Anlamın ortadan kaldırılması köklerin unutturulması ve biyolojinin inkarıyla mümkündür.
Peki bu anlamsızlık atmosferi ve biyolojinin (yanında tıbbın, endokronolojinin, genetiğin, anatomin vb.’nin de) inkarına dayanan yeni toplum mühendisliğinin sonucu ne olabilir ve kime hizmet eder?
Konuyu açalım…
Diyorlar ki, ‘’Bir bebek doğduğunda hiçbir şekilde herhangi bir cinsel kimliğe sahip değildir. Onu dünyaya getiren doktor, ebe, hemşire diyor ki bu kız ya da erkek ve onun bütün hikayesini yazarak kaderini belirliyorlar. Bu yapılmamalıdır ve bir çocuk bu tarz atamalara maruz kalmadan 18 yaşına kadar büyümeli ve o yaşa gelince cinsel kimliğinin ne olduğuna kendi karar vermeli.’
Bu iddia, kendine kadın ya da erkek diyen herkesin aslında kandırıldığı, aileden ya da toplumsal normlardan gelen bu ‘’cinsiyet atamasını’’ sorgusuz sualsiz kabul eden bir nevi saftirikler olduklarını, o yüzden de bilinçlendirilmeleri gerektiğine inanıyorlar. Bütün bu örgütlenmeler de biz heteroların bu konudaki cehaletini kırmak için çalıştığını ifade etmek anlamına geliyor.
Ciddi ciddi bunu öne sürüyorlar. Eş cinsel haklarında neden bu tuhaf noktaya geldik acaba?
İşe önce toplumsal olanı “tu kaka” ilan edip bireyselliği kutsamakla başladılar. Arkasından, ne milleti ne tarihi hepimiz dünya vatandaşıyız balonunu patlattılar. Sonra dil, tarih ve coğrafyanın hiçbir değeri yok, kaldıralım dediler. Coğrafya ‘’ABD’’ ise, coğrafya ‘’Avrupa’’ ise güzeldi. Dil İngilizce ise, Almanca, İtalyanca, İspanyolca ise güzeldi. Sonra devleti düşman ilan ettiler. Devlet insanları sömürmek, yönetmek ve iktidardakilere biat ettirmek için, sadece bunun için kurulmuş bir yapıydı. Ama ABD ve AB üyesi devletler bu tanımın dışındaydı tabii.
Böylece tarihinden, coğrafyasından, dilinden, geleneğinden, toplumundan, ailesinden ve nihayet cinsiyetinden nefret eden ya da en azından bunlarda kuşku duyan bir nesil ortaya çıktı.
Bunlar, kendilerini hiçbir yere ve hiçbir şeye dahil hissetmeyen, tutunacak dalı, bağlanacak kökü, ait olmaktan anlam yaratacak bağı kuramayan ‘’birey’’ ler. Aidiyeti olmayan birey kendinden başka düşünecek şeyi olmayandır. Sevgi, bağlılık, fedakârlık, kutsiyet, ahlak, dürüstlük, mertlik, doğruluk ve benzeri hiçbir insanlık kavramı bu tekilde kendine yer bulamaz. Bu tekilde kendine yer bulan kavramlar ancak bencillik, yıkıcılık, huzursuzluk, yabancılık, nefret, anlamsızlık, değersizlik ve benzerleri olabilir.
Bu kabuk insanlar yaşadıklarını hissetmek için şiddete, radikal örgütlere, bilim dışı inançlara, bir takım mühendislik çabası içinde olan odaklara malzeme olurlar ancak.
Böylece tekilleşme kolay yönetilmeyi getirir. Çünkü yalnızlık yani aidiyetsizlik eninde sonunda güçsüzlüktür.
Direnemezsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
