Salı, 10 Mar 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 9 Şubat 2026 19:17
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

“Ekim Alptekin: Trump sayesinde kurtuldum; Interpol’de çalışırken 2004’te Ankara’ya 80 kişilik ‘FETÖ tehdidi’ raporu gönderdim-Cansu Çamlıbel (T24)

“Bugün, Türkiye’nin halihazırdaki siyasi gündeminin hiçbir yerine değmiyormuş, geçmişten bir sayfaymış gibi görünen ancak Adalet Kalkınma Partisi’nin uzun süredir norm haline gelmiş iş/diplomasi yapma biçimine dair çok şey anlatan bir hikâyeyle karşınızdayız. Hikâyenin başrol oyuncusu iş insanı Ekim Alptekin, aslında yan oyunculardan biriyken kendisini ABD Başkanı Donald Trump’ı hedef alan bir davanın ortasında bulunca zorunlu başrole terfi ettirilmiş bir Türk. Dikkatli haber takibi yapan okurlar, Ekim Alptekin’in Trump’ın ilk kez seçildiği 2016 seçimlerinin hemen öncesinde, Trump’ın yakın ekibinden Michael Flynn’in şirketine Fetullah Gülen ve teşkilatı aleyhine ABD’de lobi yapması için yaklaşık yarım milyon dolar verdiği için ajanlıkla suçlanıyordu. Amerikalı savcılar, Alptekin’in bu parayı Türk hükümetinden aldığını sakladığını öne sürüyor, Alptekin ise parayı kendi cebinden verdiğinde ısrar ediyordu.   

Alptekin, ABD’de hakkında çıkan yakalama kararı nedeniyle yaklaşık dokuz seneyi ‘kanun kaçağı’ olarak geçirdi. Ben Washington dönemimden beri davayı yakından takip ettiğim için ara sıra Alptekin’i arayarak davanın seyrini sorageldim. Bu yoklama telefonlarım sayesinde ise geçen haftalarda, Ekim 2025’te hakkındaki davanın düştüğünü öğrendim. Türkiye kamuoyu ise bunu bugün bu mülakat sayesinde öğrenecek. Bir süredir konuşmaya ikna etmeye çalıştığım Ekim Alptekin, hakkındaki kararın geri döndürülemez olduğuna ve konuşmasının işlerin seyrini olumsuz etkilemeyeceğine artık emin olmuş olmalı ki sonunda davetimi kabul etti.  

Kanımca bu söyleşiyi konuşturacak şeylerin başında Ekim Alptekin’in ‘sıradan’ ya da ‘sadece’ bir iş insanı olmadığına yönelik izahatı olacaktır. Zira Alptekin Interpol geçmişini ve bu tür bir geçmişe sahip olmasının sonradan içinde bulunduğu denklemler açısından ne anlama geldiğini ilk kez bu kadar açıklıkla anlatmış oldu. Bu sayede, sizler de benim gibi, Alptekin’in Fetullah Gülen dosyası konusundaki mesaisinin 15 Temmuz’daki darbe girişimi esnasında TAİK Başkanı olduğu için değil çok çok eskiden başladığını öğrenmiş olacaksınız.  

Anlattığı hikâyede devlete ve hükümete atfedilebilecek birtakım sakarlıklar olsa da asıl sakarlığın kendi kişiliğinden kaynaklandığını düşünmeden edemiyorum. Bir de hangi hatalar yapılmış olursa olsun, yaşadıkları ABD’de siyasetle yargının ne kadar iç içe geçmiş olduğunun canlı bir laboratuvarı olduğu gerçeği buz gibi ortada. Tam da bu yüzden, ABD Başkanı Donald Trump sayesinde kurtulduğunu hiç utanmadan çekinmeden itiraf edebiliyor zaten. Yakın zamanda Trump’ın Beyaz Saray’ında puro içmeyi hayal ederek…

-Dünya Jeffrey Epstein ve bağlantılarını konuşuyor. Komplo teorileri havalarda uçuşuyor. Küresel siyaset ve nüfuz alanını bilen, yakından takip eden birisi olarak Epstein vakasına dair okumanız nedir?  

-Epstein’le ilgili yazılıp çizilenleri ben de herkes gibi takip ediyorum. Özel bir bilgiye sahip değilim ama okuduklarımdan ve tecrübemden yola çıkarak bir ayrım yapmak isterim. İstihbarat örgütleri bazen bir sistemi organik biçimde yaratır. Bana kalırsa Epstein’in bu sistemini bir örgüt yaratmamış, var olan bir sisteme fişi takmışlar. Epstein, İsrail’in kadrolu bir operatörü ya da vaka subayı değil.”

“Türk milliyetçilerinin ağabeyi olacağım”-Aytunç Erkin (Nefes)

“6 Şubat akşamı saat 23.36’da sosyal medya hesabımdan şu paylaşımı yaptım:

İDDİA 1: Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın üç aydır CHP’den kopmayı düşündüğü belirtiliyor.

İDDİA 2: Özarslan’la Mansur Yavaş’ın son aylarda “ayrılık” konusunu konuşmadıları ifade ediliyor.

İDDİA 3: AKP’ye geçeceği yazılmaya başlandığından bu yana yakın arkadaşları tarafından “yalanla” telkinlerine yanıt vermediği öne sürülüyor.

İDDİA 4: Mesut Özarslan’ın 18 Şubat’ta AKP’ye geçeceği kulislerde konuşuluyor. Bunların hepsi iddia ama bir yalanlama gelmediği için Ankara kaynıyor!

Bu paylaşımı yaptıktan sonra CHP’li Ankara Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’a ulaşmak istedim ama dönüş yapmadı.

Ancak…

11 dakika sonra…

“Dava İnsanlık Davasıdır. Nizam-ı Alem, İlay-ı Kelimetullah Davası davamızdır. Vessellam.”

6 Şubat akşamı saatler 23.47’yi gösterdiğinde; AKP’ye geçeceği iddia edilen CHP’nin Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan sosyal medya hesabından bu paylaşımı yaptı.

Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nde “İlay-ı Kelimetullah” tanımına baktım: “… Tevhid inancını yüceltip hakim kılma anlamında bir tabir. İlâ-yi kelimetullah tabiri, Allah’ın dininin ve tevhid inancının yüceltilip yaygınlaştırılması yolunda gösterilen gayret ve faaliyetleri kapsamakta, cihad ve savaş kelimeleriyle birlikte Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça zikredilen ‘fî-sebîlillâh’ (Allah yolunda) kavramıyla yakından ilgili bulunmaktadır.”

Bu paylaşım bir CHP’linin paylaşımına benzemiyordu. Sonra Ankara’yı ve Özarslan’ı yakından tanıyan bir dostumla konuştum, sorular yönelttim.

-Mesut Özarslan ne zamandan bu yana CHP’den ayrılmayı düşünüyor?

-Bir yıldır AKP’ye geçmeyi planlıyordu. Ancak, CHP’yle çok grift/karışık ilişkiler içerisinde. İlçe başkanlarının çoğuyla yakın, MHP’den bazı isimler var, BBP’lilerden bazılarıyla yakın… Çok enteresan bir kişilik Mesut Bey.

-Enteresan derken ne demek istedin?

-Şu an İYİ Parti Ankara İl Başkanı Yener Yıldırım’ı partinin kurucu il başkanı yapacaklardı. Meral Akşener’le gezilere katılıyordu. Mesut Bey, Koray Aydın’la hareket etmeye başladı. Koray Bey, Mesut’u il başkanı yaptı. Sonra birtakım ısrarlar üzerine ASKİ Genel Müdürü yapılmak istendi. “Mesut ASKİ’den ancak su aboneliği alabilir” diyenler oldu ve bu proje rafa kalktı. Daha sonra baskı olunca Portaş’ın başına geçti. Koray Aydın’la yolları ayrıldı ve İYİ Parti’den CHP’ye geçen Adnan Beker’le birlikte oldu.”

İki 7.3 ne yapar? İstanbul ve Marmara bölgesi tamamen korunmasız-Orhan Bursalı (Cumhuriyet)

“Siz okumaktan bıkmış olabilirsiniz ama biz yazmaktan bıkmadık. Deprembilimciler konuşmasa, biz de yazmasak oh ne âlâ mualla her şey güllük gülistanlık olacak ve kimsenin de psikolojisi bozulmayacak. Önlem yok, para harcamak yok, vur patlasın çal oynasın. Deprem Marmara’yı derin ve sert vurursa da artık bizden sonrakiler düşünsün ne halt edeceklerini…

Sodom ve Gomora aklıma geldi. Hayır abartmak istemiyorum. Bunları bilir misiniz? Tanrı işlenen büyük günahların (erkekler kendilerine gelen erkek meleklerle bile cinsel ilişki istiyor!) Eski Ahit Yaratılış kitabında bu iki kentin Tanrı’nın gazabı sonucu yok edildiğini söyler. Tekvin’de iki kentin “işledikleri günahlardan ötürü gökyüzünden yağan ateşle yok edildiği” anlatılır.

 Wikipedia’ya bakıyorum: “Bu iki kentin, daha önceleri İsrail’deki Şeria Irmağı’ndan Doğu Afrika’da Zambezi Irmağı’na uzanan Büyük Rift Vadisi’nde milattan önce 1900’de meydana gelen bir depremle yok olduğu düşünülüyordu”. Bu depremde 70 bin kişi ölmüş… 

Bu büyük transform fayı ki kuzey ucu Ölü Deniz (Lut Gölü) üzerinden Antalya’ya uzanır ve 6 Şubat depremi bu kuzey kolunun kırılmasıyla kenti yerle bir etti. 

Fakat merak bilimcileri esir alınca araştırıldı ve bölgeye büyük bir göktaşının düşmesiyle bu iki kentin yok olduğu anlaşıldı. “Göktaşının büyük büyük parçası Lut Gölü’ne, nispeten daha küçük olan diğer parça Sodom şehrinin tam üzerine düşüyor. Tekvin’deki, gökyüzünden yağan ateşle yok edildiği saptaması ise doğru, tabii, söylenceler dilden dile gelmiş ve Tekvin’e Tanrı’nın gazabı olarak girmiş.” 

“Çarpışmanın bir kanıtı, Lut Gölü’ne çarpan göktaşının roid’in gölden kaldırdığı ve tüm çevreye saçtığı tuzların tüm bölgeyi 700 yıl kadar verimsiz bıraktığına dair arkeolojik izlerdi”. Şehrin üzerine düşen göktaşı parçasının kanıtı ise Sodom Sarayı’nın hemen güneybatı tarafındaki yamaçta uydudan saptanan krater ve çevresindeki araştırmalardı. 

Marmara’yı, İstanbul başta, çevre illeri ile birlikte 25 milyon kadar insanı tehdit eden “Sodom/Gomora” olayı ise gökten değil, denizin altından gerçekleşecek. (Tabii bir büyük göktaşı olasılığı küçük de olsa her zaman her yerde mevcut.) Yeraltındaki canavarın uyanışının en geç 30-50 yıla kadar gerçekleşeceğine ilişkin öngörüler var. 

Yahu 1999 depremini tabii ki unuttuk. Ölen ölür, kalan sağlar yaşar. 53 bin insanın öldüğü ve yaşayanların ve (ölenlerin) feryatlarının hâlâ yeri göğü inlettiği 11 kenti etkileyen 7.7 ve7.6 büyüklüklerinde 6 Şubat depremlerini de mi unuttuk?”

Özelleştirmede ‘tekel’ terörü-İbrahim Kahveci (Karar)

“TÜVTÜRK istasyonunda yaşanan son olaya bakalım…

Türkiye araç muayene istasyonlarını özelleştirdi. Araç sahipleri her 2 yılda bir araç muayenelerini yaptırmak zorundadır.

Polis memuru Melih Okan Keskin Ankara’da aracını muayeneye götürüyor. Aracın park lambası yanmıyor gerekçesi ile aracı muayeneyi geçemiyor. İstasyondaki insan görünümlü bir SÜRÜ saldırısı sonucu polis memuru öldürülüyor.

Konuya fazla detay vermiyorum; herkes olayın sıcaklığı ile her adımı takip ediyor. Burada kilit soru şu: Özelleştirme kalite mi getiriyor yoksa vahşet mi?

Bakınız bu olan münferit bir olay değildir. Sadece oradakilerin kişisel yanlışları ile yaşanan bir olay değildir. Açıklayayım…

Bir kere istasyondakilerin sürü olarak saldırması dahil genel tavırları bir üstten bakış tarzını gösteriyor. Nice araç muayene istasyonlarında benzer şikayetler gelmiştir. TÜVTÜRK bir tekeldir ve o tekel gücü çalışanlara da üstten bakışı sirayet ettirmektedir. Bunu birçok TÜVTÜRK İstasyonunda görebilirsiniz.

Emir-komuta anlayışı ile gelenlere müşteri gözü ile değil “buraya zorunlu gelmiş” yolunacak kazlar gözü ile bakılıyor. Özelleştirme sonrası müşteri kavramı yerine “bize mecburlar” davranış biçimi hakim oluyor.

Soralım kendimize bu üstten bakış ve yolunacak kaz anlayışı sadece TÜVTÜRK İstasyonlarında mı yaşanıyor? Hayır…

Hatırlayın paralı özel sektör yol ve köprülerini. HGS’de para olmasına rağmen kaçak geçiş cezalarını. Aylar sonra bildirim geliyor ve 4 kat ceza ve yargı masrafı ile on binlerce liraya ulaşan cezalar.

Türk Halkı o çok özel Müteahhitlerin yollarında ve köprülerinde sadece yüksek fiyat ödeyerek soyulmuyor.

Kaçak geçiş adı altında fahiş cezalarla da soyuluyor. Tekrar hatırlatayım: Bu cezalar Hazine garantisine girmediği için o özel müteahhitlerin özel karı oluyor.

ekel konumundaki otoyol ve köprülere girdiğinizde o fahiş fiyat ve cezaları öderken aynı oranda hizmet alabiliyor musunuz? Mesela yol aydınlatması her yerde var mı? Ya da kar yağdığında yollar temizleniyor mu?

Ya yol üstündeki dinlenme istasyonları? Kapıyı açtığınızda silahlı değil ama dolaylı şekilde “eller havaya bu bir soygundur” sözünü işitmesiniz de resmen soyuluyorsunuz?

Bir başka tekel özelleştirmesi ise elektrik dağıtım şirketleri. Yeterli altyapı yatırımı yapılıyor mu? Mesela İzmir’de yağmur birikintisinde kaçak elektrik akımında ölenlerle TÜVTRÜK istasyonunda öldürülen polis farklı mıydı?

Aydınlatılmayan yollar veya yapılmayan hizmetler…

Kısacası burada bir tercih söz konusu. Tekel konumundaki hizmetleri kamu mu yapmalı yoksa özelleştirme ile özel sektör mü?

Ben açıkça düşüncemi de söyleyeyim: Bu tür tekel konumlarındaki özelleştirmeler ya yapılmamalı ya da çok ama çok sıkı özel denetim şartları getirilmelidir. Mesela bu tekel konumlarındaki özelleştirmelerde işlemlerin nihai sorumluluğu yine kamuda tutulmalıdır.”

Banka faizinde yön yukarı-Naki Bakır (Dünya)

“Merkez Bankası’nın faiz indirimine devam ettiği ocakta sektör ve ay ortalamasında “ihtiyaç” kredisi faizi 3,34, taşıt kredisi faizi 4,23 puan yükseldi. Politika faizinin toplam 13 puan düşürüldüğü Aralık 2024’ten bu yana tüketiciler ve işletmelerin finansmanında kredi faizlerindeki düşüş çok daha sınırlı kaldı.

Merkez Bankası’nın sıkı para politikasında kontrollü gevşeme adımı olarak Aralık 2024’ten bu yana sürdürdüğü faiz indirim sürecinde bankaların tüketiciler ile sanayici ve iş adamları kesimine kullandırdığı kredilerin faizindeki düşüş politika faizine göre çok daha sınırlı kalırken, ocak ayında ise bazı kredi türlerinin faizinde tersine yükseliş yaşandı. Merkez Bankası’nın arızi kesintilere rağmen bu yıl ocakta on dört aya ulaşan indirim sürecinde Para Politikası Kurulu (PPK) on iki toplantı yaptı. Bunlardan sadece; ABD’nin rakip ülkelere fahiş gümrük vergisi oranları getirmesiyle küresel ticaret savaşlarının şiddetlendiği Nisan 2025’teki toplantıda artırım, diğer on birinde ise indirim kararı alındı. En son 22 Ocak’ta yapılan toplantıdaki 100 baz puanlık indirimle politika faizi yüzde 37’ye kadar indi. İndirim süreci öncesi yüzde 50 olan politika faizi on dört aylık dönemde toplam 13 puanlık düşüş kaydetti.

Bankacılık sektörünün ocak ayı ortalamasında kredilere uyguladığı faizler ekonomi yönetiminin 2026 yılı enflasyon hedefinin de piyasa katılımcıları ve reel sektör beklentilerinin de çok üzerinde bulunuyor. 2026-2028 Orta Vadeli Programı’nda (OVP) 2026 yılı için öngörülen yüzde 16 enflasyon hedefi yer alıyor. Merkez Bankası tarafından ölçülen verilere göre ocak ayı itibarıyla gelecek yılda piyasa katılımcıları yüzde 22,20, reel sektör yüzde 32,90 enflasyon beklerken, hane halkının beklentisi ise yüzde 52,08 düzeyinde. Buna göre tüm dallarda kredi faizleri piyasa katılımcıları ve reel sektör beklentilerinin oldukça üzerinde seyrederken, ihtiyaç kredisinin fiili ortalama yıllık faizi enflasyonda yükseliş beklentisini hala koruyan hane halklarının yıllık beklentisinin de üzerinde bulunuyor.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale D. Akdeniz’de Chevron hamlesi ve Türkiye’yi bekleyen riskler
Sonraki Makale Mumcu davasında Oğuz Demir bilmecesi

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

*Günlük

“Sudan ucuz” İran kamikazeleri

Medya Günlüğü
10 Mart 2026
GünlükManşet

Türkçe âşığı İsveçli ordinaryüs

Medya Günlüğü
10 Mart 2026
GünlükManşet

Tarihi değiştiren adam

Medya Günlüğü
10 Mart 2026
GünlükManşet

9 soruda Tahran

Medya Günlüğü
10 Mart 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?