Ürdün’deki Amerikan üslerine düşen füzeler, ekranlarda birkaç saniyelik “son dakika” bandı olarak geçti.
İran Devrim Muhafızları, ABD’nin gece düzenlediği hava saldırılarına misilleme olarak Ürdün’deki üsse konuşlu yakıt ikmal uçaklarını ve savaş jetlerini balistik füze ve insansız hava araçlarıyla vurduğunu duyurdu. Aynı gün Umman’da ABD’ye ait radar tesisleri de hedef alındı. Mesele artık İran topraklarıyla sınırlı değil. Çatışma, bölgedeki her müttefik üssü, her boğazı, her sevkiyat rotasını kapsayan bir hatta yayıldı.
Şubat’tan bu yana süren, iki kez ateşkesle durulmuş gibi görünüp iki kez yeniden alevlenen bu savaş, artık kimsenin şaşırmadığı bir ritme oturdu: saldırı, ateşkes, ihlal, yeni saldırı. Her turda anlatı aynı kalıba dökülüyor: nükleer tehdit, bölgesel güvenlik, istikrar. Zenginleştirme oranları, denetim mekanizmaları, silahlanma riski gerçek. Ama savaşın beş aydır sürmesini yalnızca bu çerçeveyle açıklamak, tablonun büyük kısmını karanlıkta bırakıyor. Bu savaşın nabzını asıl tutan yer, çoğu zaman füzelerin düştüğü yer değil, borsa endekslerinin ve enerji sözleşmelerinin olduğu yer.
Rakamlar bunu gayet açık gösteriyor. ABD’nin İran’a ilk saldırısını başlattığı gün, savunma sanayisi hisseleri aynı seansta yükseldi. Lockheed Martin yüzde 3-4 bandında değer kazanıp tüm zamanların rekorunu kırdı. Northrop Grumman yüzde 6, RTX (eski adıyla Raytheon) yüzde 5 civarında prim yaptı. Alman Renk ve İtalyan Leonardo Avrupa’da aynı dalgadan pay aldı. Bernstein’ın yatırımcı notuna göre çatışmanın ilk iki gününde ABD ordusu 5,6 milyar dolarlık mühimmat tüketti; bu, üreticiler için yeni sözleşmelerin habercisiydi. RTX geçtiğimiz bir yılda yüzde 62, Lockheed Martin son üç ayda yüzde 37 değer kazandı. ABD’nin 2026 savunma bütçesi 1 trilyon doları, 2027 talebi 1,5 trilyon doları buluyor. Tarihin en büyük yıllık artışlarından biri.
Lenin’in bir asır önce yazdığı emperyalizm çözümlemesi bu tabloyu tam olarak anlatır: Büyük güçlerin çatışmaları, sermayenin yeni pazar, yeni ham madde kaynağı ve yeni etki alanı arayışının bir ürünüdür. Mekanizma burada soyut kalmıyor. Savaş sürdükçe mühimmat tükeniyor, tükendikçe yeni sözleşmeler imzalanıyor, sözleşmeler imzalandıkça savunma bütçeleri büyüyor, büyüyen bütçe savaşın sürmesinde kurumsal bir çıkar yaratıyor.
Aynı döngü enerji tarafında çok daha çıplak rakamlarla işliyor. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Savaş öncesinde bu geçişin sigorta maliyeti geminin değerinin yüzde 0,25-0,5’i kadardı; ilk saldırı dalgasının ardından bu oran yüzde 10’a fırladı. Sigorta brokeri Marsh’ın bir yetkilisinin verdiği örnekle, 100 milyon dolarlık bir petrol tankeri için bu, tek seferlik 10 milyon dolarlık bir maliyet demek. Gerilim hafifleyince prim yüzde 2-3’e geriliyor, yeni bir saldırı dalgasında yeniden yüzde 5-6’ya sıçrıyor. Boğazdaki her füze, sigorta şirketleri, navlun brokerleri ve enerji ithalatçısı ülkeler için yeniden fiyatlanan bir risk tablosu demek. Piyasa, ateşkes haberine değil, geminin gerçekten boğazdan geçip geçemeyeceğine bakıyor. Savaşın gidişatını bugün en soğukkanlı okuyan taraf, diplomatlar değil, sigorta underwriter’ları.
Medyanın bu savaşı sunuş biçimi de kendi başına bir mesele. Haberler “İran’ın saldırgan eylemleri” ile “ABD’nin karşılık verdiği operasyonlar” arasında bir denge kurmaya çalışıyor, sanki iki taraf da eşit ölçüde bir güvenlik mantığıyla hareket ediyor. Bu dil, savaşın kimin toprağında, kimin altyapısında, kimin sivilinin canında yürüdüğünü perdeliyor. “Hedef alındı”, “vuruldu”, “misilleme yapıldı” ifadeleri, yıkılan köprüleri, kesilen sağlık hizmetlerini, ölen insanları teknik bir askeri jargonun arkasına gizliyor.
Ateşkeslerin bu kadar kolay bozulması da tesadüf değil. Mesele yalnızca nükleer denetim olsaydı, bir çerçeve anlaşması imzalandığında savaş dururdu. Burada olan bu değil. Her ateşkes, taraflardan birinin yeniden konuşlanması, diğerinin yeni bir tedarik zinciri kurması için bir soluklanma anına dönüşüyor. Uzlaşma değil, henüz dengeye oturmamış çıkarların bir molası bu.
İmzalanacak nihai metnin altında hangi ülkenin egemenliği yazacak, kimse bilmiyor. Ama hangi şirketlerin bilançosunun büyüyeceğini bugünden, kesin rakamlarla söyleyebiliyoruz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
