Cuma, 30 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Serbest Kürsü

Ekoloji kavramının babası

Alper Eliçin
Son güncelleme: 12 Ocak 2026 19:50
Alper Eliçin
Paylaş
Paylaş

Türkiye’de çok tanınmayan bir gözlemci, araştırmacı ve bilim insanından bahsetmek istiyorum bugün sizlere.

Anlatacağım kişi Alexander von Humboldt. 18.-19. yüzyıl Avrupa düşünce dünyasında bilim, eğitim, devlet ve felsefe alanında kendinden iki yaş daha büyük ağabeyi Wilhelm von Humboldt ile birlikte derin izler bırakan, Darwin’in de Evrim Teoris’ini geliştirmesinde ilham aldığı bir bilim insanı.

Alexander 1769-1859 yılları arasında yaşamış, kendinden iki yaş daha büyük ağabeyi ise onun kadar uzun ömürlü olmamış, 1835’te 68 yaşında hayata gözlerini yummuş. Wilhelm annesinin otoritesine kolaylıkla boyun eğerken, Alexander bu konuda oldukça zorlanmış. Annesinin ölümünden sonra da daha özgür, risk alan ve dünyayı dolaşan bir hayata yönelmiş. Çocukluğundan beri bilgiye tutkulu bir kişiliği varmış. İlerleyen yıllarda Wilhelm eğitimi ve devleti şekillendiren bir düşünür, Roma ve Vatikan büyükelçisi olarak da Prusya ve Avrupa’da tanınan bir kişilik olurken Alexander von Humboldt ise doğayı keşfeden bir gezgin, bilim insanı olarak büyük isim yapmış. İki kardeşin ilişkileri rekabetçi değil birbirlerini tamamlayıcı olarak ağabey ölene kadar devam etmiş.

Wilhelm 1810’da eğitim bakanlığı yaptığı dönemde, Humboldt Üniversitaet zu Berlin’i kurmuş. Bu üniversite sadece meslek değil, aynı zamanda bilgi üreten ilk kurum olma özelliğini taşır. Alexander von Humboldt ise kurucu olmamakla birlikte, bilime bakış açısıyla üniversitenin entelektüel ruhuna yön vermiştir. Multidisipliner anlayışı üniversiteye getiren de odur.

Wilhelm sürekli seyahat eden Alexander’in pahalı gezilerini finanse edip, bürokratik ve diplomatik ilişkilerinde saraylarla ilişki geliştirmesinde kolaylık sağlamış. Humboldtların yaşadığı dönemde Fransız İhtilali ve Napolyon Bonaparte’ın başa geçmesi ve savaşları gibi önemli olaylar yaşandığından bu destek son derece önemlidir.

Alexander von Humboldt Avrupa’da doğa bilimcisi olarak isim yaptığı dönemde Napolyon ile de tanıştırılmış. Paris’te sarayda gerçekleşen bu buluşmalarda Napolyon, von Humboldt’u küçümser ve kendisine ‘Bizim Josephine’in de sarayın bahçesinde görev yapan iyi bir bahçıvanı var’ diye bir cümle sarf eder. Ancak Amerika’daki kolonyal emelleri nedeniyle, Amerika gezisinden yeni dönmüş olan Humboldt’u ilgiyle dinler. Otoriter yönetimlere ve köleliğe karşı olan Humboldt ise Napolyon’ dan pek hoşlanmaz.

Alexander von Humboldt Wilhelm’in eğitim felsefesine doğa ve insanın birlikte düşünülmesi gerektiği fikrinin yerleşmesinde katkıda bulunur. Aralarında sık sık yazışan bu iki kardeşten Wilhelm von Humboldt 1835’te öldüğünde, Alexander ‘Hayatımda ilk kez yalnız kaldım’ diyerek duygusallığını ve ağabeyine olan sevgisini vurgular. Bu ikilinin, adeta bir simbiyozu andıran ilişkilerine rağmen, karakterleri ve yaşam tarzları oldukça farklıdır. Wilhelm’in düzenli bir aile yaşamı vardır. Hayatı düzenli ve devlet merkezlidir. Alexander ise hiç evlenmez, sürekli seyahat eder, kozmopolittir. Hiç evlenmemiş olması, hiçbir romantik ilişkisi olmaması, hayatı boyunca erkek dostluklarının yoğun olması nedeniyle eş cinsel olduğu söylenir. Uzun süre bir arkadaşlığı olan, Güney Amerika’ya yaptığı bilimsel gezide birlikte oldukları Fransız botanikçi Aime Bonpland ile eş cinsel ilişkisi olduğu öne sürülür. Ancak bu konuda aralarındaki mektuplaşmalar dahil hiçbir kanıt yoktur. Bazı akademisyenler, kendisinin aseksüel olduğunu veya cinselliği bastırılmış bir kişi olarak tanımlanabileceğini söyler. Hakkında en kapsamlı biyografilerden birini yazmış olan Andrea Wulf da bu konuda doğrulayıcı veya yalanlayıcı bir kanıt olmadığını vurgular. Andrea Wulf’un Türkçede de üçüncü baskısı yapılmış olan “Doğanın Keşfi” isimli bu kitabını herkese tavsiye ederim.

Alexander von Humboldt’un bir dostu da tanınmış edebiyatçı Goethe’dir. Humboldt ile entelektüel düzeyde gelişen bu dostluk, Wulf’un biyografisine göre, kurbağa üzerinde yapılan ortak deneyleri bile kapsar. Zira Goethe edebiyatçılığının ötesinde bilime de ilgi duyan bir kişiliktir. Bu yakın dostlara  bazen bir başka ünlü edebiyatçı olan Schiller de katılır ama bu daha mesafeli bir tanışıklıktır.

Andreas Müller’in çizimiyle Goethe, Wilhelm ve Alexander von Humboldt Jena’da Schiller’in evinin bahçesinde. (Solda kırmız ceketli kağıt okuyan Schiller, ortada hemen yanında oturan Wilhelm vo Humboldt, ayakta duran Alexander von Humboldt ve en sağda mavi ceketli Goethe)

Alexander von Humboldt’un dindar değildir ve kilise karşıtıdır. Bunun nedeni kilisenin Latin Amerika’daki misyonerlik faaliyetleri, yerli kültürleri yok edici baskısı, bilim karşıtlığı ve köleliği meşrulaştıran dini argümanlarıdır. Humboldt’a göre ahlakın temeli, tanrı korkusundan değil, insanlık onuru ve doğanın yasalarından kaynaklanır. Müdahaleci bir tanrı fikrini reddeder. Ama dogmatik bir ateist de değildir. Doğayı tanrının yaratılmış bir nesnesi olarak değil de kendi yasaları olan bir bütün olarak görür. Deizme yakın olduğu söylenebilir.

Wilhelm ve Alexander von Humboldt çocukluk çağlarındaki eğitimlerini annelerinin kontrolünde evde alırlar. Özel hocalar, yoğun disiplin, klasik diller, matematik ve doğayı gözlemleme, bu eğitimin temelini oluşturmuştur. Bu dönemi Alexander daha sonra ‘ezici ama öğretici’ olarak anlatır. Annesi ise Wilhelm’i olgun, Alexander’i dağınık olarak tanımlamıştır. Alexander yüksek öğrenime başladığında önce annesinin isteği doğrultusunda Frankfurt an der Oder Üniversitesi’nde maliye ve idare okur. Ardından Göttingen Üniversitesi’ne geçer ve burada doğa bilimleri, matematik ve jeoloji eğitimleri alır. Göttingen’de bulunduğu dönemde kendisinde ilk kez bilimsel seyahat fikri gelişir.  Annesi ise kendisinin maden mühendisi olmasını istemektedir. Bu nedenle Freiburg Madencilik Akademisi’ne yazılır ve burada jeoloji, maden mühendisliği, ölçüm, istatistik okur ve sahada gözlem yeteneğini geliştirir. Bu eğitim sonraki yaşamını büyük oranda şekillendirir.

Alexander von Humboldt’un bilimsel amaçlı iki çok önemli seyahati olmuştur. İlki ve en önemlisi Latin Amerika’ya yaptığı gezidir. 1799-1804 arasında beş yıl süren bu yolculuk İspanya’dan başlar, Kanarya Adaları, Venezuela, Orinoco nehri havzası, Kolombiya, Ekvador, Meksika, Küba ve Thomas Jefferson’la görüşmek için ABD’dir.

Kanarya Adaları’nda Teide Yanardağı’na tırmanır. Burada ilk kez yükseklik-bitki ilişkisini sistematik olarak inceler, bitki kuşakları fikrini burada netleştirir. Venezuela’da ise Orinoco vadisini dolaşır ve ilk kez Orinoco- Amazon bağlantısını sağlayan Casquiare kanalının varlığını doğrular. Tropik ormanların iklimle, su döngüsüyle ve toprakla ilişkisini inceler, ayrıca yerli halklar üzerinde saygılı ve ayrıntılı gözlemlerde bulunur. Kölelik ve sömürgecilik karşısındaki görüşleri burada keskinleşir ve sert eleştirilere dönüşür. 1802’de o dönemde dünyanın en yüksek noktası olarak bilinen 6263 metre yüksekliğindeki Ekvador’daki sönmüş yanardağ Chimborazo’ya tırmanır (Aslında Ekvator’da olması nedeniyle Chimborazo gerçekten de arzın merkezine en uzak zirvedir). Bu tırmanış esnasında yükseklik ve bitki kuşakları konusundaki bilgilerini geliştirir. Oksijen azlığı ve sıcaklık değişimleri üzerine gözlemler yapar. Gözlemlerini çizimlerle görsel hale getirir. Zaten takıntı düzeyinde ölçüm yapmaya, başta haritalama olmak üzere kayıt yapmaya meraklıdır. O nedenle Napolyon ilk karşılaştıklarında kendisine ‘siz her şeyi ölçermişiniz’ diye bir cümle de sarf etmiştir.

Daha sonra Peru’ya geçen von Humboldt, burada ileride kendi adının verileceği Pasifik kıyısındaki soğuk su akıntısını inceler. Oradan deniz yoluyla Meksika’ya gider. O dönemlerde Yeni İspanya olarak anılan bu geniş bölgede madenler, nüfus, tarım ve ekonomi üzerine incelemelerde bulunur. Bu çalışma o dönemde Meksika üzerine yapılan en objektif, güvenilir çalışmadır. Von Humboldt bu gezinin son durağı olan ABD’de Thomas Jefferson ile buluşur. Jefferson o sıralar Lousiana’yı Fransa’dan satın almıştır. Sohbetleri Beyaz Saray’da ve Virginia’da Monticello’da olur. Jefferson von Humboldt’u çağın en büyük bilimsel gezgini olarak gördüğünden, ABD’de serbestçe dolaşmasını ve devlet arşivlerine ulaşmasını sağlar. Bu buluşmalarda von Humboldt, Jefferson’a Latin Amerika’nın politik yapısı, doğası ve halkları konusunda bilgi aktarır, ABD’nin batıya açılma sürecini bilimsel verilerle besler. Bu görüşmeler sonrasında ABD entelektüel çevrelerinde kölelik karşıtı düşünceler güç kazanır. Von Humboldt ABD’de ahlaki ve bilimsel bir otorite olarak kabul edilir.

Humboldt’un bu ziyareti sonrası ABD’de çevre bilinci yeniden şekillenir. ABD milli parklarının öncüsü olan John Muir, Humboldt’un eserlerinden etkilenir. Von Humboldt’un doğanın bir bütün olduğu ve birbirine bağlı canlı bir sistem olduğu fikrini benimser. Yosemite Milli Parkı bu anlayışla açılır ve yönetilir. Artık ABD dahil tüm dünyada ismi konmamış olsa bile ilk ekoloji fikri oluşmuştur. Ancak John Muir ve von Humboldt yaş farkları ve coğrafi olarak uzak yerlerde yaşamaları nedeniyle hiç karşılaşmazlar.

Von Humboldt Latin Amerika gibi Hindistan’a da bir gezi yapmayı hep arzulamıştır. Bu sayede muson iklimi tropik dağların ekolojisi, Asya-Avrupa iklim bağlantısı gibi konularda gözlemler yapabilecektir. Ancak, İngiltere kendisini entelektüel ve siyasi nedenlerle Hindistan’a gitmesini tehlikeli bulduğundan kendi kontrolündeki deniz yolunu kullanmasına izin vermez. Humboldt’un kölelik ve sömürgecilik karşıtı olması, yerli halkla konuşan ve bilgi saklamayan, serbestçe dolaşmak isteyen, uluslararası etkisi güçlü bir kişi olması İngiltere’yi ürkütmüştür. İngiltere’nin Hindistan’da yaptığı sömürüler, baskılar, katliamlar İngiliz ve Avrupa kamuoylarında duyulur korkusu İngiliz politikacılarda sürekl bir endişe kaynağı oluşturur.  Bu tanınmış bilim insanına doğrudan yasak getiremediklerinden de, salgın vs gibi bilimsel gerekçelerle Hindistan seyahatini hep engellerler.

Aslında von Humboldt, 1790’lardan itibaren karayoluyla Hindistan’a gitmek arzusundaydı. Bu sayede Orta Asya ve Himalayalar’ı da görmüş olacaktı. Ancak ‘Büyük Oyun’ diye tanımlanan bir mücadelenin parçası olarak, kuzeyden Hindistan’a inmek isteyen Rus Çarlığı da siyasi nedenler ve güvenlik gerekçesiyle Humboldt’u uzun süre engeller. Sonunda 1829’da Çar I. Nikolay kendisine Orta Asya’ya gitmesi için izin verir. Zira Rusya bu bölgedeki madenler, jeolojik oluşumlar ve ekonomi konusunda Humboldt’un gözlemlerinden yararlanmak istemektedir. Ancak, izin verilmesine rağmen Çarlık serbestçe dolaşmasını, yerel halkla konuşmasını ve hassas olarak değerlendirilen bölgelerde incelemeler yapmasını istemez. Hindistan sınırına yaklaşmasını da yasaklar. Humboldt Hindistan yolunun bir kez daha kapatılmasından büyük bir hayal kırıklığına uğrar, ama yine de Asya kıtasındaki iç iklimleri, kıtasal sıcaklık farklarını incelemek, izotermler üzerinde çalışmalar yapmak fırsatını bulur. Bu seyahati esnasında Ural Dağları, Batı Sibirya, Altay Dağları ve Hazar Denizi’nde gözlemler yapar. Orta Asya’yı kasıp kavuran şiddetli bir şap salgını nedeniyle hayvan hareketlerinin kısıtlandığı bir dönemde, at arabasıyla yapılan bu seyahat de tüm zorluklara ve kısıtlamalara rağmen bilime önemli katkılar sağlar.

Humboldt Charles Darwin’in Beagle isimli tekne ile Güney Amerika’ya gitmesine ve bu sayede Evrim Teorisi’nin ortaya çıkmasına da büyük katkıda bulunmuştur. Aynı dönemde yaşamalarına rağmen hiç karşılaşmamış olan bu iki doğa bilimcisinden genç olan Darwin (1809-1882), von Humboldt’a usta çırak hayranlığı duyar. Kendisine yazdığı bir mektupla aralarında düzenli bir yazışma başlar.

Darwin, “eğer Humboldt olmasaydı Beagle yolculuğuna gönüllü olmazdım” demiştir. Özellikle Humboldt’un bir Amerika seyahatleri anlatısı olan ‘Personal Narrative of Travels to the Equinoctial Regions of the New Continent’ adlı kitabından çok etkilenir. Bu sayede Darwin ‘ölçmeliyim, gözlemlemeliyim, karşılaştırmalıyım’ anlayışıyla yola çıkar. Evrim fikrinin altyapısı bu gezide oluşur. Ancak, türlerin sabit olmadığını, doğanın tarihsel olarak değiştiğini kabul etse de Humboldt evrimci değildir. Belki de yaşı ve konumu gereği bu konuda fazla temkinlidir ve evrimi yaşamının son dönemlerinde tartışmaktan çekinmiştir. Evrim teorisini düşünen ve doğada gözlemleyen Darwin’dir ama bu konuda zihinsel çerçeveyi çizen Humboldt’tur. Darwin Humboldt için ‘benim için ulaşılamaz bir zirve’ derken Humboldt bu genç bilim insanını dikkatli ve titiz bir gözlemci olarak övmüştür.

Günümüzde yerküre üzerinde 300-350 civarında Humboldt adı verilmiş olan yer ve coğrafi olgu vardır. Ayrıca Ay üzerinde bir krater ile ‘deniz’e ve Mars üzerindeki bir kratere de onun adı verilmiştir.

Günümüzde gitgide daha önem kazanan ekoloji kavramını ilk gündeme getirdiği ve yayılmasına katkıda bulunduğu için kendisini bir kez daha saygıyla anıyorum.

Not: Bu yazım ilk olarak noktakibris.com sitesinde yayınlanmıştır.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiEnerji
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanAlper Eliçin
Takip et:
1974 yılında Alman Lisesi’nden mezun oldu. Öğrenimine Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nde devam etti. İngiltere’de Sussex Üniversitesi’nde Yöneylem Araştırması ve ABD’de Clemson Üniversitesi’nde İşletme alanlarında yüksek lisans yaptı Dünya Bankası'na değişik projelerde danışmanlık yaptı, Çukurova Metropolitan Bölgesi Kentsel Gelişim Projesi'nde ise proje direktör yardımcılığı görevini üstlendi. Gayrimenkul geliştirme projelerindeki deneyimini zaman içerisinde turizm yatırımlarına yönlendirmiştir. İş yaşamına 1990 yılından itibaren Pegasus Havayolları'nda kurucu ortak olarak devam etti, şirkette genel müdür yardımcısı ve yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. İstanbul Havayolları'nda genel müdür yardımcılığı, Kavrakoğlu Management Institute’da başkan yardımcılığı görevlerinde bulundu. Havayolu yönetimi, yeniden yapılandırılması, şirket birleştirme, ayırma ve satın almaları ve gayrimenkul yönetimi konuları uzmanlık alanlarından. Merkezi Paris'te olan Milletlerarası Ticaret Odası Havacılık Komitesi'nde uzun yıllar Türkiye'yi temsil etti, Türkiye Havacılık Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Türkiye Özel Sektör Havacılık İşletmeleri Derneği Başkan Yardımcılığı görevlerinde de bulundu. 2008 yılında BCD Eğitim ve Danışmanlık Ltd’nin kurucu ortağı oldu. Halen serbest danışman ve eğitmen olarak çalışmaktadır. Bugüne kadar Türkiye, KKTC, Rusya, Gürcistan, Azerbaycan, Romanya, Mısır, Belçika, İsviçre ve Avusturya’da eğitimler vermiş, danışmanlık yapmıştır. Ayrıca, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde dijital yayın organlarında köşe yazarlığı yapmaktadır. Çok iyi düzeyde Almanca ve İngilizce biliyor. Dağ tırmanışları ve doğa yürüyüşlerine ilgi duyuyor, Ağrı ve Musa dağları tırmandığı dağlar arasındadır. Okumak ve seyahat etmekten büyük zevk alıyor.
Önceki Makale Araplara “tesettürlü” Maşa
Sonraki Makale Dingo’nun ahırı

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

ManşetSerbest Kürsü

Devşirme kızlara niçin Arap adları verilmiş?

Metin Gülbay
30 Ocak 2026
ManşetSerbest Kürsü

Türkçe ve Japonca akraba mı?

Halil Ocaklı
30 Ocak 2026
Serbest Kürsü

YDÜ Hastanesi’nde bir garip muamele

Alper Eliçin
27 Ocak 2026
Serbest Kürsü

Ah özgürlük vah özgürlük!

Tijen Zeybek
26 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?