Ben bilmiyordum, yeni öğrendiğim için anlatmasam olmaz ama önce Amişlerden söz etmeliyim.
“Amish” Amerika’da sınırlı bazı kırsal bölgelerde yaşayan Alman kökenli bir halkın adı. Amişler “anabaptist”ler. “Baptism” suya daldırmak anlamındadır ve çocuğu suya sokarak Hristiyanlığa kabul etme töreninin adıdır. Bizim vaftiz diye bildiğimiz şey yani. “Ana” ön eki eski Yunancada yine, yeniden, gene gibi bir anlama geliyor. Anabaptizm ise çocuğun aklı ermez diye erişkinken vaftiz edilmeyi ifade ediyorsa da, asıl din ile devlet işlerini ayrıştırma amacını taşımaktadır. Amişler özünde radikal dinci bir grup. Ancak Amişlerin de dahil olduğu anabaptistlerin bugünkü temsilcilerinin devletin dine müdahalesini reddedişleri oldukça pasif yollarladır. Radikallikleri ise teknoloji kullanımını kısıtlama konusunda belirgindir. Amişlerin felsefesini ve yaşam biçimini açıklamak uzun süreceği için yumurtaya geri dönüyorum.
Turşu, besinleri bozulmadan saklamak için geliştirilmiş bir yöntem. Buzdolabının keşfiyle gerekliliği ortadan kalktıysa da damak tadı ve alışkanlıklar kolay değişmediğinden hâlâ turşu yapıyoruz. Yumurta turşusu ise ilginç çünkü kabuğundan ayrıştırmadıkça yumurta kolay bozulan bir besin değil. Buzdolabı öncesinde gene de uzun süre bekleyemeyen bir gıda elbette.
Turşusunu yapmak için yumurta kaynatılıp kabuğu soyulduktan sonra sirke, tuz ve baharat karışımından oluşan sıvıda günlerce ya da aylarca bekletiliyor. Uzun süre bekletildiğinde ise lastik kıvamına geçiyor. Gıda zehirlenmesine neden olmamak için hazırlarken çok dikkatli olmak gerekiyor.
Ülkeden ülkeye, kültürden kültüre değişen turşular var. Yumurta turşusunun tatlısı, acısı, değişik renklileri yapılıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde çoğunlukla kırmızı pancarla hazırlanıyor. Sirke, şeker, tuz, soğan, karanfil, tarçın çubuğu katılan suyla hazırlanırken eklenen kırmızı pancar miktarına göre pembe, bordo ya da mor gibi olabiliyor. Bu formülle Pennsylvania civarında ilk kez Amişler tarafından yapılmaya başlanmış. Amişlerin teknoloji karşıtlıkları yiyeceklerini buzdolabında bekletmelerini de engellediğinden, yumurtayı bile turşuya çevirmiş olmalılar (Yoksa henüz buzdolabı yokken mi akıl etmişler bilemedim.) Bu turşular Amişlerin çevresinde yaşayan İngilizler sayesinde marketlerde de satılmaya başlanmış, hâlâ da satılıyor.
1940’larda yumurta turşusunun moda olmasında gazetelerdeki “Lolipop gibi” şeklindeki reklamların etkisi çok. İştah açıcı atıştırmalık olarak pazarlanmış. Bayağı etkileyici olmuş bu reklamlar ve kısa sürede bilinirliği ve istenirliği artmış.
1959 yılında 2 öğrenci ilk kez “Gaziler Günü-Veterans Days” kutlaması yapıyor kendi bölgelerinde. Hingham isimli bir adamsa bir yumurta şirketinin temsilcisi olarak o gün hem özel olarak giyinip törene katılıyor hem de 10 katar dolusu yumurta turşusu getiriyor kutlama ortamına. Etkinlik günlerinde ve bayramlarda yumurtanın turşusunu yeme modası da böyle başlıyor. Günümüzde şehir restoranlarında eskisi kadar moda değilse de kırsal kesimde aynı biçimde sürüyormuş Wikipedia’nın dediğine göre.
Günümüzde bar taverna gibi yerlerde biranın yanında sunulan yumurta turşusu klasik olarak tuzlayıp biberliyerek yeniyor ama salataya katmak ya da avakadolu tostunu yapmak da moda. Aslında haşlanmış yumurta ile neler yapılıyorsa turşusuyla aynı şeyler yapılıyor. Madem öyle taze haşlanmışı yerine niye turşusu yapılıyor diye sorarsanız, hıyarı tazecikken dişlemek yerine niye tuzlayıp tuşusunu yapıyoruz diye karşı soru sorarım ben de…
5 Nisan Easter yani yumurta bayramı günü. Easter, özünde baharın başlangıcını kutsayan dini bir bayram. Bir anlamda Nevruz denebilir. Baharla birlikte hayatın yeniden canlanmasının yumurtayla simgeleştirilmesi ise çok anlamlı. Hemen bütün kültürlerde baharın başlangıcı kutlanıyor, hemen hepsinde de yumurta başrol oyuncusu zaten.
Amerika’da kutlanan bütün dini bayramlar gibi Easter’da eğlenme gününe çevrilmiş, çoluk çocuk açık havada piknik yapma günü gibi bir şeye evrilmiş durumda. Önceleri büyükler pişirip kabuklarını rengarenk boyadıkları gerçek yumurtaları çocuklarına yedirirken kapitalizm konuya el atınca etraf oyuncak yumurtalar ve aksesuarlardan geçilmez olmuş.
Easter’da plastik yumurtalar park ve bahçelerin değişik yerlerine saklanıyor. Çocuklar ellerinde kovalarla yumurta avına çıkıyor ve bu tabloya mutlaka beyaz tavşanlar eşlik ediyor. Bu pofuduk tavşanlar da Alman mitolojisinden araklama. Tıpkı Noel Baba gibi çocuklara hediye dağıtıcılığı yapıyor tavşanlar. Zaten renkli yumurta oyuncaklarının içine de çocuklar için şeker çikolata falan gibi hediyeler konuyor. (Siz de benim gibi içinden oyuncak çıkan çikolata kaplı yumurtaları hatırladınız şimdi değil mi?)
Bütün bayram ve özel kutlama günlerinin öncesinde olduğu gibi Easter öncesinde de market ve çarşılar Easter aksesuarları ile dolup taşıyor. Bunny tavşanı ve daha bir dolu başka öge eklenerek satış pazarına epeyce şey eklemlenmiş durumda.
Bu bayramın (Easter) baharın gelişini kutlamak için olduğunun hatırlandığını bile sanmıyorum. Newroz kutlayanların ateş üstünde zıplarken amaçlarının ne olduğunu bildiklerini sanmadığım gibi. Zaten sorarım size, hangi bayramı niye kutladığımızı biz biliyor muyuz gerçekten? Alışveriş olsun, ticaret olsun, piyasaya para akışı canlansın diye değil mi kutlamalardaki asıl amaç? Yoksa kim takar doğanın kuluçkaya yatışını. Eğer amaç gerçekten yaşamın yeniden canlanışını kutsamak olsa, savaş diye bir şey olurdu da savaş kurbanı gazilere yumurta turşusu mu satılırdı?
Yaşayacağınız baharların sayısı bol, geçmiş yumurta bayramınız da kutlu olsun…
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
