bu kaosu yönetemeyeceğini anladığı için bir anda en radikal kartı masaya sürmek zorunda kaldıysa? Yani bu hamle bir “satranç ustasının” vezir fedası değil de, köşeye sıkışmış bir boksörün rastgele savurduğu bir yumruksa?

Türkiye’nin seküler ve eğitimli kesimini dizginlemek hatta uyutmak için görevlendirilmiş bir CHP teorisi son derece rasyonel görünüyor. Fakat şeytan sormadan edemiyor: Ya CHP, dışarıdan veya içeriden bir üst aklın yönettiği “emniyet sübabı” olmaktan ziyade; kendi iç çekişmelerinden başını kaldıramayan, vizyonsuzluktan ve nepotizmden mustarip, ideolojik omurgasını kaybetmiş “sıradan” bir Ortadoğu partisiyse? Tarihsel olarak devletle kurduğu ilişki organik olsa da, bugünkü savrulmaları bir misyonun değil, tamamen liyakatsizliğin sonucu olamaz mı?

Eğer ortada her şeyi dizayn eden dış güçler, yerli iş birlikçiler ve kusursuz bir “Devletin CHP’si, MHP’si, DEM’i” entegrasyonu olsaydı; süreç bu kadar sarsıntılı, bu kadar çelişkilerle dolu ilerler miydi? Belki de yeni bir anayasa yapamıyorlar, çünkü uzlaşamıyorlar. Belki Erdoğan’ın kazanmasını garanti edemiyorlar, çünkü ellerinde kullanacakları yeni bir hikaye kalmadı.

Şeytanın avukatının fısıldadığı en acı gerçek şudur: Türkiye’de siyaseti okurken olayların arkasında hep kusursuz bir “üst akıl” ve “büyük plan” aramak, zihin konforumuzu korur. Çünkü her şeyin birileri tarafından kontrol edildiğini düşünmek, direksiyonun boşta olmasından daha az korkutucudur. Belki de asıl yüzleşmemiz gereken; Türkiye’yi hazırladıkları yepyeni bir “senaryonun” olmadığı, direksiyondakilerin de yolu çoktan kaybettiği gerçeğidir.

Kim demişti hatırlamıyorum; “Türkiye Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülkedir.” Bir de şu beylik cümle var: “Siyasette tesadüfü kaos olmaz”

Fotoğraf: BirGün

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanAydın Sezer
Takip et:
Siyasete ve dış politikaya dair nüanslı, eleştirel, yer yer alaycı yazılar ve enerji alanında değerlendirmeler.
Önceki Makale “Kadir İnanır’da Çehov ruhu”
Sonraki Makale Köşe yazılarından seçmeler

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

*Köşe Yazıları

İktidar değirmenine su taşıyanlar

Aydın Sezer
22 Temmuz 2026
EditörKöşe Yazıları

Netanyahu “gitti gidiyor” mu?..

Aydın Sezer
22 Temmuz 2026
EditörKöşe Yazıları

Mutluluğun resmi İspanya’dan

M. Hakkı Yazıcı
22 Temmuz 2026
EditörKöşe Yazıları

Dünya Kupası’nın ardından

İlhan İlmenöz
22 Temmuz 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?