Cumartesi, 25 Nis 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe YazılarıManşet

Gözümüzün nuru çocuklarımız

Dr. Nevin Sütlaş
Son güncelleme: 25 Nisan 2026 16:19
Dr. Nevin Sütlaş
Paylaş
Paylaş

Yıllar önce bir arkadaşım ve kardeşi köydeki evlerinde sohbeti koyultmuşken laf yeni aldıkları ineğe gelmiş.

“Ne kadar da güzel bir hayvan bu” demiş arkadaşım, “Kaşı gözü de pek yerinde.” Bebiş yeğeni kafasını oyundan kaldırmadan ve onlara doğru bakmadan mırıldanmış: Kaşgok. Anlamamış, ne dedin diye sormuşlar “Kaşgok” demiş yeniden. Sonunda anlamışlar ki “ineğin kaşı yok” diyormuş minicik velet.

Arkadaşım bunu yeğeninin ne kadar zeki olduğunu belirtmek için anlatmıştı ama bana başka bir şey düşündürdü. Aslında hepimizin buna benzer hikâyeleri vardır; sizi dinlemediğini, kendi halinde oyununa dalmış olduğunu sandığınız bebelerin sizi can kulağı ile dinliyor olduğunu fark ettiğiniz hikâyeler. Anlamaz sanıp yanında rahatça konuştuğunuz şeyleri çocukların bal gibi de anladıklarını şaşırarak öğrendiğiniz anılar…

Bir gün Lepra Hastanesi’nin bahçesindeki kocaman bir ağaçta bir çocuk buldular. Lepralı bir anne babanın yeni yetişmekte olan oğlu kendini asmıştı. Yakışıklı, uslu, sessiz sakin bir çocuktu. Arkadaşları ve çevresi tarafından çok sevilen can bir çocuktu. Onu canından bezdiren şeyin ne olduğunu bilen biri varsa da ben bilemiyorum. Hatırladıkça hâlâ çok üzülüyorum ki anne babasının üzüntüsünü tahmin bile edemiyorum. Henüz onlu yaşlarının başındaydı, üstünden onca yıl geçti, onun yaşı hep orada kalakaldı…

Bir dostumun oğlu da aynı yaşlarda evinde kendini astı. Annesi de babası da üst düzey akademisyendi ve çocuklarının bir sorunu olduğunun farkında değillerdi. Bir akşam onlar salonda otururken, evlatları kendi odasında kendi eliyle hayatına son verdi. Bir doktor arkadaşımın…

Yoksulu zengini, eğitimlisi eğitimsizi fark etmez, bu acıyı tatmış pek çok aile biliyorum. Bir ana babanın asla başına gelmemesi gereken bu durum ne yazık ki oluyor, hem o kadar seyrek de değil.

Çocukların pek bir şeyden anlamadığı, o nedenle de dert çekmediğini düşünenler çok yanılıyor. Birçok şeyi bizim gibi anlamadıkları doğru, tam da o nedenle algıladıklarını yanlış yorumlamaları daha fazla, o yüzden pireyi deve yapıyor olmaları da mümkün. Ancak dertsiz oldukları kesinlikle doğru değil, erişkinlerden bile daha çok dert çekiyor çocuklar.

Ayrıntıları daha yeni yeni anlaşılıyorsa da çocuk ve yeni yetmeliğin kaygıları ve mutsuzluğu, üzerinde çok kafa yorulması gereken başlı başına bir konu, çünkü nedenleri de farklı, tepki verme biçimleri de. Bu konu çok az konuşuluyor, çok az inceleniyor, çok az biliniyor. Oysa çok büyük olan bu dert hem ebeveynlerin hem de hepimizin konusu. “Çocuklar yarınlarımızdır” laf ebeliğinin ötesine geçip bu konuda uyanıklığımızı geliştirmemiz gerekiyor, çünkü çocuklar dertlerini de dertlenmelerini de ustalıkla gizliyor, lafa dökmüyorlar. O nedenle küçük insanların sıkıntılarının işaret dilini bizim çözmemiz gerekiyor…

Çocukların en çok etkilendikleri konu güvenlik. Kendilerini güvende hissetmediklerinde strese de giriyorlar depresyona da. Yeni yetmeliğin en büyük derdi de aşağılanmak (bullying). Bazen büyüklerce ama çoğu zaman akranlarınca aşağılanmak onları en çok tüketen şey. Çocuk ve gençlerin ölüme gitmesinin en büyük nedeni ise taciz hatta tecavüz, hem de en güvendikleri yerde (evde), hem de en güvendikleri kişi (yakın akraba) tarafından cinsel saldırıya uğramaları…

Çokça unutsak ya da adını koymakta zorlansak da güvenlik en önemli sorunumuz. Güvenlik, güvenlik, güvenlik…

Çocuklarımız da dertli bizim gibi. Çoğumuz dertlerin altında eziliyoruz, baş etmeyi bilmediğimiz için. Hayat böyle bir şey nihayetinde; ne dert bitiyor ne de dertlenme. Dertlerimizle dertlenmeden baş edebilmenin yollarını mutlaka öğrenmek zorundayız.

Stres dediğimiz şey derdin adı değildir, dertlenmenin adıdır. Bu lafın altını bastıra bastıra çizdikten sonra stresle baş etmek için erişkine söylenecek söz çok:

-Dert edeceğine derdini çöz. Derdin çözülemez sanma; kabullenme.

-Sadece sana oluyor sanma; derdini paylaş ki gör bak sadece sana özel sandığın o dertten ne kadar çok kişi mustarip.

-Olan biteni senin suçun günahın kabahatin sanma; saklama, utanma. Derdini çözmeye kendi gücün yetmiyorsa aynı derdi çekenlerle buluş; örgütlen, gücüne güç kat.

-Asla çözülemeyecek bir derdin varsa (sevdiğinin ölümü gibi) o zaman da kabullen; niye oldu, keşke olmasaydı noktasında dönenip ömrünü bitirme. Olmamalıydıysa da olduğuna göre, dön arkanı, önüne bak.

Bunlar aklı başında her erişkin için geçerli öğütler ama çocuklar, yeni yetmeler, düşkün ve muhtaç kişiler için durum çok farklı. Onlardaki durumun öğütle aşılabilmesi olanaksız. Düşkünlere olduğu gibi çocuklara ve gençlere de “şunu yap bunu yapma” demenin bir anlamı yok.

Öncelikle çocuklarımızın yoluna çıkmamamız, gitmek istedikleri yolda yürümelerini engellemememiz, önlerini tıkamamamız lazım. “Mademki onu biz yarattık öyleyse istediğimiz gibi biçimlendiririz” sanmamamız lazım. İlla da bizim istediğimizi yapsınlar diye zorlamamamız lazım. Bu da yetmez, hayatın pisliklerini de onlar için bizim temizlememiz lazım. Hem de bunu onlara hiç fark ettirmeden ve “bak sana iyilik yapıyoruz” diye gözlerine sokmadan yapmamız lazım.

Çocuklarımızın hiç hak etmeden maruz kaldıkları çirkinlikleri güzelliklere dönüştürmek kesinlikle bizim görevimiz. Bu görevin ilk adımı, dile getirmedikleri dertlerini fark etmek için gözümüzü dört açmak. Yoksa arkalarından ağlamakla yetiniriz. Bunların aksine davranırsak çocuklarımızı dert sahibi yaparız, sonra da o derdin faturasını hep beraber öderiz. Çünkü çocukların depresyonu sandığımızdan da büyük bir beladır.

Zaman zaman keyifsiz olmak, hatta çok mutsuz olmak normaldir. Ancak 2 haftadan daha uzun süreyle acı çekmek ve günlük hayatın gereklerini yerine getiremeyecek kadar çökkün olmak normal değildir. Uzamış ve derinleşmiş mutsuzluğa “Depresyon” denir. Bu durum kişinin olduğu kadar toplumun da sorunudur ve mutlaka tedavisi gerekir çünkü kişiyi hatta çevresini yok etme potansiyeline sahiptir. Depresyon alkol ve madde kullananlarda daha sık görülür. Zaten bunlar yumurta tavuk meselesidir.

Herhangi bir mutsuzluk durumuna “depresyon” diyebilmek için kişinin çok mutsuz olması yetmez, hayata karşı ilgisinin bittiğini de gözlemlemek gerekir. Günlük olağan işleri yapmamak, keyifli şeyleri yapmayı reddetmek, umutsuzluk, suçluluk, ölümü düşünmek, hatta (kendini) öldürmeyi düşünmek Depresyon göstergeleridir.

Halsiz, güçsüz, kuvvetsiz hissetmek de depresyon belirtisi olabilir. Uykusuzluk, özellikle sabah çok erken uyanmak bir diğer belirtidir ama depresyon aşırı uyku da yaratabilir. İştah kaybı en önemli bulgudur. Bu nedenle kilo kaybı oluşur ama tersine depresyon aşırı iştah artışına ve kilo almaya da neden olabilir.

Depresyonda sürekli ağrılar, sızılar, baş ağrısı, kramplar oluşur. Mesleğine, işine, okuluna, diğer etkinliklere ilgi kaybolur. Bir konuya yoğunlaşmak, dikkat vermek zorlaşır. Kişi, eskiden keyif aldığı hiçbir şeyle ilgilenmez. Depresyon var olan başka tıbbi sorunların ağırlaşmasına da yol açar.

Depresyon ağırlaştığında ölüm fikri yerleşir. Depresyondaki kişinin kendini öldürebilme ihtimali düşünülerek çok dikkatli olmak gerekir, çünkü yeterince zeki olanlar bu niyetlerini ustalıkla gizler. Saldırgan davranışlar geliştirmesi, kendine zarar verecek şeylerden kaçınmıyor oluşu birer işarettir. Ailede intihar etmiş bir başkasının varlığı da riski yükseltir.

Türkiye’deki verileri bilmiyorum ama Amerikan istatistikleri her elli çocuktan birinin depresyona girdiğini, onlu yaşlardayken bu oranın her 10 çocuktan biri olduğunu söylüyor. Bence konunun önemini kavrayabilmek için bu son cümleyi tekrar okumak lazım. On çocuktan biri ne demek…

Çocukluk depresyonu öz güveni yok ediyor, arkadaş edinmeyi engelliyor, okul başarısını bozuyor. Erişkindeki gibi iştah, uyku ve yaşam ilgisinin azalması ile belirti verebiliyor. Ancak çocukluk depresyonunun öfke atakları, hayatını riske atacak davranışlar şeklinde ortaya çıkması daha çok ve bu nedenle de teşhis konamayabiliyor. Çocuğun gösterdiği bu öfkeli davranışlara aynı biçimde yanıt verildiğinde ise depresyon derinleşiyor ve beklenmedik bir anda (kendini) öldürmeyle sonuçlanabiliyor.

Tekrarlamam şart: Bir çocuğun huzursuz, kolay sinirleniyor ve taşkınlık gösteriyor olması depresyon açısından mutlaka dikkat çekmeli. Sürekli mutsuz ve umutsuz hissetmesi de bir diğer gösterge. Sosyal etkinliklerden geri durması, oyun oynamak istememesi, alınganlık, iştahsızlık ya da aşırı yeme, uykusuzluk ya da aşırı uyuma, sık sık bağırması ya da çığlıklar atması, dikkatini yoğunlaştıramaması, halsiz ve isteksiz olması, baş ağrısı, karın ağrısı gibi fiziksel şikâyetlerinin olması ve bunların ilaçla düzelmemesi, okula, oyuna, hobilerine ilgisinin kaybolması, kendini değersiz ve suçlu hissetmesi depresyon belirtisi olabiliyor.

Depresyondaki çocuklarda sayılan belirtilerin hepsi birden olmuyor. Bazı belirtiler bazen oluşup sonra başkaları ile yer değiştirebiliyor. Çocuğun sigara, alkol, madde kullanmaya başlaması ve ekran bağımlılığı da depresyon belirtisi olabilir. Problemli aile ortamı, ebeveynlerin alkol, madde kullanımı ve ailedeki depresyon öyküsü çocukta depresyon gelişimi ihtimalini artırıyor.

10 yaşın altında depresyon oğlan çocuklarında daha çokken, 16 yaş civarındaki kızlarda oran artıyor. Kendini öldürme girişimleri 12 yaş sonrasında oluyor. Çocukların intiharı, çoğunlukla önceden planlamış değil öfkelendikleri anda giriştikleri bir şey. Kızlar daha çok intihar ediyor ama oğlanlarınki daha saldırgan yöntemlerle olduğu için daha çok ölümle sonlanıyor.

Fiziksel ya da cinsel saldırıya uğrayan çocukların depresyonunun intiharla sonlanması daha çok.

Kendini yok etmek demek olan intiharın ikiz kardeşi de başkasını yok etmek. Şiddeti her boyutuyla güzelleyen toplumsal yönlendirmeler ve madde kullanımının yaygınlaşmasıyla çocukların dizginleyemedikleri öfkelerini kendilerine olduğu gibi başkalarına yönlendirmesi de ivme kazanmış durumda.

Son günlerde yaşadığımız belalara bir de bu açıdan bakmalıyız. Yaşama şansı elinden alınan o minik yavrular için içimiz kan ağlarken onların yaşam ipini kesen çocuğa da yanmalıyız bence.

Yanımızdaki yöremizdeki bütün çocuklara bu bakış açısıyla yaklaşabilmeli, gözümüzün nurlarını yani yarınlarımızı kör kuyulardan çekip çıkarabilmeliyiz. Çünkü hiçbir çocuk sadece annesiyle babasının çocuğu değil hepimizin evladı. Ölen de biziz, öldüren de biziz çünkü.

Seyirci koltuğunda oturup çocukların öznesi olduğu belalar için yakınmaktan hatta üzülmekten yani stres çekmekten geçmiyor çözüm. Hepimiz elimizi taşın altına koyana dek, çocuk bayramı kutlu olmasın hiçbirimize.

Fotoğraf: stihi.ru

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanDr. Nevin Sütlaş
Takip et:
1959 yılında Adapazarı’nda doğdu, İstanbul Üniversitesinde Tıp doktoru, Bakırköy Akıl Hastanesinde Nöroloji Uzmanı oldu ve aynı hastanede 30 yıl eğitim görevlisi hekim olarak çalıştı. Beynin damar ve enfeksiyon hastalıkları, yoğun bakım, hasta beslenmesi, açlık grevi/ ölüm orucu ve Multipl Skleroz konularında çalıştı. Sağlık sisteminin özelleştirilmesi sürecinde uğradığı mobing yüzünden 2016 yılında aktif meslek yaşamını sonlandırdı. Beyin ile ilgili bilimsel bilgiler temelinde topluma yönelik kitaplar yazmayı sürdürüyor. Florida'da yaşıyor. Web sayfası: http://www.nevinsutlas.net/index.html Elektronik posta: calisal01@yahoo.com
Önceki Makale Geziyorum o hâlde varım
Sonraki Makale Fotoğraflarla nükleer felaket

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

ManşetSerbest Kürsü

Milletsiz, dilsiz, değersiz, ailesiz, cinsiyetsiz

Tijen Zeybek
25 Nisan 2026
Köşe YazılarıManşet

Geziyorum o hâlde varım

Emre Dilek
25 Nisan 2026
ManşetSerbest Kürsü

Diploma çağı bitiyor mu?

Olga Ocaklı
25 Nisan 2026

Mehmet Şüküroğlu çiziyor

Mehmet Şüküroğlu
25 Nisan 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?