Bilmecenin yanıtı, Roma’nın takvim reformlarından siyasi yönelimlere, oradan da kültürel sürekliliğe uzanan binlerce yıllık bir öyküde yatıyor.
Takvimdeki ay adları, zamanı belli dilimlere ayıran terimler olmanın ötesinde, toplumsal belleği kuşaktan kuşağa taşıyan canlı birer kültürel göstergedir. Bu adların etimolojik kökenlerine inmek, uygarlıklar arasındaki tarihsel etkileşimin dilde korunmuş izlerini gün yüzüne çıkarmaya yardımcı olur.
Örneğin “eylül” sözcüğünün kökeni, Süryanice üzerinden Akad dilindeki “elulu” (hasat zamanı) ifadesine kadar geriye gider. Bu bağ, Neolitik tarım döngüsünün modern çağın dilinde binlerce yıl boyunca korunduğunun somut bir örneğidir.
Kapalı kutu Kuzey Kore’nin takvim deneyimi de dikkat çekicidir: Ülkenin kurucu lideri Kim İl-sung’un doğum yılı olan 1912, takvim yılının başlangıcı olarak kabul edilmişti. Ancak, özellikle teknoloji ve yazılım alanında farklı uyum sorunlarıyla karşılaşıldı. Ekim 2024’ten itibaren Kuzey Kore de Gregoryen takvimine geçiş yaparak uluslararası standartlara uyum sağladı.
İlginç bir takvim öyküsü de Rusya’daki “Ekim Devrimi” adlandırmasında kendini gösterir. Aslında bu politik olay, Rusya’nın o dönem kullandığı Jülyen takvimine göre 24–25 Ekim 1917’de gerçekleşmiştir. Ancak güncel takvime çevrildiğinde 7 Kasım 1917’ye denk gelir.
Buradan hareketle, devrimin güncel (Gregoryen) takvimdeki karşılığına bakıldığında gerçekte ekim değil bir “Kasım Devrimi” olduğu söylenebilir. Bu örnek, takvim değişikliklerinin yalnızca tarihleri değil, hem olayların adlarını etkilediğini hem de tarihsel olaylara ilişkin zaman algımızı neden sorgulamamız gerektiğini gösterir.
Bu çerçevede, “takvim” sözcüğü bize dikkat çekici bir öykü sunmaktadır. Türkiye Türkçesindeki “takvim”, Arapçadan alınmış bir sözcüktür, “düzenleme” anlam alanıyla ilişkilidir.
Türk topluluklarının önemli bir kısmında Rusçanın etkisiyle “kalendar” biçiminin yaygınlaşmış olduğu görülür. Buna karşılık Kazak, Karakalpak, Kırgız, Başkurt ve Kırım Karay topluluklarında “küntizbe” ya da “küntizme” kullanımı öne çıkar.
Bu adlandırma bütünüyle Ana Türkçe kökenli bileşenlerden oluşur ve doğrudan “günlerin sıralanması” anlamına karşılık gelir: “Kün” (gün) ve “tizbe/tizme” (dizme, sıralama, listeleme).
Roma’dan bugüne takvim uyumsuzluğu
Roma takviminde yıl, mart ayıyla başladığından mart birinci ay olarak kabul edilirdi, ardıl aylar da buna göre sıralanırdı. Aylar; Martius, Aprilis, Maius gibi tanrısal adlar ya da Septembris, Octobris, Novembris gibi sayıdan türetilmiş adlar taşırdı.
Günümüzde ay isimlerinin takvimdeki sıralarıyla uyumsuzluğu, kronolojik bir hata değildir, Roma takviminin geçirdiği köklü değişimlere karşın eski ay adlarının korunmuş olmasından kaynaklanır.
Bu durum takvim reformları, iklim ve tarım döngüsü, savaş/sefer mevsimi ve toplumsal zaman algısının nasıl kurulduğunu birlikte düşünmeyi gerektiren tarihsel bir sorunsaldır.
Batı dillerindeki takvim terminolojisi ise kökenini Latincedeki “hesap defteri” (calendarium) sözcüğünden alır. Günümüzde yaygın olarak kullanılan “calendar” ve türevleri, esasen bu yönetimsel ve ticari geleneğin dilde yaşayan birer mirasıdır.
Ay adlarının kültürel bellekteki izleri, Avrupa dillerinde çok daha derin bir geçmişe uzanır. Özellikle eylül, ekim, kasım ve aralık (September, October, November, December) adları, Avrupa’nın dil haritasında dikkat çekici bir ortaklık sergiler.
Öyle ki bu ay isimleri, Hint-Avrupa dil ailesinde yer almayan Macarca ve Estonca gibi dillerde bile korunmuştur. Bu ortaklığın temelinde, Avrupa kıtası üzerinde yüzyıllarca egemen olan Roma kültürünün etkisi yatmaktadır.
İngilizcede bilinen formatıyla Latince kökenli örnekler:
September: Takvimde 9. ay ama köken anlamı “yedinci ay” (Septem: 7)
October: Takvimde 10. ay ama köken anlamı “sekizinci ay” (Octo: 8)
November: Takvimde 11. ay ama köken anlamı “dokuzuncu ay” (Novem: 9)
December: Takvimde 12. ay ama köken anlamı “onuncu ay” (Decem: 10)
Bu kronolojik karmaşıklığın kökeni net olarak Roma takvim sistemine uzanır. Erken dönem Roma takvimi, günümüzdeki gibi on iki değil, on aydan oluşan bir yapıya sahipti ve yıl başlangıcı mart ayının ilk günü olarak kabul edilirdi.
Buna karşılık kış mevsimi, tarımsal ve askeri etkinliklerin büyük ölçüde durduğu işlevsiz bir dönemdi. Bu yüzden, aralık sonu ile mart başı arasındaki yaklaşık 60 günlük zaman aralığı takvime aylar olarak eklenmemişti.
Dolayısıyla kış, Roma zaman düzeninde takvim dışıydı ve kurumsal olarak adlandırılmamış bir ara dönemdi.
Kral Numa reformu
Roma’nın ikinci kralı Numa Pompilius, Milattan Önce (M.Ö.) 700 civarında takvimi yeniden düzenleyerek bu konudaki uygulamaları kalıcı biçimde değiştirdi. İsimsiz kış döneminin boşluğunu doldurmak için takvime ocak (Ianuarius) ve şubat (Februarius) aylarını ekledi.
Şubat ayının diğerlerinden daha kısa kalması da hem takvime eklenen son ay olmasının hem de bu dönemdeki dinsel arınma ritüellerine göre süresinin belirlenmesinin bir sonucuydu.
Kral Numa’nın bu reformu, başlangıçta dinsel ve tarımsal bir düzenleme olsa da, ayların asıl önem kazanması yüzyıllar sonra, M.Ö. 153 yılında gerçekleşti. Bu tarihte, siyasi gereklilikler nedeniyle konsüllerin göreve başlama tarihi marttan ocak ayına çekildi. Böylelikle ocak, Roma’da resmi olarak yılın ilk ayı haline geldi.
Ancak kronolojik karmaşa tam da bu noktada başladı: Ayların sayımı ocak ayına kaydırılınca, tüm aylar bir anda iki basamak ilerledi, fakat eski adlarını korudular. Örneğin, eskiden yılın sekizinci ayı olan “ekim” (October), adı değişmeden onuncu sıraya yerleşmiş oldu. Bugün onuncu ay hâlâ etimolojik olarak “sekizinci” anlamını koruyor.
Kısacası, takvimler eski toplumların zamanı ölçme ve dünyayı anlamlandırma çabalarını yansıtan birer kültürel arşiv gibidir. Takvime her baktığımızda gördüğümüz bir ay adı, aynı zamanda geçmişten kalan düşünme biçimlerinin dildeki izlerini de taşır.
Not: İngilizcede günlerin ve ayların ilk harfi büyük yazılır.
İlgili yazılar:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
