Orta sınıf uzun süre modern ekonomik sistemin en önemli taşıyıcılarından biri olarak kabul edildi.
Ne en zenginler kadar görünürdü ne de en yoksullar kadar tartışılırdı. Ancak sistemin dengesi büyük ölçüde onun üzerine kuruluydu. Tüketimi sürdüren, vergi veren, borçlanarak büyümeyi destekleyen ve siyasal olarak sistemi meşrulaştıran kesim tam olarak buydu. Bu nedenle orta sınıfın varlığı yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda politik bir istikrar anlamına geliyordu. Belki de bu yüzden, orta sınıfın zayıflaması uzun süre fark edilmedi. Daha doğrusu fark edildi ama sistemin içinde tolere edilebilecek bir aşınma olarak görüldü.
Bugün ortaya çıkan tablo daha net. Orta sınıf bir anda çökmedi. Sessizce aşındı. Bu aşınma Avrupa’da daha görünür hale gelmiş olabilir; ancak aynı dinamikler ABD’den Türkiye’ye, Latin Amerika’dan Asya’ya kadar geniş bir coğrafyada benzer biçimde işliyor. Gelir artışı yavaşladı, yaşam maliyetleri hızlandı. Konut fiyatları erişilmez hale geldi, eğitim ve sağlık gibi temel alanlar daha pahalı hale geldi. Aynı gelirle daha az şey alınabilir hale geldi. Bu durum mutlak bir yoksullaşma gibi görünmeyebilir. Orta sınıfın temel özelliği olan “istikrarlı yaşam” fikri ortadan kalktığında kırılma daha derin hissedilir.
Mesele yalnızca gelir değildir. Daha yapısal bir dönüşüm söz konusudur. Orta sınıfın ekonomik konumu ile sistem içindeki rolü arasındaki bağ çözülüyor. Eskiden emek ile refah arasında belirli bir ilişki vardı. Çalışmak, yükselmenin garantisi olmasa bile ihtimaliydi. Bugün bu ihtimal zayıflıyor. Emek üretir, ancak aynı ölçüde karşılık bulmaz. Bu durum yalnızca ekonomik bir sorun değil; sistemin işleyişine dair bir işarettir.
Kapitalist üretim ilişkileri bu sürecin merkezinde yer alır. Küreselleşme maliyetleri düşürdü, fakat gelirleri eşitlemedi. Teknolojik gelişme verimliliği artırdı, ancak bu artışın kazancı eşit dağıtılmadı. Finansallaşma sermaye birikimini hızlandırdı, fakat bu birikim geniş kesimlere yayılmadı. Bu nedenle sistem büyürken orta sınıf aynı hızda büyümez. Aksine göreli olarak geriler. Bu gerileme tesadüfi değildir. Yapısaldır.
Bu noktada açık bir çelişki ortaya çıkar. Ekonomi büyür, fakat güvenceler azalır. İstihdam vardır, fakat istikrar yoktur. Gelir vardır, fakat birikim yoktur. İnsanlar çalışır, fakat geleceği satın alamaz. Bu durum orta sınıfın yalnızca ekonomik değil, psikolojik temelini de sarsar. Çünkü orta sınıfı ayakta tutan şey yalnızca bugünkü geliri değil, yarına dair beklentisidir.
Orta sınıfın zayıflaması aynı zamanda sistemin meşruiyetini de zayıflatır. Kapitalist düzenin en güçlü yanlarından biri, yukarı hareket etme ihtimalini canlı tutmasıydı. Herkes zengin olmazdı, ama zengin olma ihtimali vardı. Bu ihtimal ortadan kalktığında, sistem yalnızca eşitsizlik üretmekle kalmaz, aynı zamanda bu eşitsizliği meşrulaştırma kapasitesini de kaybeder. Bugün birçok ülkede hissedilen huzursuzluk tam olarak buradan besleniyor.
Bu sürecin bir diğer boyutu borç ekonomisidir. Orta sınıf artık yalnızca gelirle değil, borçla ayakta kalır. Konut kredileri, eğitim borçları, tüketim kredileri… Bunlar yalnızca finansal araçlar değildir. Aynı zamanda sistemin sürdürülebilirliğini sağlayan mekanizmalardır. Ancak bu mekanizma kırılgandır. Çünkü gelir artışı yavaşladığında, borç yükü doğrudan bir baskıya dönüşür. Bu durum orta sınıfı daha kırılgan hale getirir.
Daha açık bir noktaya temas etmek gerekir. Orta sınıfın aşınması yalnızca bir ekonomik sonuç değil, aynı zamanda sistemin işleyişinin bir gereğidir. Sermaye birikimi yoğunlaşır. Bu yoğunlaşma, geniş kesimlerin göreli olarak geride kalması anlamına gelir. Orta sınıfın zayıflaması bir hata değil, bir sonuçtur. Sistem büyürken herkesi aynı anda büyütmez.
Bu süreç küresel ölçekte benzer bir yön izler. ABD’de orta sınıf borçla ayakta kalır. Avrupa’da refah devleti bu aşınmayı yavaşlatmaya çalışır, ancak tamamen durduramaz. Gelişmekte olan ülkelerde ise enflasyon ve gelir baskısı bu süreci daha sert hale getirir. Biçimler farklıdır, sonuç benzerdir. Orta sınıf daha kırılgan hale gelir.
Bu kırılganlık siyasal sonuçlar üretir. Güvencesizlik arttıkça, insanlar daha sert ve daha basit çözümlere yönelir. Bu durum yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda politik bir dönüşüm yaratır. Sağ popülizm, otoriter eğilimler ve sistem karşıtı hareketler bu zeminde güç kazanır. Çünkü orta sınıf yalnızca ekonomik bir kategori değildir; aynı zamanda siyasal denge unsurudur. Bu denge bozulduğunda, sistemin yönü de değişir.
Burada bir tereddüt payı bırakmak gerekir. Orta sınıf tamamen ortadan kalkar mı, yoksa yeni bir biçim mi alır, bunu kesin olarak söylemek zor. Kapitalist sistem geçmişte benzer kırılmaları dönüştürerek aşabilmiştir. Ancak bu dönüşüm eşitsizlikleri ortadan kaldırmaz. Sadece yeniden dağıtır. Bu nedenle yeni denge, eski dengeye benzemez.
Sonuçta ortaya çıkan tablo netleşiyor. Orta sınıf bir anda çökmez. Sessizce çözülür. Bu çözülme görünmez ilerler, ancak etkisi derindir. Sistem büyürken, onu taşıyan zemin zayıflar. Bu çelişki uzun süre gizli kalabilir. Ama ortadan kalkmaz.
Belki de asıl soru burada başlar: Orta sınıf gerçekten çöküyor mu, yoksa sistem artık onu taşımaya ihtiyaç duymadığı bir aşamaya mı geçiyor?
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
