Doğu Akdeniz, son on yıldır küresel enerji jeopolitiğinin en sıcak fay hatlarından biri olma özelliğini koruyor.
Ancak son günlerde bölgenin en doğusunda, Suriye açıklarında yaşanan gelişmeler, meselenin sadece bir kıta sahanlığı tartışması olmadığını, dev küresel aktörlerin doğrudan sahaya indiği yeni bir evreye geçildiğini gösteriyor. Tom Barrack’ın duyurduğu; Suriye Petrol Şirketi, ABD’li enerji devi Chevron ve Katarlı Power International Holding arasında imzalanan Açık Deniz Aramaları Mutabakat Zaptı, bölgedeki kartların yeniden karılmasına neden olacak cinsten.
Bu anlaşma sadece Suriye’nin enerji geleceğini değil, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki stratejik konumunu ve bugüne kadar izlediği politikaların sonuçlarını da doğrudan etkileyecek bir dönüm noktasıdır.
Suriye ile deniz alanları sınırı: İtirazlar ve gerçekler
Suriye’de Şara göreve geldiğinden beri, Türkiye’deki bazı çevreler ısrarla Ankara ile Şam arasında bir deniz alanları sınırlandırma anlaşması imzalanması gerektiğini savundu. Bu önerinin temel motivasyonu, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki yalnızlığını kırmak ve Libya ile yapılan anlaşmaya benzer bir meşruiyet (!) zemini oluşturmaktı. Ancak bu noktada göz ardı edilen çok kritik bir engel var: Suriye’nin Türkiye’nin ilan ettiği deniz sınırlarına yönelik resmi itirazları. Suriye’nin hem Türkiye-KKTC kıta sahanlığını anlaşmasına hem Libya anlaşması sonra çizdiği Doğu Akdeniz haritasına yönelik itirazları söz konusu.
Türkiye’nin Doğu Akdeniz için Birleşmiş Milletler’e (BM) yaptığı bildirimlere karşı Suriye, 14 Eylül 2018 ve 29 Nisan 2020 tarihlerinde BM nezdinde itirazlarını kayda geçirmiş bulunuyor. Dolayısıyla, bugün Şam ile masaya oturulması durumunda öncelikli konu “anlaşma” değil, bu “itirazların” akıbetidir. Suriye, Türkiye’nin belirlediği sınırları kendi egemenlik haklarına tecavüz olarak gördüğü sürece, iki ülke arasında bir uzlaşı zemini aramak mevcut konjonktürde oldukça güç görünmektedir.
Çok aktörlü çatışma ve Suriye’nin sıkışmışlığı
Suriye’nin deniz yetki alanları sorunu sadece Türkiye ile sınırlı değil. Şam yönetimi, güney komşusu Lübnan’ın 2011 yılında BM’ye bildirdiği sınırlara da 2014 yılında resmi olarak itiraz etti. Bu durum, Suriye’nin hem kuzeyde (Türkiye) hem de güneyde (Lübnan) komşularıyla ciddi bir müzakere sürecine girmesi gerektiğini gösteriyor.
Buna ek olarak, Türkiye’nin “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi” (GKRY) olarak adlandırdığı ancak uluslararası hukukta Avrupa Birliği’nin bir parçası olarak kabul gören aktörün varlığı, denklemi daha da karmaşıklaştırıyor. GKRY, Türkiye’nin hem KKTC ile yaptığı kıta sahanlığı anlaşmasına hem de Libya ile imzaladığı deniz yetki alanları sınırlandırma mutabakatına şiddetle karşı çıkıyor ve bu itirazlarını BM nezdinde sürdürüyor. Suriye ile GKRY arasında olası bir sınır hattı belirlenmesi süreci, Türkiye’nin bölgedeki tezlerini tamamen devre dışı bırakabilecek bir potansiyele sahip.
Chevron ve ABD müesses nizamının sahaya inişi
Suriye açıklarındaki Chevron hamlesi, jeopolitik açıdan “oyun değiştirici” bir nitelik taşıyor. ABD müesses nizamının en önemli temsilcilerinden biri olan Chevron’un, Katar sermayesiyle birlikte Suriye sahasına girmesi, Washington’un Doğu Akdeniz’deki enerji denkleminde artık daha aktif ve korumacı bir rol üstleneceğinin ilanıdır. Bu durum, Türkiye’nin bölgedeki askeri ve diplomatik manevra alanını daraltan bir gelişmedir. ABD’li bir devin operasyon yürüttüğü bir alanda, Türkiye’nin “Mavi Vatan” doktrini (!) çerçevesinde iddia ettiği hakları savunması, artık sadece bölgesel aktörlerle değil, küresel bir süper güçle doğrudan karşı karşıya gelmek anlamına gelecektir.
Libya Anlaşması: Stratejik bir hata mıydı?
Bu noktada, Türkiye’de büyük zafer naralarıyla sunulan o meşhur Libya Anlaşması’na (Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası) değinmeden geçmek imkansız. O dönemde “oyunu bozduk”, “Sevr’i yırttık” denilerek pazarlanan bu anlaşmanın, Türkiye’ye nelere mal olduğunu, bizi bölgede nasıl yalnızlaştırdığını ve siyasi tezlerimizi uluslararası arenada nasıl tartışmalı hale getirdiğini önümüzdeki yıllarda çok daha net ve acı bir şekilde göreceğiz.
Kendi ayağımıza sıktığımız Libya anlaşmasının hazırlayıcıları ve uygulayıcıları, bugün ortaya çıkan tabloda eserleriyle ne kadar övünseler azdır. Zira gelinen noktada, karşımızda sadece Yunanistan veya GKRY değil; Suriye, Lübnan, arkasında AB olan bir Rum yönetimi ve şimdi de sahaya devasa ağırlığıyla inen ABD (Chevron) var. Türkiye’yi Doğu Akdeniz’in en doğusunda, enerji paylaşım savaşlarının tam ortasında oldukça zorlu, yalnız ve stratejik derinlikten yoksun bir süreç bekliyor.
Ankara, bir yandan Suriye’nin resmi itirazlarıyla, diğer yandan ABD ve AB’nin desteklediği enerji projeleriyle mücadele etmek zorunda kalacaktır. Deniz alanları konusundaki bu derin uyuşmazlıklar ve küresel şirketlerin sahaya girişi, Türkiye’nin dış politikasında köklü bir revizyon yapmasını zorunlu kılmaktadır. Aksi takdirde, “Mavi Vatan” söylemiyle çıkılan yolda, Doğu Akdeniz’in en stratejik noktalarında seyirci kalma riski her geçen gün artmaktadır.
Bu süreçte sürekli hatırda tutmamız gereken harita!

Manşet görseli:knews.kathimerini.com.cy
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
