Salı, 18 Ağu 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

Yahudi gözüyle “soykırım”

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 18 Ağustos 2026 19:33
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Bir savaşın nasıl yaşandığını anlamak için yalnızca ölü ve yaralı sayılarına, bombalanan binalara ya da siyasi açıklamalara bakmak yeterli mi?

Bir kentin sokakları, yolları, su kaynakları, tarım alanları, tünelleri ve evleri de savaşın tanıkları olabilir mi?

İsrailli-İngiliz mimar, akademisyen ve araştırmacı Eyal Weizman’ın yeni kitabı “Ungrounding: The Architecture of Genocide” tam da bu sorulardan yola çıkıyor.

Adı “Yersizleştirme: Soykırımın Mimarisi” diye çevrilebilecek kitap, Gazze’de yaşananları yalnızca askerî operasyonlar veya siyasi gelişmeler üzerinden incelemiyor. Weizman, toprağın kendisini, mekânı ve altyapıyı bir araştırma nesnesi haline getirerek, bir coğrafyanın yaşanamaz hale getirilmesinin nasıl şiddet yöntemi olabileceğini ortaya koymaya çalışıyor.

2026 yılında yayımlanan 416 sayfalık kitap, Gazze’nin geçmişi ile bugünü arasında, 1948’deki Nakba’dan günümüze uzanan geniş bir tarihsel ve coğrafi çerçeve kuruyor.

Eyal Weizman sıradan bir mimarlık tarihçisi değil.

Londra’daki Goldsmiths Üniversitesi’nde profesör olan Weizman, aynı zamanda 2010 yılında kurulan ve insan hakları ihlallerini mimarlık, görüntü analizi, ses kayıtları, üç boyutlu modelleme, uydu görüntüleri ve mekânsal veriler aracılığıyla araştıranForensic Architecture adlı kuruluşun kurucusu ve yöneticisi.

Forensic Architecture, yıllardır savaşlar, devlet şiddeti ve insan hakları ihlalleri konusunda yürüttüğü araştırmalarla tanınıyor. Kuruluşun yöntemi, olayları yalnızca tanık ifadeleri veya resmî açıklamalar üzerinden değil, olayların gerçekleştiği mekânı yeniden inşa ederek incelemeye dayanıyor.

Bir binanın duvarındaki hasar, bir füzenin geliş açısı, bir gölgenin yönü, bir ses kaydındaki patlama, uydu görüntüsünde değişen bir arazi…

Bütün bunlar bir araya getirildiğinde, yaşananların farklı bir kaydını oluşturabiliyor.

Weizman’ın uzun süredir üzerinde çalıştığı temel fikir şu: Mekân yalnızca olayların gerçekleştiği sahne değildir. Bazen olayın kendisinin en önemli parçasıdır.

Goldsmiths Üniversitesi’nin tanımına göre Weizman’ın çalışmaları, insan hakları ihlallerini mimari, görsel ve işitsel tekniklerle adli yöntemlere benzer biçimde incelemeye dayanıyor.

“Ungrounding”in merkezinde Weizman’ın “derin kartografya” olarak tanımladığı yaklaşım bulunuyor.

Bu yaklaşımda Gazze yalnızca harita üzerinde görülen dar bir kıyı şeridi olarak ele alınmıyor.

Kitap, yerin altından başlayarak yukarı doğru ilerliyor: Tüneller,yer altı su kaynakları, toprak, tarım alanları, yollar, yerleşim bölgeleri, sınırlar, askerî koridorlar, duvarlar ve bariyerler.

Weizman, bütün bu unsurların birbirinden bağımsız olmadığını savunuyor.

Bir bölgedeki yaşamı sona erdirmek için yalnızca insanları hedef almak gerekmiyor. Onların yaşadığı mekânı, su kaynaklarını, tarım alanlarını, ulaşım ağlarını ve altyapıyı ortadan kaldırmak da uzun vadede bir toplumun yaşam koşullarını değiştirebiliyor.

Zaten kitabın temel iddiası da bu noktada ortaya çıkıyor.

Gazze’deki yıkım yalnızca binaların yıkılması değil, bir yaşam alanının fiziksel koşullarının sistematik biçimde değiştirilmesi.

Forensic Architecture, kitabın Gazze’nin tünellerinden askerîleştirilmiş topografyasına, toprak yapısından yerleşimlere ve bariyerlere kadar uzanan bu “derin kartografyayı” incelediğini belirtiyor.

“Toprak” neden önemli?

Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri, savaşın genellikle göz ardı edilen bir unsuruna, yani toprağa odaklanması.

Savaş denildiğinde çoğu zaman akla tanklar, uçaklar, füzeler ve askerler geliyor.

Oysa Weizman’ın yaklaşımında toprak da savaşın bir parçası; bir arazinin sürülmesi, tarım alanlarının yok edilmesi, yolların açılması veya kapatılması, yerleşimlerin birbirinden ayrılması, bölgelere erişimin engellenmesi, su kaynaklarının kontrol edilmesi ve bir bölgenin fiziksel olarak yaşanamaz hale gelmesi…

Bütün bunlar, yalnızca çevresel veya altyapısal değişiklikler değil; aynı zamanda insanların yaşamlarını sürdürme kapasitesini doğrudan etkileyen gelişmeler.

Bu nedenle “Ungrounding”, klasik bir savaş tarihi kitabından çok, bir coğrafyanın nasıl politik bir silaha dönüştürülebileceğini anlatan bir çalışma olarak dikkat çekiyor.

1948’den Gazze’ye

Weizman, Gazze’de yaşananları yalnızca 7 Ekim 2023’te Hamas saldırıları sonrasında başlayan savaşla sınırlamıyor.

Kitabın tarihsel çerçevesi 1948’e, yani Filistinlilerin Nakba olarak adlandırdığı kitlesel yerinden edilme dönemine kadar uzanıyor.

Çünkü Weizman’a göre bugünkü Gazze’yi anlamak için yalnızca son birkaç yıla bakmak yeterli değil.

Gazze’nin nüfus yapısı, mülteci kampları, sınırları, yerleşim düzeni ve altyapısı onlarca yıllık bir tarihsel sürecin sonucu.

Dolayısıyla kitap, bugünkü yıkımı daha uzun bir coğrafi ve siyasi dönüşümün parçası olarak ele alıyor.

Forensic Architecture’ın kitap tanıtımında da Weizman’ın çalışmasının Nakba’dan günümüze uzanan tarihsel bağlam içinde İsrail’in yerinden etme ve yıkım politikalarını incelediği belirtiliyor.

“Soykırımın mimarisi” ne demek?

Kitabın en çarpıcı ve tartışmalı bölümü başlığında yer alan “soykırım” kavramı.

Weizman, İsrail’in Gazze’deki askerî harekâtının ulaştığı boyutun, yalnızca savaşın yol açtığı büyük bir yıkım olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunuyor.

Kitabın temel argümanı, şiddetin yalnızca doğrudan saldırılarla değil, insanların yaşamını sürdürmesini mümkün kılan fiziksel çevrenin ortadan kaldırılmasıyla da gerçekleşebileceği yönünde.

Yani evler, hastaneler, okullar, su sistemleri, tarım alanları, yollar ve barınma imkânları.

Bu unsurların aynı anda ve geniş ölçekte ortadan kalkması, Weizman’a göre şiddetin mekânsal boyutunu ortaya çıkarıyor.

Yazar, İsrail’in 7 Ekim sonrasında Gazze’de gerçekleştirdiği saldırıların ulaştığı ölçeğin ve etkilerin, kendi değerlendirmesine göre “soykırım” tanımını karşılayacak nitelikte olduğunu savunuyor.

Weizman kitabında, mimarlığın yalnızca bina tasarlama sanatı olmadığını gösteriyor.

Bir mimar, bir binanın nasıl çöktüğünü inceleyebilir.

Bir uydu uzmanı, bir mahallenin hangi tarihler arasında yok edildiğini belirleyebilir.

Bir ses analisti, bir saldırının nereden geldiğine ilişkin veriler elde edebilir.

Bir harita uzmanı, insanların hangi yolları kullanamadığını gösterebilir.

Bir çevre bilimci, toprağın veya suyun nasıl değiştiğini ortaya koyabilir.

Bütün bunlar bir araya geldiğinde, ortaya yalnızca bir mimarlık çalışması değil, aynı zamanda bir “delil mimarisi” çıkıyor.

Forensic Architecture’ın geliştirdiği yöntem tam olarak buna dayanıyor: Görüntüler, uydu verileri, tanıklıklar, mekânsal analizler ve bilimsel veriler bir araya getirilerek olayların yeniden inşa edilmesi.

Bu nedenle Weizman’ın kitabı, Gazze hakkında yazılmış klasik bir siyasi analizden farklı.

Kitabın önemli bölümlerinden biri de Gazze’deki tüneller.

Tüneller, özellikle savaş boyunca uluslararası kamuoyunda büyük ölçüde askerî yapılar ve Hamas’ın faaliyetleri bağlamında tartışıldı.

Weizman ise meseleye daha geniş bir perspektiften bakıyor.

Gazze’nin yer altını, yalnızca askerî faaliyetlerin gerçekleştiği bir alan olarak değil, kuşatma, sınır kontrolü ve bölünmüş coğrafyanın oluşturduğu koşullarla birlikte inceliyor.

Yani yer üstündeki sınırlar ile yer altındaki yapılar arasında bir ilişki kuruyor.

Bir tarafta yollar, bariyerler ve kontrol noktaları var.

Diğer tarafta ise insanların bu fiziksel bölünmelere karşı geliştirdiği alternatif mekânlar.

Bu nedenle kitabın “derin kartografyası”, yalnızca coğrafi bir inceleme değil; yerin altı ile üstü arasındaki siyasi ilişkinin de haritası.

Kitapta çok sayıda özgün görsel, harita ve diyagram bulunuyor.

Bu yönüyle çalışma, Gazze’de yaşananların gelecekte nasıl hatırlanacağı konusunda da önemli bir iddia taşıyor.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Doğanın sessiz anayasası 
Sonraki Makale İran’a göre Mekke Anlaşması

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

İran’a göre Mekke Anlaşması

Medya Günlüğü
18 Ağustos 2026
Köşe YazılarıManşet

Doğanın sessiz anayasası 

Erdal Çolak
18 Ağustos 2026
GünlükManşet

Türkçenin “harf haritası”

Medya Günlüğü
18 Ağustos 2026
GünlükManşet

“TRT’nin hafızası” Muhsin Mete hayatını kaybetti

Medya Günlüğü
18 Ağustos 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?