Pazar, 10 May 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe Yazıları

Dingo’nun ahırı

Dr. Nevin Sütlaş
Son güncelleme: 13 Ocak 2026 19:35
Dr. Nevin Sütlaş
Paylaş
Paylaş

Baştan uyarayım; bu yazı başlığın yarattığı beklentiyi karşılamayacaktır.

Bazı deyimlere sıkışıp kalmış kelimelerin anlamlarını bilmediğimi fark ettiğimden beri peşlerine düşüyorum. “Dingo’nun ahırı mı burası?” derken ne kastedildiğini elbet bilirim ama dingo ne demektir bilmiyormuşum. “Dingo’nun teki” denildiğinde ipsiz sapsız ve patavatsız kişilerin kastedildiğini de hatırladım ama ötesi çıkmadı.

Yılan derisi gibi desenli deriden yapılmış kovboy botu şeklinde bir kadın çizmesinin markasının “Dingo” olduğunu görünce aklıma düştü. Acaba bu dingo, çizgi roman kahramanlarından birinin köpeğiydi de oradan mı kazınmış aklıma, yoksa Amerikan yerlileriyle ilgili bir şey miydi diye düşünüp düşünüp çıkaramayınca artık yakın dostumuz olan yapay zekâya sordum. Dingonun sadece Avustralya kıtasında yaşayan bir yaban köpeği olduğunu söyledi. Bu sefer de Avustralya kıtası yerlisinin neden Amerikan çizmesine marka olduğunu ve de neden daha da uzaktaki Türkiye’de densizlere sıfat, ahırlara betimleme olduğunu çıkaramadım. (Biraz kurcalayınca Şişhane yokuşu ve at ahırı hikayesini hatırladım ama anlatmayacağım, bilmeyen internete sorsun.) 

Doğma büyüme Floridalı bir adam, “Dün sabah parkta yürüyüş yaparken uzakta bir ‘Coyote’ gördüm. Bağıra çağıra yaptığım gürültüyle kaçırttıktan sonra ilgilileri arayıp ihbar ettim. Ancak siz gene de dikkatli olun. Görevliler onu bulana kadar vakit geçebilir, ne olur ne olmaz, şu sıralar o parka gitmeyin” diye uyarıda bulundu. Coyote (okunuşu kayodi) lafını ilk kez duyduğum için ne olduğunu sordum. “Vahşi köpek” dedi. “Nasıl vahşi köpek, kurt mu” yani dedim. Kurt değilmiş, vahşi köpekmiş. Çakal mı yoksa diye uzayan diyalogdan bir sonuç çıkmadı. Ben o sıralar Dingo’yu da duymamıştım, vahşi köpek diye de bir şey bilmiyordum. 

Merak edip öğrenmeye kalktım ama okuduklarımdan da bir şey anlamadım; coyote dedikleri bence bal gibi de çakaldı. Ancak Amerikalıya göre kurttan da çakaldan da farklı, sadece Amerika kıtasına özgü yırtıcı bir hayvanmış. Üstelik haklıymış. Gerçi o da köpekgillerdenmiş ama başka bir hayvanmış. 

Amerikan yabanının hayvanı coyote, et seven bir avcıymış. Sürüler oluşturabilse de genellikle tek dolanır, fare, sincap gibi küçük memelilerle beslenmeyi sever ama bulamayınca insan çöpüne bile tenezzül edermiş. Dev gibi bir adam, en küçük insanın ancak yarısı kadar olan ve geceleri avlanan bu zavallıdan gündüz gözü, üstelik de epey uzağındayken niye o kadar korkmuş bir türlü anlayamadım. Sonra da minicik finolardan bile ödü kopanları anlıyorsun da bunu mu anlamıyorsun diye kendimle kavgaya tutuştum. 

Kırk sene önceydi. Tıp fakültesi sıralarından yakın bir arkadaşım yeni evlenmişti. Yakınlığımız uzaktan görüşmeye dönüşünce “bizim kurt” yüzünden demişti. Kocası evde kurt beslediği için eve yabancıları çağıramıyorlarmış. Kendileri de kurtlarını uzun süre yalnız bırakamadıkları için pek misafirliğe de gitmiyorlarmış. Zaten kurt yüzünden şehrin gözden uzak bir mahallesindeki bahçeli bir evde oturuyorlarmış. Arkadaşıma anlamaz gözlerle bakmaya başladım. “Kurt dediğin vahşi hayvandır. Evde falan beslenmez. Senin dediğin olsa olsa cins bir köpektir” dedim. İnatçılığıyla meşhur arkadaşım Nuh dedi peygamber demedi. Köpek değil, bahçede falan da değil evin içinde gerçek bir kurt besliyormuş kocası. O yüzden eş dost görüşmeleri sınırlı olabiliyormuş. “O da ne demek öyle? İsterseniz ayrı odaya kapatır, gene istediğinizle görüşürsünüz, o nasıl bahane” filan diye epeyce itiraz ettimse de içimden de “Kes artık şu mevzuyu” diye kendime baskı yaptım.

Doktor arkadaşım bir mafya babası ile mi evlenmişti acaba? Şehrin dışında oturmayı tercih eden, evinde vahşi hayvan besleyen, karısının eski dostluklarını sürdürmesine de engel olan adam nasıl biridir diye düşünüp bir yandan merak ettim bir yandan da ürktüm. Aradan yıllar geçti, evlilikleri eskidikçe arkadaşım bizlerle daha çok görüşür oldu. Kocasıyla da tanıştım. Otomobil yerine motosikletle dolanmayı seven, güler yüzlü, oldukça konuşkan bir adamdı. Onu üniversite yıllarından tanıyan ortak arkadaşlarımız da olduğu anlaşıldı. Kendisi anlatmadıysa da geçmişi de böylece ortaya çıktı. Mafya falan değil, sıradan bir ademdi. Bebekleri olduğunda gözaydına evlerine de gittik. Arkadaşımın ısrarla gerçek kurt dediği de masanın altında kıvrılmış kıpırtısız yatan bembeyaz upuzun kürklü munis bir çakır gözlüydü. Şu güzelim göçmen Sibirya kurduymuş garibim. Arkadaşımın saflığına mı kurnazlığına mı kızayım bilemedim.

Sibirya kurdunun kurtluğuna bin şahit lazım. Buzların hayvanı olduğu için beyazlıkların üzerinde bembeyaz tüyleriyle kamufle olmak zorunda kalan, dondurucu soğuktan korunmak için de tüyleri upuzun olan bu zavallıcık, insanlarca nasıl tuzaklanmış, nasıl tutsaklaştırılmış ve de nasıl uysallaştırılmış bilmiyorum. Ancak bildiğim en munis hayvanlardan biri. Gerçek bir köpek sever olan kızım ise Sibirya kurdu konu olunca canavarlaşıyor. Malum ikimiz de ekvatoryal sıcaklıktaki Florida’da yaşıyoruz. Kızım buralarda Sibirya kurduyla dolanan birini gördüğünde hemen aynı nakarata bağlıyor. “Şu köpeğin sahiplerine kürk giydirip plaja götüresim var. Güneşin altında bir saat tutsam yeter akıllanmalarına. Bu sıcak iklime taşıyarak bu hayvana yaptıkları eziyeti anca o zaman anlarlar” diyor da diyor. Kıpırtısız yatışları için de, “Doğalarına hiç de uygun olmayan aşırı sıcaktan pestilleri çıkıyor da o yüzden mayışıyorlar, sen onları kar yağınca dışarı sal da sevinçlerini ve enerjilerini gör” diye ekliyor… 

Evde kurdumuz var diye övünenlere de, doğa parkında vahşi köpek gördüm diye ölüm timine haber verenlere de, havlıyor diye komşusunun köpeğini zehirleyenlere de, ben evde tüy döken köpek istemem diye laboratuvarda hibrit köpekler üretilmesine vesile olanlara da, ev köpeklerini ev yemeği ile besleyemem diyerek hazır mama ile yani MSG ile dolu yiyeceklerle besleyip kanser olduklarında şaşanlara da, evladıma arkadaş olsun diye petshop’tan köpek satın alıp cayınca sokağa atanlara da… 

Sahi, ev köpeği ne demek? 

Ahhh be Nevin, sen kurtla çakalı görsen ayırt edemezsin, el memleketinin coyotesi ne dingosu ne bilmezsin, yaban köpeği denince ya kurt ya da sokak köpeği zannedersin, kalkmış bir de ev köpeği nedir dersin? 

Ev köpeği de ne be ! 

Dedim gene derim. Evde köpek beslemek insan bencilliğinin, itaatkâr bir köleye sahip olma keyfinin yani efendi (!) olmanın ayyuka çıkmış halidir. Hep diyorum, gene dedim.

Hayvan severlik, hayvanların yaşam hakları kadar özgürlüğünün de gerçek savunusu olana dek de diyeceğim. Hiç kusura bakmasın köle köpek sahipleri. Amalı cümleler bana bir şey ifade etmiyor. O anlata anlata bitiremediğiniz sevginiz bile…

Hadi Freudçular toplanın bir daha söyleyeceğim: Ev köpeklerini sevenlerin sevdikleri köpek değil bizzat kendileridir. Besledikleri okşadıkları sarıldıkları, eğittikleri kızdıkları cezalandırdıkları, bizzat kendileri…

Pek tanışmıyor olsak da ben dingoların ve coyotelerin, kurtların ve çakalların ve de sokak köpeklerinin safındayım. Bir lokma mama için tutsaklığa boyun eğmişlerle hiç işim olmaz.

Not: Başlık kandırıkçı demiştim ama baştan. Dingo’nun ahırına girer gibi alemin koynuna kadar giren dingolardan söz edeceğimi sandıysanız çok yanıldınız.  

Https://www.google.com/search?q=coyote+and+dingo+difference

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanDr. Nevin Sütlaş
Takip et:
1959 yılında Adapazarı’nda doğdu, İstanbul Üniversitesinde Tıp doktoru, Bakırköy Akıl Hastanesinde Nöroloji Uzmanı oldu ve aynı hastanede 30 yıl eğitim görevlisi hekim olarak çalıştı. Beynin damar ve enfeksiyon hastalıkları, yoğun bakım, hasta beslenmesi, açlık grevi/ ölüm orucu ve Multipl Skleroz konularında çalıştı. Sağlık sisteminin özelleştirilmesi sürecinde uğradığı mobing yüzünden 2016 yılında aktif meslek yaşamını sonlandırdı. Beyin ile ilgili bilimsel bilgiler temelinde topluma yönelik kitaplar yazmayı sürdürüyor. Florida'da yaşıyor. Web sayfası: http://www.nevinsutlas.net/index.html Elektronik posta: calisal01@yahoo.com
Önceki Makale Ekoloji kavramının babası
Sonraki Makale Elin ete mi uzanıyor ekmeğe mi?

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Köşe YazılarıManşet

Sibylle Pasche Sibel Paşa olabilir mi?

Dr. Nevin Sütlaş
10 Mayıs 2026
Köşe YazılarıManşet

Kalbin içinde yaşayanlar

İsmail Boy
10 Mayıs 2026
Köşe YazılarıManşet

Kadim küreselleşme…

Emre Dilek
10 Mayıs 2026
Köşe Yazıları

Hem Mach 25 hızında hem de “yerli ve millî!..”

Aydın Sezer
8 Mayıs 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?