Avrupa’da bazı merkez bankaları altın rezervlerinin nerede tutulması gerektiği konusunda yeniden hesap yapmaya başladı.
De Nederlandsche Bank (DNB-Hollanda Merkez Bankası), Mart-Ağustos 2026 arasında ABD ve Kanada’da bulunan yaklaşık 313 tonluk altın rezervinin 86 tonunu Londra’ya kaydırdı.
DNB, kararın gerekçesini “artan jeopolitik huzursuzluk” olarak açıkladı ve Londra’nın dünyanın en büyük fiziki altın ticaret merkezlerinden biri olması nedeniyle burada tutulan altının kriz durumunda daha kolay kullanılabileceğini belirtti.
Ancak bu rakamın tamamı fiziksel olarak Amerika’dan İngiltere’ye taşınmadı.
DNB, yaklaşık 59 ton altını New York’ta satarak Londra’da yeniden satın aldı. 27 tonun biraz üzerindeki altın ise fiziksel olarak ABD ve Kanada’dan Hollanda’ya getirildi; aynı miktardaki standartlara uygun altın daha sonra Hollanda’dan Londra’ya gönderildi.
Yani yapılan işlem, yalnızca “altınları Amerika’dan çekmek” değil, rezervlerin daha kolay alınıp satılabileceği ve kriz anında daha hızlı kullanılabileceği merkezlere dağıtılması anlamına geliyor.
Hollanda’nın kararı, dünyada jeopolitik gerilimlerin arttığı bir döneme denk geliyor.
Ukrayna savaşı, ABD ile Avrupa arasındaki ticaret gerilimleri, Orta Doğu’daki savaş ve küresel finans sistemindeki belirsizlikler, merkez bankalarını rezervlerinin yalnızca miktarını değil, nerede ve hangi koşullarda tutulduğunu da yeniden değerlendirmeye yöneltiyor.
Altın bu açıdan özel bir varlık.
Bir ülkenin merkez bankası altınını başka bir ülkede tuttuğunda, altın fiziksel olarak kendisine ait olsa bile kriz dönemlerinde erişim, taşıma, satış ve takas koşullarını da hesaba katmak zorunda.
Bu nedenle rezervlerin farklı ülkelerde ve farklı finans merkezlerinde tutulması, merkez bankaları açısından bir çeşit risk dağıtımı anlamına geliyor.
Neden Londra?
İlk bakışta Hollanda’nın altınını New York’tan alıp Londra’ya taşıması şaşırtıcı olabilir.
Ancak mesele yalnızca coğrafya değil.
Londra, dünyadaki en önemli fiziki altın ticaret merkezlerinden biri. DNB de altının Londra’da tutulmasının, altının uluslararası piyasalarda hızla alınıp satılmasını kolaylaştırdığını ve kriz durumunda Hollanda Merkez Bankası’nın rezervlerine daha hızlı erişmesini sağlayacağını belirtiyor.
Dolayısıyla Hollanda’nın yaptığı işlem, Amerika’dan çıkıp Avrupa’ya kapanmak anlamına gelmiyor.
Böylece daha çok, altının hem güvenli hem de gerektiğinde kolayca kullanılabileceği bir merkezde tutulması hedefleniyor.
Hollanda bu yıl böyle bir adım atan tek Avrupa ülkesi değil.
Fransa Merkez Bankası da ABD’de bulunan 129 ton altını elden çıkararak Avrupa’da yeniden altın satın aldı.
Ancak Fransa’nın gerekçesi özellikle önemli.
Banque de France, New York’ta bulunan altınların yaklaşık yüzde 5’lik bölümünün uluslararası piyasalarda kullanılan LBMA standartlarına uygun olmadığını belirtti.
Bu nedenle söz konusu altını uzun ve riskli bir lojistik operasyonla Fransa’ya taşımak yerine New York’ta sattı ve Avrupa’da standartlara uygun altın satın aldı.
Bu işlem Fransa’nın toplam altın rezervini değiştirmedi. Rezervler yaklaşık 2.437 ton seviyesinde kaldı.
İşlemin yüksek altın fiyatları nedeniyle Fransa Merkez Bankası’na yaklaşık 11 milyar euro sermaye kazancı sağladığı da açıklandı.
Almanya ne yaptı?
Almanya’nın hikâyesi ise daha eski.
Deutsche Bundesbank yıllar önce altın rezervlerinin önemli bölümünü Frankfurt’a geri taşıma kararı almıştı.
2013-2016 döneminde toplam 583 ton altın New York ve Paris’ten Frankfurt’a getirildi.
Sadece 2016 yılında New York’tan 111 ton, Paris’ten ise 105 ton altın Almanya’ya taşındı.
Bundesbank’ın 2017’de açıkladığı verilere göre, 2016 sonunda Almanya’nın 3.378 tonluk altın rezervinin 1.619 tonu Frankfurt’ta, 1.236 tonu New York’ta, 432 tonu Londra’da ve 91 tonu Paris’te tutuluyordu.
“Soğuk Savaş”ta tersi olmuştu
Aslında hikâyenin ilginç bir geçmişi var.
“Soğuk Savaş” döneminde bazı Avrupa ülkeleri, Sovyetler Birliği’nin Batı Avrupa’ya saldırması ihtimaline karşı altınlarını kendi ülkelerinden çıkararak New York gibi güvenli gördükleri merkezlere taşımıştı.
Almanya’nın altınlarının önemli bölümünü New York’ta tutmasının tarihi de bu döneme uzanıyor.
Şimdi ise jeopolitik risklerin niteliği değişiyor.
Savaş tehdidinin yanı sıra yaptırımlar, ticaret savaşları, finansal sistem üzerindeki siyasi baskılar ve ülkeler arasındaki ilişkilerde yaşanan hızlı değişimler de merkez bankalarının hesaplarına giriyor.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
