Hatırlayacaksınız, 2008’de Bağdat’ta konuşmakta olan Amerikan başkanına gazeteci Muntadar al-Zaidi ayağındaki ayakkabıyı çıkarıp fırlatmıştı, “Dullar, yetimler ve öldürdüğünüz Irak için” diye bağırarak.
O ayakkabı başkana erişemediyse de hedefine ulaşmış, dünya gazetelerine manşet olmuştu. Hemen tutuklanan gazetecinin sonu ne oldu bilmiyorum ama yerle yeksan edilen Bağdat’a olanlar oldu.
Annelerin çocuklarına terlik fırlatmalarını bir yana bırakırsak birine ayakkabı fırlatmak enderi nadirattandır. Oysa Amerika’da pek çok farklı eyalette elektrik tellerine fırlatılmış ayakkabılara rastlıyorum ve sorup duruyorum bunun anlamı nedir diye. Tatmin edici bir cevap alamayınca sanal ansiklopedilere ve yapay zekâya başvurdum.
Yapay zekâya göre nerede ve ne zaman fırlatıldığına göre değişirmiş durum. Mesela, bazı yerlerde ölene sevgi ve saygı gösterisiymiş bu. Özelikle de şiddet kurbanı olanların ayakkabıları fırlatılırmış tellerin üzerine. Bazı bölgelerde ise çeteler oralarda var olduklarının işareti olarak sallandırırlarmış ayakkabıları tellerden. Ancak bu iş eskiden böyle olabilirmiş de şimdi böyle şeyler olmuyormuş, polisin söylediğine göre…
Eğer şehrin eteklerinde bir yerlerde elektrik telinden bir ayakkabı sallanmaktaysa o civarda malum yasak maddelerin satışı yapılıyor, gelen geçene de burada bulabilirsiniz denmek isteniyor olabilirmiş ama bu olasılık da yasa adamlarınca pek kabul edilmiyormuş.
Askeri kamptan ayrılmakta olan askerlerin postallarını elektrik tellerinde sallandırmak gibi bir gelenekleri de varmış. “Yaşasın, artık bu postallara hapsolmak zorunda değilim” demek istiyorlarmış zahir.
Bazıları da sırf iş olsun torba dolsun diye fırlatırmış ayakkabıları tellerin üzerine. Özellikle de isyankâr yeni yetmeler yaparmış bunu.
Yeni yetme çok bilmişin yaptığı bu açıklamalarla yetinemeyince bir de kadim dostumuza sorayım dedim aynı soruyu. İhtiyar derviş Wikipedia “Can çekişmekteyim, hiç değilse bir iki dolar at da soruları yanıtlamayı sürdürebileyim” diye yalvar yakar olduktan sonra gene de uzun uzadıya verdi cevabını.
Söylediğine göre Kuzey Amerika’da genellikle spor ayakkabılar fırlatılırmış tellere. Dinden dine de, kültürden kültüre de anlamı farklıymış bu geleneğin. Örneğin “Okul bitti yaşasın tatil başlıyor” diye ya da “Nihayetinde evlenebiliyorum” diye sevinçten ipe çamaşır asar gibi tellere asılırmış ayakkabılar. Ancak sevincini tepeden sarkan ayakkabıyla duyurmayı başlatanların askeri kamptan ayrılanlar olduğu kanısı en yaygınıymış. 1997 yapımı “Wag the Dog” (Başkanın Adamları) filminde de bu geleneğin örneğini görmek mümkünmüş.
Gangsterlerin “Buralar bizimdir” ya da “Mal bulabileceğiniz ev bu yakınlarda” anlamındaki tellere ayakkabı asma meselesinin halli için de 2003 yılında Los Angeles şehrinin Belediye Başkanı James Hann, tellerden sallanan ayakkabıların toplatılması için belediyenin tüm imkanlarını kullanarak bir temizlik harekâtı başlatmış. Ancak polis gene de “Gangsterler asıyor hikayesi bir masaldır” demeyi sürdürmüş. 2015 yılında Chicago şehrinde yapılan bir çalışmada da çeteler ile tellerden sarkan ayakkabılar arasında kurulan bağlantının doğru olmadığı (!) açığa çıkarılmış.
Yapay rakibi karşısında güçten düşüp biraz daha yaşamak için dilenmek zorunda kalan Wikipedia’ ya göre bağcıklarıyla birbirine bağlanmış ayakkabı ya da botların telefon kablolarına ya da elektrik tellerine fırlatılmasına da ayakkabı ağacı yapmaya da “Shoefiti” denirmiş. Bırak görmeyi hiç duymadığım ayakkabı ağacını sayesinde öğrendim ben de.
Ayakkabı ağacı bir ağaç olabileceği gibi bir elektrik direği ya da odundan bir direk de olabilirmiş. Meyve yerine ayakkabılar sallanan bu canlı ya da ölü ağaçlardan Amerika’nın birçok yerinde varmış. Appalachian dağlarında 1930’lu yıllarda açılan 2 bin millik yürüyüş yolunu tamamlayabilen yürüyüşçülerin bir nişan olarak botlarını bir ağaca asmaları bu geleneği başlatmış. 2017 yılında değişik eyaletlerde 45 ayakkabı ağacı saptanmış. Şimdilerde kaç tanedir bilemedim. Topuklu ayakkabı ağacı gibi belirli bir konusu bile olurmuş bu ağaçların.
Ayakkabıları mümkün olduğunca uzağa fırlatmak şeklinde bir çeşit gelenek de varmış. Bazı kültürlerde evlenenler düğünlerinde şans getirsin diye ayakkabılarını olabildiğince uzağa fırlatıp atarken bazı kültürlerde omuzunun üzerinden ayakkabısını fırlatanlar bir an önce evlenmek isteyenlermiş. Mesela Çek kızları da Noel gecesi kapıya arkalarını dönüp omuzlarından geriye doğru ayakkabılarını fırlatırmış. Ayakkabı kapıdan dışarı çıkarsa o sene evlenebilecekler demekmiş.
Düğünde uğur getirsin diye ayakkabı fırlatma işi Kraliçe Victorya dönemi İngiltere’sine dayanırmış. Balayına başlarken gelin de damat da eski ayakkabılarını fırlatırmış. Charles Dickens‘ın 1850’de basılan David Copperfield romanında da bu adet anlatılmış. 1887’de The New York Times‘da yayınlanan bir yazıda “Evlenmek için kiliseye doğru yola çıkmadan önce gelin ve damadın eski ayakkabılarını fırlatmaları bu evlilikten geri dönmeyecekleri anlamına gelen eski bir adetin ifadesidir” diye yazılmış. 1896’da bir yazar “Düğün başlarken eski ayakkabıları fırlatmanın anlamı güzel bir gelecek dileğidir” diye rotayı çevirmeye çalışmış. Gelinin arkasından fırlatılan ayakkabının babasının koruyuculuğundan kocasının koruyuculuğuna geçtiğinin simgesidir diyen de olmuş literatürde (Bak gene feminist nasırıma basıldı işte).
Gelinin fırlatılan eski ayakkabısının ardından koşan genç kızların ya da damat ayakkabısının peşinden koşan delikanlıların ayakkabıya önce erişeninin önce evleneceği inancı yaygınmış. Gelinin ters dönüp elindeki çiçeği omzunun üzerinden arkaya fırlattığını, bu çiçeği yakalayabilen kızın evlenme şansını da yakaladığına inanıldığını sizin gibi ben de gördüm ama ayakkabısını çıkarıp fırlatan gelini filmlerde bile görmedim. Belki de bu gelenek kokusu yüzünden çiçek fırlatmaya dönüşmüştür, kim bilir. (Bunları okurken bazı kızların gelinin giydiği ayakkabının altına kendi adlarını yazmalarının moda oluşunu da hatırladım. İsmini ayak altında ezdirmenin evlilikte ezilmeye teşne olmak olarak yorumladım, ayaklanmış feminist damarımla.)
Geleneksel olarak birini küçük düşürmeye de yararmış ayakkabı fırlatmak. Ayakkabının bir teki sahibinin erişemeyeceği bir yere fırlatılarak o kişi alaya alınırmış mesela. Amerika’da genellikle uyuyanın ya da sarhoş olup sızanın ayakkabısı çalınarak eşek şakası yapılırmış mesela. (Bunu okuyunca da Çerkes damatlarına düğün sırasında arkadaşlarınca yapılan, bazıları gerçekten eşek şakası sayılabilecek olanlar geldi aklıma. Ayakkabısının tekini saklamak neyse de içine tuz doldurmak ya da yumurta kırmak da bunlar arasında mesela.)
Arap kültüründe ise ayakkabılar pis bir şey olarak kabul edildiğinden birine ayakkabı fırlatmak alaydan da öte aşağılamakmış. (Anlaşılan Arap gazeteci geleneği kapsamında fırlatmış ayağındakini Bush başkana.) Böyle hakaret amaçlı olanlar kızgın taraftarlarınca David Beckham gibi ünlü kişilere de çokça yapılmış.
İngiltere’de görece yeni zamanlarda ise spor amaçlı ayakkabı fırlatmalar başlamış. Bizim yağmur çizmesi dediğimiz lastik Wellington botlarını en uzağa fırlatma yarışması ilk kez 1970’lerde yapılmış ama hızla yayılarak İngiliz köylerinin adeti oluvermiş. İrlanda, Finlandiya, Estonya, Rusya, İtalya hatta Avustralya ve Yeni Zelanda’ya kadar ulaşmış bu moda. Ayakkabı fırlatarak yapılan başka oyunlar hatta jürileri falan olan bayağı ciddi yarışmalar da türemiş sonrasında ama elektrik direklerine fırlatma adeti hiç oluşmamış bu sayılan ülkelerde.
Gerçek hayat sanal yaşamlara dönüşünce de ayakkabı fırlatmalı video oyunları türemiş elbette. Ben oynayanı görmedimse de “Half Dead and Half Dead 2” buna iyi bir örnektir diyor Wikipedia.
Her şey sanallaştıkça “Eskiden gerçek hayat diye bir şey varmış” deme demlerine doğru koşturuyoruz. Benim merak ettiğim, ekran karşısı tutsak yaşamların ayakkabıyla ilişkinin ne zaman tümüyle biteceği. Ayakkabı fırlatmaktan değil giymekten söz ediyorum. Bu gidişatla ayakkabı giymek gereksizleşiyor zira yürümeye gerek olmayan bir dünya inşa ediliyor.
“Ayağıma kadar getir” demenin keyfini sürmeye kasten alıştırılırken aslında toptan götürüldüğümüzü anlayabildiğimizi hiç sanmıyorum. Hâlâ vakit varken hak edenlere fırlatabilsek ayakkabılarımızı içimin yağı eriyecek ama nerdeee…
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
