ABD ve İsrail’in İran’a karşı düzenlediği saldırılar Rusya için zaten yeterince can sıkıcıyken buna bir de dini lider Ali Hamaney’in öldürülmesi eklendi.
Gelişmeler Moskova’yı iki, hatta üç ateş arasında bıraktı: Bir yanda Sovyetlerin dağılmasından bu yana yakınında tutmaya çalıştığı İran, diğer yanda Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönmesinden sonra bir yıldır neredeyse “balayı” yaşadığı ABD, öteki yanda ise bozulmasını istemediği İsrail’le hassas ilişkiler.
Rusya, son 30 yılı aşkın süredir hem bölgesel dengeler nedeniyle hem de Batı’ya karşı koz olarak kullanmak amacıyla İran’la yakın temas içinde. Aslında Moskova açısından Rusya-İran ilişkileri, Rusya-Türkiye ilişkilerine benziyor: Yani pragmatizmin gerektirdiği jeopolitik bir zorunluluk.
Moskova ile Tahran’ı en fazla yakınlaştıran, ABD ve genel olarak Batı’ya karşı ortak duruşları. Her iki ülke de Batı yaptırımlarına hedef oluyor, her iki ikisi de NATO’nun genişlemesini, dolayısıyla ABD’nin bölgede güçlenmesini istemiyor.
Ukrayna savaşının başlamasından sonra ilişkiler bir üst aşamaya taşındı: İran Rusya’ya insansız hava araçları sağladı, Rusya da İran’ın askeri teknoloji ve savunma sistemlerine destek verdi.
Son saldırılar Moskova’nın hiç istemediği bir gelişmeye, ABD’nin bölgede güç kazanmasına yol açtı.
Ancak İran’ın dini lideri Hamaney’in öldürülmesinin ardından Rusya sessiz kalmasa da “ortalığı yangın yerine çevirmekten” kaçındı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Hamaney’in ölümü üzerine İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’a bir başsağlığı mesajı gönderdi, Dışişleri Bakanlığı da saldırıları kınayan bir açıklama yaptı. Putin’in mesajı için yumuşak denemezdi belki ama ne ABD’den ne de İsrail’den söz ediyordu.
İlginç bir tesadüf, İsrail’in İran’a Haziran ayında düzenlediği saldırıların ardından bir gazeteci Putin’e ABD ile İsrail’in Hamaney’e suikast düzenlemesi halinde ne olacağını sormuştu. Putin soruyu yanıtlamak istememiş ve “İzin verirseniz bu olasılığı konuşmak bile istemiyorum” demişti.
Putin’in son gelişmelerin ardından sessizlik olarak da yorumlanabilecek ölçülü tepkisi ya da tepkisizliğe yakın tavrı aslında yeni değil. ABD Ocak ayının başlarında Venezuela Devlet Başkanı Nicholos Maduro’ya operasyon düzenlediğinde Rusya Dışişleri Bakanlığı bir kınama açıklaması yapmakla yetindi, Putin ise sessizliğe büründü.
Biraz daha geriye gidildiğinde, Rusya’nın iktidarda tutmak için yıllarca uğraştığı Suriye lideri Beşar Esad’ın 2024 sonunda devrilmesini Moskova’nın sessizce kabullenmesi akıllara geliyor.
Elbette her ülke dış politikasını kendi çıkarları doğrultusunda oluşturuyor.
Rusya’nın üç örnekteki sessizliğinin birkaç nedeni var.
Bunlardan ilki, Moskova’nın bütün önceliğini Ukrayna’daki savaşa vermek istemesi. Buna bağlı olarak ikincisi, ABD ile karşılaştırıldığında Rusya’nın gücünün ve olanaklarının sınırlı olması. Diğer bir neden de, Trump’ın ikinci başkanlığı döneminde ABD-Rusya ilişkilerinin neredeyse 180 derece değişmesi. Eski Başkan Joe Biden döneminde ABD Ukrayna’ya büyük siyasi, askeri ve mali destek veriyor, Rusya’yı ise köşeye sıkıştırmaya çalışıyordu. Trump iktidarında ise işler tersine döndü, ABD’nin öfkesini üzerine çeken ülke Ukrayna oldu.
Yani Rusya’nın çıkarı Venezuela ya da İran için ABD ile ilişkilerini tehlikeye atmamasını gerektiriyor.
Ama konunun gölgede kalan bir başka boyutu var.
Ukrayna savaşına kadar Rusya’nın dış politikasının temelinde küresel rakibi ABD’yi ahlaki açıdan zor duruma düşürme taktiği yatıyordu. Moskova, ABD’nin “züccaciye dükkanına girmiş fil gibi” aklının estiği ülkeye saldırmasına karşı ısrarla ve haklı olarak Birleşmiş Milletler kurallarına uyulmasını istiyor, benzer düşüncedeki ülkelere ve halklara psikolojik ve ahlaki yönlerden liderlik etmeye çalışıyor, kısmen başarılı da oluyordu. Örneğin, Rusya’nın Suriye’ye müdahelesi de bu çerçevedeydi; Şam’ın daveti üzerine askerlerini göndermişti.
Nedeni ne olursa olsun ve Batı tarafından ne kadar kışkırtılmış olsun Ukrayna’yı işgal etmek Rusya’nın elindeki o güçlü manevi kozu kaybetmesine yol açtı. Rusya, çok eleştirdiği ABD ile istediklerini elde etmek için güç kullanmaktan kaçınmayan devletler safında buluştu.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
