Bugün CHP davasında verilen “mutlak butlan” kararını salt hukuk, Anayasa ve içtihatlar üzerinden okumaya çalışan bir kesim var.
Baştan söyleyeyim: Bu kararın Anayasa’ya veya evrensel hukuka aykırı olduğunu belirterek derin analizler kasanlardan uzak durunuz. Bu kişiler yaşadıkları topraklara, Türkiye’nin siyasi gerçekliğine o kadar yabancılaşmış durumdalar ki, insan onların Türkiye Cumhuriyeti değil de Fransa vatandaşı falan olduğunu zanneder. Mesele uzun zamandır hukuk değil, pür Türk tipi siyasettir.
Sürecin buraya nasıl geldiğini görmek için hafızamızı sadece birkaç yıl geriye, yerel seçimlerin hemen sonrasına sarmamız yeterli. Seçimden birinci parti olarak çıkmanın getirdiği rüzgarı büyütmek yerine, siyasete “normalleşme” ambalajıyla sunulan o meşhur adımlar atıldı. İsim vermeye gerek yok; mevcut parti yönetiminin uyguladığı bu strateji, köşeye sıkışmış olan Erdoğan’a devasa bir manevra alanı açmaktan ve iktidarın yeniden kendisine gelmesini sağlamaktan başka hiçbir işe yaramadı.
Sonuç ortada: Bu yapay “yumuşama” ikliminin döşediği yolda önce belediyelere yönelik hukuki-siyasi operasyonlar paralel bir şekilde yürütüldü, bugün de mutlak butlan süreciyle son nokta konuldu. Ortada şaşılacak bir sürpriz yok. Mevcut ana muhalefet yönetimi, izlediği vizyonsuz politikalarla partiyi tam bir çıkmaza sürüklerken, AKP’nin ekmeğine de bolca yağ sürmüştür.
Ancak siyasetin cilvesi tam da burada başlar. İktidar cephesi bu kararla büyük bir zafer kazandığını düşünüyorsa çok yanılıyor. Açıkça ifade edelim: Mutlak butlan kararı ile AKP resmen kendi ayağına sıkmıştır.
Bu kararın AKP’nin işine yaramayacağı çok açık. Neden mi? Çünkü artık karşılarında ne yapacağı kestirilebilir, “tek parça” bir eski CHP olmayacak. Tıpkı Necdet Calp’in, Erdal İnönü’nün ve Deniz Baykal’ın farklı yönetimlerde ve fraksiyonlarda aktif olduğu, merkez solun kendi içinde rekabet ettiği o eski dönemlerdeki gibi “parçalı” bir CHP’ye doğru yol alıyoruz.
Aslında hepimiz aynı filmi izliyoruz. AKP’nin doğuşuna zemin hazırlayan 2002 öncesindeki siyasi iklim adeta tekrar sahneleniyor. Türk siyasetinde kartlar yeniden, ama çok daha sert karıştırılıyor.
Unutulmamalı ki siyaset asla boşluk kaldırmaz. Bu yeni denklemde kilidi açacak olan kesim, kemikleşmiş CHP tabanının dışındaki o devasa, sessiz ve kararsız seçmen kitlesi olacak. 2002’de statükoya isyan edip AKP’yi iktidara taşıyan bu belirleyici seçmen, bu defa AKP’yi kutsamayacak. Önümüzdeki parçalı siyaset tablosunda, rüzgarı arkasına alıp bu geniş kitleleri sürükleyecek, dönemin DSP’sini birinci parti yapan bir Ecevit aranıyor.
Bakalım 2002 ikliminin bu yeni versiyonunda, fırtına kimi iktidar yapacak…
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
