Bolu’nun binlerce yıllık mazisinde bir imparatorun acı hatırası vardır.
İki bin yıl önce, Roma’nın en güçlü imparatorlarından birisiyle Bolu’da doğmuş olan genç bir adam arasında kurulan ilginç bağ bir kentin kaderini değiştirmiştir.
Hatta sarsıntılar koca bir coğrafyayı etkilemiş, Mısır, Yunanistan ve İtalya da duygusal, kültürel, siyasal depremler yaşanmıştır.
Coğrafyaları alt üst eden bu hikayede iki kahraman vardır.
Roma İmparatoru Hadrian ve Bolulu Antinous.
Onların acıklı öyküsü, Anadolu’dan Roma’ya, Atina’dan Antalya’ya, Nil Nehri’nden İtalya’da Tivoli’ye kadar büyük bir coğrafyanın ortak hafızasında yüklüdür.
Tarih, çoğunlukla ordular ve siyaset tarafından yazılır. Ama arada bir insanların yüreklerinin izlediği yollar tarihi bir anda klasik rotasından çıkarır.
Roma’nın zirvesindeki adam
Hadrian Millattan Sonra (M.S.) 117’de tahta çıktı.
Ama o bir hükümdar olmaktan çok daha güçlü bir rol ve misyon üstlendi. Bir filozof, mimar, gezgin ve kültür ve sanat meraklısı bir devlet adamı oldu.
Roma imparatorları genellikle savaşlar ve zaferlerle anılır. Hadrian ise inşa ettirdiği kentlerle, sahip çıktığı sınırlarla, farklı kültürleri kaynaştırmadaki başarısı ile tarihe geçti.
Britanya’daki Hadrian Duvarı, Antalya’daki Hadrian Kapısı ve daha nice eserleri onun devlet anlayışını ifade eder.
Hadrian, sarayda oturmak yerine bütün Roma coğrafyasını dolaşmayı tercih etti. Anadolu da bu ziyaretlerin en önemli duraklarından birisiydi.
Tarihin akışını değiştiren tesadüf de buraya yaptığı ziyaretlerin birisinde gerçekleşti.
Claudiopolisli genç ile İmparator
Antinous’un yaşamının ilk yılları hakkında fazla bir bilgi yok.
Kayıtlardaki en belirgin veri onun Claudiopolisli, yani Bolulu olduğudur.
Bu küçük Anadolu kentinde başlayan yaşam yürüyüşü onu Roma Sarayı’na kadar taşıdı.
Ancak Hadrian ile yollarının kesişmesi her şeyi değiştirdi.
Roma’nın güçlü imparatoru Hadrian ile karşılaşması, onu devasa Roma coğrafyasının kült mirası haline getirdi. Onun adına saraylar, sütunlar, tapınaklar inşa edildi.
Bu kesişmenin nerede ve nasıl olduğu da bilinmiyor.
Bir törende mi?
Bir av sırasında mı?
Kim bilir?
Belki de yalnızca kader, imparatorluk tarihinin en sıra dışı hikâyelerinden birini yazmak istiyordu. Kesin olan şu ki, Hadrian genç Antinous’tan derinden etkilenmişti.
Kısa süre sonra Antinous Roma’ya götürüldü ve imparatorun yakın çevresine katıldı.
Zamanla yalnızca sarayın bir üyesi değil, Hadrian’ın hayatındaki en önemli kişilerden biri haline geldi. Onun yönetim modelini ve rotasını bile belirler hale geldi.
Akdeniz boyunca birlikte
Antinous, Hadrian’ın neredeyse tüm seyahatlerinde yanında yer aldı.
Bu yolculuklar yalnızca siyasi ziyaretler değildi. Bir anlamda Roma İmparatorluğu’nun kültürel haritasını yeniden keşfetme seferleriydi.
İkili, birlikte Yunanistan’ın kutsal merkezlerini dolaştı. Anadolu kentlerini ziyaret etti.
Suriye’den Mısır’a uzanan uzun güzergâhlarda dolandı.
Hadrian’ın Atina’ya duyduğu hayranlık, Mısır’ın gizemli inançlarına olan ilgisi ve Helenistik kültüre bağlılığı düşünüldüğünde, Antinous’un yalnızca bir yol arkadaşı değil, aynı zamanda bu büyük kültürel projenin sessiz tanıklarından biri olduğu anlaşılır.
Ancak onların hikâyesini sıra dışı kılan şey yalnızca birlikte yaptıkları seyahatler değildir.
Antik kaynaklar, iki isim arasında derin bir duygusal bağ bulunduğunu ima eder.
Bu ilişkinin niteliği konusunda tarihçiler farklı görüşler öne sürse de, Hadrian’ın Antinous’un ölümünden sonra gösterdiği olağanüstü tepkiler bu bağın çok güçlü olduğunu kanıtlar.
Ve M.S. 130’a, lanetli yıla gelinir.
Roma dünyasının en güçlü hükümdarı, Antinous ile birlikte Mısır’dadır. Nil boyunca yolculuk yapmaktadırlar. Her şey yolunda gibidir, ama bir anda sessizlik bozulur.
Antinous nehirde boğularak hayatını kaybeder. Bu ölümün ardındaki sır, iki bin yıldır çözülememiştir. Bu ölüme dair bir belge yoktur.
Tarih bu gün de dört olasılığı tartışmaktadır;
Dikkatsizlikten kaynaklanan bir kaza.
O günün mistik inanışlarına bağlı bir gönüllü kurban olma.
Cinayet.
İntihar.
Bu ihtimallerden doğru olanı belki de hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.
Fakat bildiğimiz bir şey vardır: İmparator mahvolmuştur. Roma tarihinin en güçlü adamlarından biri, Nil kıyılarında sevdiği insanı kaybetmiştir.
İşte bu noktadan sonra tarih sakin ve alışılmış ritimden çıkar.
Bolulu Antinous bir Roma tanrısına dönüşür.
Antinous’un ölümünün ardından Hadrian’ın verdiği kararlar, Roma dünyasında benzeri görülmemiş sonuçlar doğurdu.
İmparator genç dostunu Tanrı ilan etti.
Hadrian bununla da yetinmedi. Antinous adına yüzlerce heykel yaptırdı.
İmparatorluğun dört bir yanında tapınaklar inşa ettirdi.
Onun adına festivaller düzenletti.
Sikkeler bastırdı.
Ve Nil kıyısında yepyeni bir şehir kurdurdu:
Antinoopolis.
Bir insanın ölümü, yeni bir şehrin doğumuna dönüşmüştü.
Bolu’nun altın çağı
Ancak bu hikâyenin en dikkat çekici bölümlerinden biri Anadolu’da yaşanıyordu.
Çünkü Antinous’un tanrılaştırılması doğduğu şehri de sahneye taşımıştı. Roma dünyasının dört bir yanında insanlar yeni tanrının kim olduğunu merak ediyordu.
Ve cevap her yerde aynıydı:
“Claudiopolisli.”
Bu cevap bütün İmparatorluk coğrafyasını sardı ve sarstı.
MS 120 ile 140 yılları arasında şehirde yoğun bir imar faaliyeti gerçekleşti.
Kamu binaları yapıldı.
Tapınaklar inşa edildi.
Spor alanları, anıtlar kenti kapladı.
Yani..
Nil kıyısında bir ölüm Bolu’ya hayat verdi.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
