Cumartesi, 5 Eyl 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
*Günlük

Öcalan’ın peşindeki ajanlar

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 18 Ağustos 2026 21:47
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Abdullah Öcalan’ın 1998 sonbaharında Suriye’den çıkarılmasıyla başlayan ve 15 Şubat 1999’da Nairobi’de Türkiye tarafından yakalanmasıyla sona eren dört aylık yolculuk, yalnızca bir siyasi sığınma hikâyesi değildi.

Öcalan bir ülkeden diğerine geçerken arkasında yalnızca diplomatlar, siyasetçiler ve gazeteciler yoktu, istihbarat servisleri de peşindeydi.

Suriye’den Yunanistan’a, oradan Moskova’ya, Roma’ya, yeniden Yunanistan’a ve nihayet Nairobi’ye uzanan bu yolculukta CIA, Yunanistan’ın EYP’si, Alman BfV’si, Türkiye’nin MİT’i ve Kenya güvenlik makamları farklı biçimlerde devreye girdi.

İngiliz MI6’nın adı da bu hikâyede sık sık geçiyor. Ancak MI6’nın Öcalan’ın yakalanması operasyonunda doğrudan görev aldığına ilişkin açık ve güvenilir kanıtlar, CIA veya EYP için bulunan belgeler kadar güçlü değil.

Öcalan’ın peşinde farklı devletlerin farklı amaçlarla yürüttüğü ve zaman zaman birbirleriyle kesişen operasyonlar vardı.

Öcalan yaklaşık 20 yıl boyunca Suriye’nin sağladığı güvenli ortamdan yararlanmıştı.

1998’e gelindiğinde ise durum değişti.

Türkiye ile Suriye arasındaki gerilim, Ankara’nın askeri baskısı ve iki ülke arasında tırmanan diplomatik kriz sonucunda Hafız Esad, Öcalan’ın Suriye’den ayrılmasını kabul etmek zorunda kaldı.

9 Ekim 1998’de Öcalan Suriye’den çıkarıldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin daha sonra hazırladığı dosyaya göre aynı gün Yunanistan’a gitti. Yunan makamları kendisinden ülkeyi iki saat içinde terk etmesini istedi ve siyasi sığınma başvurusunu reddetti. Ertesi gün ise Yunan gizli servislerinin kiraladığı bir uçakla Moskova’ya gönderildi.

Böylece Öcalan’ın “kaçış” dönemi başladı.

Fakat aslında bu noktadan itibaren başka bir şey daha başlamıştı: Öcalan’ın nerede olduğunun sürekli olarak izlenmesi.

CIA konusunda en önemli kaynaklardan biri ironik ama CIA’nın kendi tarihsel yayınında yer alan bir çalışma.

Miron Varouhakis’in Studies in Intelligence dergisinde yayımlanan “Fiasco in Nairobi” (Nairobi’de Fiyasko) başlıklı çalışması aslında CIA’in kurumsal bir operasyon raporu değil; yazarın kendi araştırmasına dayanan bir analiz. CIA de metnin ABD hükümetinin görüşünü yansıtmadığını özellikle belirtiyor. Buna rağmen çalışma, olayın nasıl takip edildiğini anlamak açısından oldukça ilginç.

Çalışmaya göre Öcalan’ın 1999 Ocak ayının sonunda Yunanistan’a gizlice girmesinden kısa süre sonra Yunan makamları istihbarat örgütü EYP’yi devreye soktu.

29 Ocak’ta St. Petersburg’dan özel bir uçakla Yunanistan’a götürüldü.

İşte bu aşamada ABD ve Türkiye’nin Öcalan’ın hareketlerini takip ettiği yönünde önemli bir belge ortaya çıkıyor.

CIA çalışmasına göre, sızdırılmış Yunan belgeleri, Türk ve ABD hükümetlerinin Öcalan’ın Yunanistan’da bulunduğunu ve Kenya’ya ne zaman gönderildiğini bildiğini gösteriyordu. Ayrıca 4 Şubat’ta Nairobi’deki ABD Büyükelçiliği’nden Yunan Büyükelçisi’ne bir görüşme talebi geldi. Çalışmanın yazarı, görüşmenin zamanlamasının ABD tarafının durumdan haberdar olduğuna işaret ettiğini belirtiyor.

Ancak o dönem Nairobi’de CIA’in faaliyet gösterdiği ve ABD istihbaratının Öcalan’ın varlığından haberdar olduğu yönünde başka haberler de yayımlandı. Kenya’daki istihbarat kaynaklarına dayanan 1999 tarihli bir haberde, Amerikalıların Kenya makamlarını Öcalan’ın Nairobi’deki varlığından haberdar ettiği öne sürülüyordu.

Öcalan’ın son yolculuğunda en somut rol oynayan yabancı istihbarat servisi ise Yunanistan Ulusal İstihbarat Servisi (EYP) oldu.

Öcalan’ın Yunanistan’a gizlice girmesi Atina’da büyük bir krize yol açtı. Yunan hükümeti bir taraftan Türkiye’yle doğrudan çatışmaya girmek istemiyor, diğer taraftan Öcalan’ı Türkiye’ye teslim etmenin yaratacağı siyasi sonuçlardan korkuyordu.

Sonunda çözüm olarak Öcalan’ın Kenya’ya gönderilmesine karar verildi. EYP görevlisi Savvas Kalenteridis, Öcalan’a eşlik etmekle görevlendirildi.

2 Şubat 1999’da Öcalan Nairobi’ye ulaştı. Yunanistan’ın Nairobi Büyükelçisi’nin konutuna yerleştirildi.

Ve burada inanılması güç bir istihbarat operasyonu başladı.

Çünkü EYP’nin asıl amacı Öcalan’ı Kenya’da saklamak ve daha sonra Güney Afrika’ya geçirmekti. Fakat CIA’in yayımladığı araştırmaya göre, Yunan tarafı iletişim güvenliğini son derece kötü yönetti. EYP merkezinden Nairobi’ye yapılan kritik görüşmelerin önemli bölümü sıradan telefonlarla yapılıyordu. Hatta bazı görüşmelerde Öcalan için “büyükanne”, Dışişleri Bakanı Theodoros Pangalos için “büyük şarkıcı”, istihbarat ekibi için de “futbol takımı” gibi kod adları kullanılıyordu.

Daha da önemlisi, Yunan istihbarat ekibi Nairobi’de Kenyalı ve başka yabancı ajanların gözetimi altında olduklarını fark etti. Yani Öcalan’ı saklamaya çalışan istihbarat servisi, kendi operasyonunun izlerini gizleyememiş, bir anlamda ifşa olmuştu.

Ama Yunanistan’ın Öcalan meselesindeki tutumu yalnızca istihbarat operasyonundan ibaret değildi.

1998 boyunca Yunanistan’da Öcalan’a yönelik ciddi bir siyasi sempati vardı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 1998 tarihli terörizm raporuna göre, 109 Yunan milletvekili Kasım 1998’de Öcalan’ı Yunanistan’a davet eden bir mektuba imza atmıştı. Yunan hükümeti ise bu girişimden uzak durduğunu ve Öcalan’ın Yunanistan’a gelmesinin istenmediğini açıkladı.

Yani Atina’da devlet politikası ile siyasi çevrelerin yaklaşımı arasında önemli bir fark vardı.

Öcalan’ın 1999’da Yunanistan üzerinden Kenya’ya götürülmesinin arkasında da bu çelişki yatıyordu.

Yunan devleti onu Türkiye’ye teslim etmek istemiyordu ama ülkede kalmasına da izin veremiyordu.

Sonunda onu Yunan bayrağının koruması altında olmayan bir yere göndermeye çalıştı.

Ve bu karar Nairobi’ye kadar uzandı.

BfV: Almanya devrede

Almanya’nın hikâyesi ise diğerlerinden oldukça farklı.

Çünkü Almanya’nın iç istihbarat servisi Bundesamt für Verfassungsschutz (BfV), Öcalan’ı yalnızca izlemekle kalmadı; onunla doğrudan temas kurdu.

Bu bilgi, eski BND Başkanı Hansjörg Geiger’in anılarında yer alıyor.

Geiger’in anlattığına göre 1995’te Almanya’da PKK’nın şiddet eylemleri ciddi biçimde tırmanmıştı. Türk işyerlerine saldırılar, kundaklamalar, otoyol blokajları ve polisle çatışmalar yaşanıyordu.

BfV’nin değerlendirmesine göre bütün örgütsel yapının kilit ismi Öcalan’dı.

Geiger, bunun üzerine BfV’nin ilgili bölümün başkanını Manfred Kanther’in onayıyla Şam’a, Öcalan’la görüşmeye gönderdi.

Sonuç, Geiger’in anlatımına göre dikkat çekiciydi:

Almanya’daki PKK şiddetinde belirgin bir düşüş yaşandı.

Bu ayrıntı önemli.

Çünkü BfV’nin Öcalan’a yaklaşımı yalnızca “yakala ve teslim et” değildi. Almanya’nın kendi güvenlik sorununu çözmek için Öcalan’ı muhatap olarak kullanmaya çalışıyordu.

Burada özellikle bir parantez açmak gerekiyor: BND, Almanya’nın dış istihbarat servisi. BfV ise Almanya’nın iç istihbarat servisi. Öcalan konusunda açık kaynaklarda doğrudan belgelenmiş Alman faaliyetlerinin önemli bölümü BfV’ye ait.

BfV’nin Öcalan’ın örgüt üzerindeki etkisine ilişkin değerlendirmeleri, Şam’daki doğrudan temas ve Almanya’daki PKK faaliyetlerinin izlenmesi konusunda somut bilgiler bulunuyor.

Buna karşılık, BND’nin Öcalan’ın Nairobi’de yakalanmasına yönelik operasyonun aktif bir parçası olduğuna dair açık kaynaklarda aynı güçte bir kanıt bulunmuyor.

İtalya’da ev hapsi

Öcalan’ın Moskova’dan sonraki durağı Roma oldu.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kronolojisine göre Öcalan 12 Kasım 1998’de Roma’ya gitti ve siyasi sığınma başvurusunda bulundu.

İtalyan makamları onu önce gözaltına aldı, daha sonra ev hapsine benzer bir statüye geçirdi.

Türkiye’nin iade talebi ise kabul edilmedi. Fakat İtalya da Öcalan’a siyasi sığınma vermedi.

Sonunda Öcalan, üzerindeki uluslararası baskı artınca 6 Ocak 1999’da İtalya’dan ayrıldı.

İtalya’nın pozisyonu bu nedenle Yunanistan’dan farklıydı: Roma Öcalan’ı Türkiye’ye teslim etmedi ama onu kalıcı olarak korumayı da üstlenmedi.

İtalya açısından Öcalan giderek çözülmesi gereken uluslararası bir diplomatik probleme dönüşmüştü.

Rusya’da ikili tutum

Öcalan’ın Moskova macerası ise ilk bölümde ele aldığımız Sovyetler Birliği-Rusya bağlantısı açısından özellikle önemli.

10 Ekim 1998’de Moskova’ya gitti ve Rusya’dan siyasi sığınma talebinde bulundu. Onu Moskova’daki Şeremetyevo Havalaanı’nda aşırı milliyetçi lider Vladimir Jirinovski’nin partisinden üst düzey yetkililer karşıladı ve kent dışındaki bir villaya götürdü. Bu kişilerin Rus gizli servisi (FSB) ile bir şekilde ilişki içinde olduğuna kuşku yoktu ama örgüt yönetiminden mi onay almışlardı, yoksa sadece belirli bir grupla mı iş birliği yapıyorlardı, bilinmiyordu.

Bu sırada çok önemli bir gelişme yaşandı: Rusya Parlamentosu (Duma), Öcalan’a siyasi sığınma verilmesi yönünde karar aldı.

Fakat Rusya hükümeti bu kararı uygulamadı. Bu olay, Rusya’nın Öcalan meselesindeki yaklaşımının yekpare olmadığını gösteriyor.

Bir tarafta Öcalan’a sempati duyan Rus parlamenterler ve Türkiye’ye karşı kullanılabilecek bir koz olarak görülen PKK meselesi vardı; diğer tarafta ise Türkiye ile ilişkileri ve Batı’yla ilişkileri tamamen bozmak istemeyen Kremlin.

MI6 bağlantısı

Gelelim en tartışmalı bölüme.

Öcalan’ın yakalanmasına ilişkin çeşitli anlatılarda İngiliz istihbaratının da adı geçiyor.

Özellikle 1999 sonrasında İngiliz basınında, Türkiye’ye askeri eğitim ve ekipman sağlayan bazı özel şirketlerin İngiliz özel kuvvetleri ve istihbarat çevreleriyle bağlantıları bulunduğu ve Öcalan’ın etkisiz hale getirilmesi konusunda Türk tarafına öneriler götürüldüğü yazıldı. Bu iddialardan biri, İngiliz Sunday Times kaynaklı haberlerde Aims adlı şirketin Öcalan’a yönelik bir suikast için Türk hükümetine teklif götürdüğü yönündeydi.

Fakat burada da çok önemli bir ayrım var:

İngiliz özel şirketlerinin SAS veya istihbarat çevreleriyle bağlantılı olması, MI6’nın Öcalan’ın Nairobi’deki yakalanma operasyonuna doğrudan katıldığı anlamına gelmiyor.

Açık kaynaklarda CIA ve EYP için gördüğümüz türden doğrudan bir MI6 operasyon belgesi bulunmuyor.

Bu nedenle “MI6 Öcalan’ı yakaladı” demek aşırı iddialı olur.

Son durak Nairobi

2 Şubat 1999’da Öcalan Kenya’ya geldi.

Yunan Büyükelçisi’nin konutuna yerleştirildi.

Ama Kenya hükümeti kısa süre içinde durumdan haberdar oldu.

15 Şubat’ta Kenya Dışişleri Bakanlığı, Öcalan’ın kimliği konusunda Yunan Büyükelçisi’nden açıklama istedi.

Kenya makamları onun ülkede bulunmasını güvenlik riski olarak görüyordu.

Ve aniden olayların seyri değişti.

Kenya makamları Öcalan’ın Yunan Büyükelçiliği aracıyla değil, Kenya hükümetine ait bir araçla havaalanına götürülmesini sağladı.

Öcalan böylece Yunan diplomatlarının doğrudan korumasından çıkarıldı.

Havaalanında ise Türk görevlileri tarafından ele geçirildi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararında Kenya makamlarının Öcalan’ın yakalanmasından hemen önce onu Yunan Büyükelçisi’nden ayırmada ve havaalanına götürülmesinde rol oynadığı açıkça belirtiliyor. Mahkeme, Kenya’nın olayda belirli bir rol oynadığı sonucuna vardı.

Bütün yollar Türkiye’ye

Bütün bu hikâyenin merkezinde ise MİT vardı.

Öcalan’ın Suriye’den çıkmasından sonra Türkiye’nin temel hedefi değişmemişti:

Öcalan’ın nerede olduğunu bulmak ve Türkiye’ye getirmek.

Dönemin TBMM tutanaklarında da hükümet, Ekim 1998’den itibaren Öcalan’ın yakalanması için sürdürülen uluslararası takibin altını çiziyordu. Meclis kayıtları, Öcalan’ın Yunanistan üzerinden Kenya’ya götürülmesinin ve Nairobi’deki Yunan Büyükelçiliği’nde 12 gün tutulmasının Ankara açısından temel sorunlardan biri olduğunu ortaya koyuyor.

Son aşamada Öcalan, Kenya’dan Türkiye’ye getirildi.

15 Şubat 1999’da başlayan operasyon, ertesi gün Türkiye’de kamuoyuna duyuruldu.

Böylece dört aydır süren kaçış sona erdi.

Peki gerçekten uluslararası bir istihbarat komplosu var mıydı?

Öcalan sonradan yaşananları bir “uluslararası komplo” olarak tanımladı.

PKK çevrelerinde de ABD, İngiltere, İsrail, Türkiye ve Yunanistan istihbarat servislerinin birlikte hareket ettiği iddiaları uzun yıllar gündemde kaldı.

Ancak açık kaynaklara baktığımızda daha karmaşık bir tablo görüyoruz.

Türkiye, Öcalan’ı yakalamaya çalışıyordu.

Öcalan’ın hareketlerini izleyen ABD’nin, Yunanistan ve Kenya’daki gelişmelerden bilgi sahibi olduğuna ilişkin belgeler var.

Yunanistan, önce Öcalan’a siyasi ve operasyonel destek sağlayan çevrelerin etkisiyle hareket etti; ardından EYP aracılığıyla onu ülke dışına çıkarmaya çalıştı ve sonunda Nairobi’deki operasyon çöktü.

İtalya, Öcalan’ı Türkiye’ye vermedi ancak siyasi sığınma da tanımadı.

Rusya, parlamentonun kararına rağmen hükümet düzeyinde Öcalan’ı kabul etmedi.

Almanya, BfV aracılığıyla Öcalan’la doğrudan temas kurdu ama 1998 sonrasında Almanya’ya gönderilmesini istemedi.

Kenya, Öcalan’ın varlığından haberdar olduktan sonra onu ülkeden çıkarmaya yöneldi ve havaalanına götürülmesinde rol oynadı.

MI6’nın ise bu zincirdeki rolü, diğerleri kadar net biçimde belgelenmiş değil.

Bütün bunlar tek bir merkezden yönetilen kusursuz bir operasyon görüntüsünden ziyade, aynı kişiyi farklı nedenlerle takip eden, zaman zaman birbirleriyle bilgi paylaşan, zaman zaman birbirlerinden habersiz hareket eden ve bazı durumlarda birbirlerinin planlarını bozan istihbarat servislerinin karmaşık bir zincirini gösteriyor.

Sonuç: Kim yakaladı?

Bu sorunun tek kelimelik cevabı var:

Türkiye.

Ama Öcalan’ın yakalanması, dört ay boyunca farklı ülkelerin ve istihbarat servislerinin birbirine değen faaliyetlerinin sonunda gerçekleşti.

Dolayısıyla Öcalan’ın 1998-99 yolculuğunun en doğru tanımı “tek bir istihbarat operasyonu” değil, birbirinden farklı çıkarların kesiştiği uluslararası bir istihbarat zinciri.

Kaynaklar

  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Öcalan v. Turkey — Öcalan’ın 9 Ekim 1998’de Suriye’den çıkarılması, Yunanistan, Moskova, Roma, yeniden Yunanistan ve Kenya güzergâhı ile 15 Şubat 1999’daki yakalanmasına ilişkin resmi kronoloji ve mahkemenin değerlendirmeleri.
  • Miron Varouhakis, “Fiasco in Nairobi: Greek Intelligence and the Capture of PKK Leader Abdullah Ocalan in 1999”, Studies in Intelligence, CIA Center for the Study of Intelligence — EYP operasyonu, Nairobi süreci, ABD ve Türkiye’nin Öcalan’ın hareketlerinden haberdar olduğuna ilişkin sızdırılmış belgeler ve Yunan operasyonunun ayrıntıları. Çalışmanın CIA’nın resmi görüşü olmadığı özellikle belirtilmiş.
  • U.S. Department of State, Patterns of Global Terrorism 1998 – Greece — Yunanistan’daki PKK bağlantıları, Öcalan’a yönelik siyasi davet ve 1998-99 sürecine ilişkin resmi Amerikan değerlendirmesi.
  • Hansjörg Geiger, “Erfahrungen eines BND-Präsidenten – ein Resümee”, Hanns-Seidel-Stiftung — BfV’nin PKK analizi, Öcalan’la 1995’te Şam’da kurulan doğrudan temas ve Alman istihbaratının Öcalan konusundaki değerlendirmeleri.
  • Alman Federal Hükümeti / Bundestag kayıtları — Öcalan’ın yakalanması sonrasında Almanya’nın tutumu, PKK’nın Almanya’daki faaliyetleri ve 1998-99 dönemindeki resmi değerlendirmeler.
  • Bundesamt für Verfassungsschutz (BfV) — PKK’nın Almanya’daki yapılanmasına ilişkin kurumsal değerlendirmeler.
  • TBMM tutanakları, 1999 — Öcalan’ın Suriye’den ayrılmasından Kenya’daki yakalanmasına kadar Türkiye’nin resmi siyasi değerlendirmeleri.
  • Cambridge University Press, Geoff Gilbert, “The Arrest of Abdullah Öcalan” — Öcalan’ın Avrupa’daki sığınma süreci, yakalanması ve Türkiye’ye transferinin uluslararası hukuk boyutu.
  • 1999 tarihli dönemin basın kaynakları — Nairobi’deki süreçte CIA, Kenya ve diğer istihbarat servislerinin olası rolüne ilişkin dönemin iddiaları. Bu haberler, belgelenmiş operasyonel gerçeklerden ayrı tutulmuştur.

İkinci Bölüm:

Sovyet silahı ve KGB iddiası

Birinci Bölüm:

PKK’yı Sovyetler mi kurdu?
Öcalan Moskova’ya nasıl geldi?

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiJeopolitikRusya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Gazeteci Dürdane Kırçuval hayatını kaybetti
Sonraki Makale Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Tarihte FB-BJK derbileri

Medya Günlüğü
5 Eylül 2026
EditörGünlük

Gazeteci Oya Lale Arslan tutuklandı

Medya Günlüğü
5 Eylül 2026
GünlükManşet

Tarihteki garip tesadüfler

Medya Günlüğü
5 Eylül 2026
GünlükManşet

Popüler ad ve soyadlar

Medya Günlüğü
5 Eylül 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

imunify-bot-check
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?