Salı, 18 Ağu 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
EditörGünlük

Yeni bir güvenlik mimarisi mi?..

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 8 Ağustos 2026 10:45
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, Orta Doğu’da güvenlik dengelerinin hızla değiştiği bir dönemde önemli bir savunma anlaşmasına imza attı.

“Mekke Ortak Savunma Anlaşması” adı verilen belge, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından Mekke’deki Es-Safa Sarayı’nda imzalandı. Anlaşmanın en dikkat çekici maddesi, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının üçüne birden yapılmış sayılması.

Ancak anlaşmanın ayrıntıları henüz kamuoyuna bütünüyle açıklanmış değil. Ortak açıklamada, tarafların birbirlerini savunmak için hangi askeri yükümlülükleri üstlendiği ve olası bir saldırı karşısında hangi somut adımların atılacağı konusunda ayrıntı bulunmuyor.

Aslında Mısır da son dönemde yapılan toplantılara katılmıştı ancak anlaşmaya dahil olmadı. 

Anlaşmanın kendisi kadar zamanlaması da önemli.

Orta Doğu’da İran, İsrail ve ABD arasındaki çatışmanın bölgeye yayılması; İran ve müttefiklerinin Körfez ülkelerine yönelik saldırıları ve enerji taşımacılığındaki kesintiler, Suudi Arabistan’ın güvenlik hesaplarını yeniden gözden geçirmesine neden oluyor. Riyad açısından uzun yıllardır temel güvenlik dayanağı olan ABD’nin bölgedeki rolünün ne ölçüde sürdürülebileceği de yeniden tartışılıyor.

Suudi Arabistan’ın petrol ihracatı ve ekonomik dönüşüm programları açısından bölgesel istikrar son derece önemli. Riyad’ın son yıllarda askeri kapasitesini artırmasına rağmen, büyük bir bölgesel savaş karşısında dış desteğe duyduğu ihtiyaç devam ediyor.

Bu noktada Pakistan ve Türkiye iki farklı ama birbirini tamamlayan güç olarak öne çıkıyor.

Türkiye, NATO’nun üyesi ve ABD’den sonraki en büyük ordusuna sahip ülkesi. Aynı zamanda son yıllarda başta insansız hava araçları olmak üzere savunma sanayisinde önemli bir ihracatçı konumunda.

Suudi Arabistan ise dünyanın en önemli petrol ihracatçılarından biri ve ekonomik kaynakları sayesinde büyük çaplı savunma yatırımlarını finanse edebilecek kapasiteye sahip.

Pakistan’ın en önemli özelliğiyse nükleer silahlara sahip tek Müslüman ülke olması. Bunun yanında Pakistan ordusu uzun yıllardır Suudi Arabistan ile eğitim, danışmanlık ve askeri iş birliği yürütüyor. Reuters’a göre Pakistan 2026 yılında Suudi Arabistan’a yaklaşık 8 bin asker, savaş uçakları, insansız hava araçları ve hava savunma sistemleri konuşlandırdı.

Bu üç unsur bir araya geldiğinde ortaya ilginç bir denklem çıkıyor:

Türkiye: askeri teknoloji ve NATO deneyimi

Pakistan: nükleer caydırıcılık ve askeri kapasite

Suudi Arabistan: finansal güç ve enerji kaynakları

Dolayısıyla anlaşmanın önemi yalnızca üç ülkenin toplam askeri gücünden kaynaklanmıyor. Birbirlerinin eksiklerini tamamlayabilecek üç farklı kapasitenin aynı güvenlik çerçevesinde buluşması asıl dikkat çekici nokta.

“İslam NATO’su” mu?

Anlaşmanın imzalanmasının ardından Suudi Arabistan’ın Kamu Diplomasisinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Rayed Krimly, bunun herhangi bir ülkeye karşı kurulmuş bir askeri eksen veya mezhep temelli bir blok olmadığını özellikle vurguladı. Anlaşmanın nükleer hedefler ya da silahlanma yarışıyla bağlantılı olmadığını, sürdürülebilir ve kendi kendine yeterli savunma kapasitesi oluşturmayı amaçladığını söyledi.

Türkiye açısından anlamı

Anlaşma Ankara açısından birkaç açıdan önemli.

Birincisi, Türkiye’nin savunma sanayisi alanındaki yükselişi artık yalnızca silah satışları üzerinden değil, bölgesel güvenlik mimarisinin oluşturulması üzerinden de sonuç üretmeye başlıyor.

Suudi Arabistan, Türkiye’nin savunma sanayisi açısından zaten önemli bir pazar. Riyad 2023 yılında Baykar’ın geliştirdiği insansız hava araçlarının satın alınması konusunda anlaşmaya varmış ve Ankara bunu Türkiye’nin o tarihe kadarki en büyük savunma ihracatı olarak nitelemişti.

Türkiye ile Pakistan’ın savunma ilişkileri de yeni değil. İki ülke ortak komando ve özel kuvvetler tatbikatları düzenliyor; savunma sanayii ve askeri eğitim alanlarında uzun süredir iş birliği yapıyor. 2026’da CİNNAH-2026 tatbikatının Türkiye’de gerçekleştirilmesi de bu ilişkinin devam ettiğini gösteriyor.

Dolayısıyla üçlü anlaşma, Ankara’nın hem Riyad hem de İslamabad ile zaten var olan savunma ilişkilerini üçlü bir çerçeveye taşıyor.

Pakistan neden Türkiye’yi istedi?

Bu sorunun cevabı aslında anlaşmanın geçmişinde yatıyor.

Pakistan ile Suudi Arabistan arasında zaten 2025 yılında karşılıklı savunma anlaşması imzalanmıştı. Türkiye’nin bu yapıya katılması için yaklaşık bir yıldır görüşmeler yürütülüyordu. Pakistan Savunma Üretim Bakanı Raza Hayat Harraj, Ocak 2026’da üç ülkenin yaklaşık bir yıldır taslak üzerinde çalıştığını açıklamıştı.

Ankara’nın katılmasıyla Pakistan, Suudi Arabistan’la olan geleneksel savunma ilişkisini Türkiye’nin askeri ve teknolojik kapasitesiyle birleştirmiş oldu.

Türkiye açısından da bunun karşılığı var: Körfez’deki en önemli ekonomilerden biriyle savunma ilişkileri derinleşirken Pakistan gibi önemli bir askeri ortakla aynı çerçevede hareket etme imkânı ortaya çıktı.

Suudi Arabistan ne kazanıyor?

Asıl stratejik kazanç belki de Riyad açısından daha belirgin.

Suudi Arabistan uzun süredir güvenliğinin önemli bölümünü ABD’nin bölgedeki askeri varlığına dayandırıyor. Ancak son yıllardaki savaşlar, Washington’ın bölgesel güvenlikteki rolünün ne kadar güvenilir olduğu konusunda Riyad’da yeni soru işaretleri yarattı.

Yeni anlaşma, Suudi Arabistan’ın tek bir dış güce bağımlı olmadan farklı askeri ortaklarla güvenlik ağı oluşturma politikasının bir parçası olarak görülüyor.

Üstelik Riyad’ın karşısında yalnızca İran kaynaklı tehditler bulunmuyor. Yemen’deki Husiler, Körfez’deki deniz taşımacılığı ve enerji altyapısı da Suudi güvenlik hesaplarının önemli parçaları.

Türkiye’nin insansız hava araçları ve diğer savunma sistemleri, Pakistan’ın askeri kapasitesi ve Suudi Arabistan’ın finansal gücü burada birbirini tamamlıyor.

İran ve İsrail’in durumu

Üç ülke resmi olarak anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almadığını söylüyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da anlaşmanın belirli bir ülkeye yönelik olmadığını ve tamamen savunma amaçlı olduğunu belirtti.

Bununla birlikte bölgedeki güç dengeleri açısından mesajın İran ve İsrail tarafından dikkatle izleneceği açık.

Reuters’a konuşan RUSI araştırmacısı Burcu Özçelik, anlaşmanın İran’ın bölgesel nüfuzunu dengeleme ve İsrail’e karşı caydırıcılık oluşturma amacı taşıdığını, ancak hedefin doğrudan İran’la çatışmaya girmek olmadığını söyledi.

NATO açısından sorun yaratır mı?

Türkiye’nin anlaşması mevcut uluslararası savunma taahhütlerini ortadan kaldırmıyor. Türk tarafı da anlaşmanın diğer ülkelerle yapılmış mevcut anlaşmaları geçersiz kılmadığını özellikle belirtti.

BBC’ye göre Türk kaynaklar, “Türkiye’nin NATO üyeliği ile bölgesel ortaklıkları birbirinin alternatifi değil, güvenlik yükünün paylaşılmasını sağlayan tamamlayıcı yapılardır” dedi.

Uzun vadede Ankara’nın aynı anda NATO, Avrupa güvenlik mimarisi ve Orta Doğu’daki yeni bölgesel güvenlik mekanizmaları içinde nasıl bir rol üstleneceği önemli bir soru olacak.

Türkiye’nin İngiltere ile temmuz ayında imzaladığı yeni Güvenlik ve Savunma Ortaklığı da Ankara’nın bir yandan NATO içindeki rolünü güçlendirirken diğer yandan bölgesel savunma ilişkilerini çeşitlendirdiğini gösteriyor.

Mekke belgesi yeni bir güvenlik mimarisi mi?

Belki de anlaşmayla ilgili en önemli soru bu.

Mayıs ayında Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IISS), Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır arasında yeni bir bölgesel güvenlik iş birliği hattının şekillenmekte olduğuna dikkat çekmişti. Dört ülkenin dışişleri bakanları mart ayında Riyad’da bir araya gelmiş, ardından istişare mekanizması oluşturulmuştu.

Şimdi bu dörtlünün içindeki üç ülkenin gerçek bir savunma anlaşmasına imza atması, bölgesel güvenlik arayışının yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyor.

Fotoğraf: Cumhurbaşkanlığı

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiJeopolitik
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Ukrayna’nın yanlış taktiği
Sonraki Makale Garson çorbanıza elini sokarsa…

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

“NATO savaşa hazırlanıyor!”

Medya Günlüğü
18 Ağustos 2026
GünlükManşet

Türker Ertürk kimdir?

Medya Günlüğü
18 Ağustos 2026
GünlükManşet

Köşe yazılarından seçmeler

Medya Günlüğü
18 Ağustos 2026
EditörGünlük

Aleksey Batrakov’un portresi

Medya Günlüğü
18 Ağustos 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?