Rusya’nın yeni Ankara Büyükelçisi Sergey Vasilyeviç Verşinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a güven mektubunu sunarak resmen görevine başladı.
Şubat ayında Vladimir Putin tarafından atanan ve 6-8 aylık boş büyükelçilik koltuğunu dolduran Verşinin’in Ankara’ya gelişi, sıradan bir rotasyon değil. Moskova, 2018’den bu yana Dışişleri Bakan Yardımcılığı yapan, Suriye, Orta Doğu ve çok taraflı müzakerelerin en önemli mimarlarından birini Ankara’ya göndererek açık bir mesaj veriyor:
“Ankara’yı, mevcut dosyalar ve bölgesel dengeler açısından çok ciddiye alıyoruz.”
Eski Büyükelçi Aleksey Yerhov dönemindeki “siyasi iletişim ağırlıklı” tablodan, daha “teknik ve dosya odaklı” bir yapıya geçiyoruz. Peki, bu ağır sıklet diplomat nasıl bir strateji izleyecek ve önümüzdeki süreçte Türk-Rus ilişkilerini hangi sınamalar bekliyor?
1) Suriye dosyasında “masa” yeniden kuruluyor
Verşinin’in kariyerinin kalbi Orta Doğu ve Suriye’dir. Astana ve Cenevre süreçlerinde fiilen bulunmuş, sahadaki dengeleri mikroskobik düzeyde okuyabilen bir diplomat. Aralık 2024 sonrası Suriye’deki yeni realite göz önüne alındığında, Türkiye’nin ABD ile olası taktiksel yakınlaşmalarını dengelemek Rusya’nın ilk önceliği. Suriye, tıpkı geçmişte olduğu gibi bugün de ilişkilerin “kırmızı çizgisi” konumunda. Bu dosyadaki olası bir kırılma, tüm Türk-Rus dengesini sarsma potansiyeli taşıyor.
2) Dengeleyici aktör olarak Türkiye
Moskova, Ankara’nın Batı (ABD/AB) ile yürüttüğü ince diplomasiyi dikkatle izliyor. Verşinin’in en provokatif ama bir o kadar pragmatik misyonu; Türkiye’nin tamamen Washington eksenine kaymasını engellemeye çalışmak olacak. Bunu yaparken “sıfır sorun” beklentisinde değil; Türkiye’nin “çok yönlü” ve “bağımsız” dış politika hamlelerini stratejik bir avantaj olarak kullanarak, Karadeniz ve enerji dosyalarında Rusya’yı devre dışı bırakacak hamleleri frenlemeyi amaçlıyor.
3) Enerji ve ticaret: siyasi kaldıraçlar
Batı yaptırımları, bankacılık ve ödeme sistemlerinde daralan kanallar, Verşinin’in masasında en can yakıcı dosyaları oluşturuyor. ABD ve AB baskısı arttıkça Türkiye, bu gri alanları daraltmak zorunda kalıyor. Bu sıkışmayı aşmak için diplomatik bir yaratıcılık şart. Öte yandan, Akkuyu Nükleer Santrali ve Türkiye’de kurulması planlanan “Doğal Gaz Merkezi” projesi sadece ekonomik ortaklıklar değil, Moskova’nın kurumsal “bağımlılık” araçları. Verşinin döneminde enerji dosyalarının çok daha sıkı takip edileceğini öngörebiliriz.
4) Karadeniz, Kafkasya ve “Montrö” pratiği: iç siyasete anında müdahale
Türkiye’nin Montrö’yü hassasiyetle uygulaması Moskova için bir can simidi. Ancak Ukrayna savaşının seyri, Karadeniz’de NATO varlığının olası artışı ve mayın temizleme operasyonları gibi başlıklar, gerilim potansiyeli biriktiriyor. Aynı şekilde, Güney Kafkasya’da (özellikle Azerbaycan-Ermenistan normalleşmesinde) Türkiye’nin artan inisiyatifi, Rusya’nın geleneksel arka bahçesini paylaştığı hissini güçlendiriyor. Moskova, TRIPP (Trump yolu)/ Zengezur ve Ermenistan başlıklarında Türkiye ile “koordinasyonlu” çalışmaya gayret edecek, ancak dışlandığını hissettiği anda tansiyonu yükseltebilecektir.
Tam da bu noktada, Verşinin’in sadece kapalı kapılar ardında bir bürokrat değil, kamuoyu iletişimini ve Türk siyasi tarihini ne kadar yakından okuyabildiğini gösteren önemli bir anekdotu hatırlamak gerekiyor. Yeni büyükelçinin, iç politikadaki tartışmalara ve hassas gündemlere ne kadar anında ve nokta atışıyla müdahale edebilme yeteneğine sahip olduğunu Montrö tartışmalarında bizzat deneyimledik. X (Twitter) platformunda doğrudan bu satırların yazarını, yani Medya Günlüğü yazarı Aydın Sezer’i etiketleyerek diyaloga giren Verşinin, Montrö konusundaki hassasiyetlere dönemin Ulus gazetesi kupürünü paylaşarak tarihi bir rest/hatırlatma ile yanıt vermişti. Bu eşine az rastlanır proaktif refleks, Ankara’daki yeni elçinin Türkiye’nin nabzını anlık tuttuğunu ve gerektiğinde belgesiyle iç tartışmalara yön verebileceğini kanıtlıyor.
Olası bir “gerginlik senaryosu” neleri barındırır?
Bunu bir niyet okuma olarak değil, politik risk analizi olarak ele aldığımızda denklem basittir: Suriye, Ukrayna, enerji ve ticaret dosyalarının aynı anda kilitlenmesi “Düşük İş Birliği-Yüksek Tansiyon” dönemini tetikler. Eğer Suriye’de koordinasyon sahadaki bir oldu bitti ile bozulur, aynı dönemde Karadeniz’de Türkiye NATO lehine bir zemin açar ve yaptırımlar sebebiyle Rusya’nın Türkiye üzerinden nefes aldığı ticaret kanalları daralırsa; Rusya buna enerji akışı, turizm ve bölgesel blokajlarla yanıt verir. Bu da bizi doğrudan bir gerilim sarmalına sokar.
Verşinin’in doğrudan Lavrov ve Kremlin ile hızlı iletişim kurabilme lüksü var. Belli ki, sadece diplomatik kanalları değil, Türk medyası ve kamuoyu araçlarını da etkin kullanarak kilitlenen sorunlarda pratik çözümler/mesajlar üretecek. Yeni dönemde Türk-Rus ilişkileri; fırtınalı geçecek bile olsa gemiyi limana yanaştırmaya odaklı, krizlerden ziyade çıkarlara (enerji, ticari yollar) yaslanan bir “rekabetçi iş birliği” ekseninde devam etmeye mahkumdur.
Ankara-Moskova hattında ne balayı var ne boşanma; masada sadece hem sokağı/tarihi okuyabilen hem de jeopolitiği bilen aktörlerin oynadığı sert ama rasyonel bir satranç var.
Fotoğraf: Cumhurbaşkanlığı
İlgili yazılar:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
