Cumartesi, 18 Nis 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe Yazıları

Wayward, cemaatler ve dini okullar

Erdal Çolak
Son güncelleme: 10 Ekim 2025 06:04
Erdal Çolak
Paylaş
Paylaş

Eylül 2025’te Netflix’te yayımlanan Kanada yapımı, mizah ile karanlığı birleştirerek Tall Pines kasabasının gizli yüzünü anlatır.

Polis memuru Alex ve hamile eşi Laura, kasabaya taşındığında Tall Pines Akademisi’nden iki öğrenciyle yolları kesişir; bu karşılaşma kasabanın ve insan ruhunun karanlık yönlerini açığa çıkarır. Filmde kurbağanın sıçrayışı, acıdan arınma arzusuyla özgürlüğün bedelini unutma eğilimi arasındaki sembolik bir sıçramadır.

Wayward, İngilizcede “ters, dik başlı, inatçı” demek. Dizideki çocuklar yalnızca kurallara karşı gelmez; kendi yolunu çizer, sistemi sorgular. Bu yüzden çocuklar, toplum ve ebeveynler tarafından tehlikeli görülürler.

Tall Pines Akademisi, korkunun kurumsallaşmış hâlidir. “Sorunlu gençler” etiketiyle anılan çocuklar, toplumun temel refleksinin kurbanıdır: farklı olanı düzeltme isteğidir. Aileler, çocuklarını “iyileştirsin” diye gönderir ama gerçekte onları kendi korkularından uzaklaştırmak ister. Disiplin ve düzen arayışı, sevgiyi kontrolle karıştırır. Foucault’nun dediği gibi, “Toplum, deliyi hapsettiğinde aslında kendi aklını güvenceye alır.” Tall Pines Akademisi de, inatçı çocukları hapsederek toplumun düzenine olan inancını korur; kaybolan şey, gençlerden önce ebeveynlerin vicdanıdır.

Bir gece kapınız çalınıyor ve çocuğunuz “iyileşmesi” için bir kuruma götürülüyor. Bu süreç, kimliğin törpülendiği bir yeniden doğuş operasyonuna dönüşüyor. Abbie ve Leila, sıradan gençler; sınırları zorlar, kuralları çiğner. Ama Abbie’nin babası için bu “yoldan çıkmak” demektir. Kızını kontrol ederek kendi korkularını bastırır; dizide modern ebeveynliğin felsefi açmazı ortaya çıkar: koruma içgüdüsü ile tahakküm arasındaki fark silinmiştir. Belki de her “wayward” çocuk bir aynadır: anne babasına, toplumuna ve izleyiciye, özgürlüğün ne kadar tahammülsüz bir dünyada yaşadığımızı gösterir. Wayward bu sahneyle başlıyor, fakat anlatmak istediği bundan çok daha fazlası: Kontrolün sevgiyle, esaretin eğitimle, korkunun ise “koruma”yla maskelendiği bir çağın hikâyesi bu. Tall Pines Akademisi’nde yaşananlar yalnızca bir okulun değil, modern ebeveynliğin çıplak gerçeğidir. Biz artık çocuklarımızı sevmekle onları düzeltmek arasında sıkışıp kaldık.

Tall Pines Akademisi’nin duvarları arasında birey bir laboratuvar nesnesine dönüşür. Davranışlar gözlemlenir, duygular kayda alınır, kimlik topluma uygun hâle getirilir. Birey özgür olduğunu sanır, ama sürekli izlenir. Wayward, izlenme hissini izleyiciye de bulaştırır; ekran başında biz de gözetleyenle gözetlenen arasındaki çizgiyi kaybederiz.

Tall Pines Akademisi’nin gölgeli salonları Platon’un mağarasını andırır. Dışarıdan bakıldığında okul düzenli, temiz ve sistemlidir. İçerideyse karanlık terapiler, kaybolan gençler, silinmiş benlikler vardır. Gerçeklik, duvarlara yansıyan bir yanılsamaya dönüşür. Wayward bizi bu mağaranın tam ortasında bırakır ve sessizce sorar: “Gerçeği görmek mi istiyorsun, yoksa güvenli gölgelerde kalmak mı?” Bu soru yalnızca karakterlere değil, biz izleyicilere de yöneltilir. Çünkü ekran başında, kendi dijital mağaramızda zincirli oturmuyor muyuz?

Alex karakteri dizinin bu temalarını derinleştirir. Alex, toplumun “normalleştirme” arzusu karşısında bir ayna gibidir. Onun varlığı, düzeltme takıntısıyla yaşayan bir dünyanın ikiyüzlülüğünü yansıtır. Cinsiyet, kimlik, yönelim… Her şey “uyum” adı altında biçimlendirilmek istenir. Alex’in sessiz varlığı bir direniş biçimidir; çünkü bazen var olmak, açıklamaktan daha büyük bir cesarettir.

Tall Pines Akademisi’nin kurucusu ve müdürü Evelyn Wade ise kötülüğün karikatürü değildir. O, “kötülüğün sıradanlığı” kavramının canlı bir örneğidir. Kendi gözünde yaptıkları tamamen iyidir. Çocukların iyiliği içindir. Fakat asıl tehlike tam da buradadır: İnsan, sistemin içinde kötülüğü iyilik sanarak sürdürebilir. Evelyn, düzenin vicdanıdır; düzen ise vicdansızlığın ta kendisi. Wayward burada korkudan çok utanç uyandırır çünkü kötülüğü yaratanların şeytanlar değil, iyi niyetli insanlar olduğunu gösterir.

Bu hikâye yalnızca bir kasaba ya da okulun değil, modern toplumun alegorisidir. Şiddet artık doğrudan değil, terapi biçiminde deneyimlenir; gözetim kameraları yerine algoritmalar, disiplin memurları yerine sosyal medya var. Duygularımız ölçülüyor, davranışlarımız ödüllendiriliyor, kimliğimiz yönlendiriliyor. Wayward filmi, kendi gönüllü mahkûmiyetimize bakmamız için bir aynadır.

Dünyanın neresine bakarsanız bakın, bu hikâyeye benzer: Korkan ebeveyn, sözde “iyileştirici” kurum, susturulan çocuk. Avrupa’da İrlanda’daki Katolik yatılı okulları, Fransa, Almanya’daki cemaatler, İskandinavya’daki tarikat kampları; Amerika’daki reform okulları ve faith camps; Afrika’da Senegal’de talibé çocukları, Nijerya’daki rehabilitasyon merkezleri; İran’da Şii dini okulları olan Hawza’lar, İsrail’de gençlere yönelik yatılı dini okullar, özellikle Yeshiva ve Midraşalar, Asya’da, Hindistan’daki aşırı dindar tarikat yurtları, Afganistan’daki Suudi Arabistan, Pakistan Orta Doğu’daki medreseler, yurtlar; Çin’de bazı yatılı dini okullar ve Rusya’daki dini cemaat okulları…

Her coğrafyada yöntemler farklı ama sonuç aynıdır. Özgürlüğün yerini itaat, sevgiyi kontrol alır. Türkiye’de de durum benzerdir. Burada şunu ifade etmek isterim ki bu ülkelerdeki mantık, cemaat yurtları ve dini grup yurtları, küçük yaşta çocuklara teslimiyet öğretir. Sevgi yerine korku, özgürlük yerine uyum öne çıkar. Çocuk, inancı değil, korkuyu öğrenir; korku büyüdükçe kimliğin sesi kısılır.

Belki de asıl soru şudur: Bir çocuğu korumak mı, yoksa ondan korkmak mı istiyoruz? Sevgi, korkunun gölgesinde büyüyorsa, teslimiyet inançtan daha kolay öğretilir. Hiçbir dua, susturulmuş bir çocuğun sesini geri getiremez.

Tüm bu hikâye yalnızca bir kasaba ya da okulun değil, modern toplumun alegorisidir. Bizler artık şiddeti doğrudan değil, terapi biçiminde deneyimliyoruz. Gözetim kameraları yerine anketlerimiz, disiplin memurları yerine algoritmalarımız var. Sosyal medya, her birimizi birer Tall Pines öğrencisine dönüştürüyor; duygularımız ölçülüyor, davranışlarımız ödüllendiriliyor, kimliğimiz yönlendiriliyor. Wayward bu yüzden yalnızca bir dizi değil, bir uyarı: kendi gönüllü mahkûmiyetimize bakmamız için bir ayna.

Wayward bize bir farkındalık sunar: Kurtuluş, yalnızca tutsak olduğumuzu fark etmekle başlar. Her inatçı çocuk bir aynadır; anne babasına, topluma ve dünyaya. Çocuklar, özgürlüğün tahammülsüz bir dünyada ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatır.

Peki, bir çocuğun inatçılığı gerçekten bir hata mıdır, yoksa bir ruhun hayatta kalma biçimi mi?..

Fotoğraf: Netflix

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiNetflix
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanErdal Çolak
Takip et:
Gazeteci-yazar-akade​misyen. Konya’nın Cihanbeyli ilçesine bağlı Kuşça kasabasında 1975’te doğdu. İlk ve ortaöğretimini Konya’da tamamladı, 1996 yılında başladığı Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi’ndeki üniversite, daha sonra Danimarka Kraliyet Okulu’nda (İVA) Copenhagen (The Royal School of Library and Information Science) Kütüphanecilik bölümünde tamamladı. Kütüphanenin Kültüre Etkisi ve Bilginin Bilimselliği üzerine doktora yaptı. Danimarka The Union Press Associat​ion IPC yönetim kurulu üyesi, uluslararası basın yayın kartı sahibi. Kişisel gelişim alanında eğitimler aldı. Psikoterapi Eğitimi sertifikası, Yaşam Koçluğu ve NLP (Zihinsel ve Dilsel Programlama) konusunda diploma sahibi. ”Sonsuzluk İle Hiçlik Arasındaki İnsan” adlı deneme kitabı Dancaya, ”Yalnızlık Aşktır; Yalnızlık, Yokluğun, Hiçliğin Şiirleri” kitabı”. ”Loneliness Is Love” adıyla İngilizceye çevrildi. ”Yüreğim Sensizliğim”, ”Yalnızlık Aşktır”, ”Ben Sana Değil Kendime Geç Kalmışım” adlarında şiir kitapları var. Danimarka’da yaşamaktadır.
Önceki Makale Bugünkü köşe yazıları
Sonraki Makale “TMSF gazetecilerin haklarını korumalı”

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

*Köşe Yazıları

Hamidiye komutanının torunu: Kızıl Ordu’dan TBMM kürsüsüne

Aydın Sezer
18 Nisan 2026
EditörKöşe Yazıları

Orta sınıfın sessiz çöküşü

Metin Duyar
17 Nisan 2026
Köşe Yazıları

Türkiye’nin ekonomi tarihi (2)

İnan Özbek
17 Nisan 2026
Köşe Yazıları

Yüzü patates kadar kızarmayan insanlar

Erdal Çolak
15 Nisan 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?