Konumuzun içinde yine İrina’nın bir yakını, bir karga ve büyük, küçük dertlerimiz var.
***
Moskova’da bu sene havalar ilginçti.
Alıştığımızdan da fazla, rekor kar yağışına şahit olduğumuz uzun bir kışın arkasından nisan ortalarında bahar geldi diye sevinmiştik, ancak aniden normal üstü sıcak bir dönem yaşadık. Bu sefer yaz erken mi geldi derken, sonra birden yeniden hava soğudu, “yeşil kış”ı yaşadık.
Neyse, birkaç gündür hava güzel. İgor’un keyfi yerinde, yazlık evinde, daçasında, geçireceği günlerin tadını çıkarmak için sabırsız, heyecanlı. Planlar yapıyor.
Evde tohumdan yetiştirdiği fideler artık daçasının bahçesinde toprakla buluşmaya hazır hale geldiler.
İgor, mutlu, ama onu endişelendiren, canını sıkan bir şey var. Durmadan başının derdi bir haşeratla nasıl başa çıkabileceğine kafa yoruyor.
Rusların “İspanskiy Slizen” dedikleri İspanyol sümüklü böceği (Arion vulgaris). Lusitan sümüklü böceği olarak da biliniyormuş.
Yaz aylarını daçalarında geçiren bütün Rusların gündeminde şu sıralar bu konu varmış.
Öyle küçük bir şey de değillermiş. Ortalama 7-14 santim uzunluğunda oluyorlarmış. Neredeyse tüm bitki türlerine saldırıyorlarmış.
İspanyol sümüklü böceklerinin Rusya’da ilk kez görüldüğüne dair raporlar 2000’li yılların başlarında ortaya çıkmış. Başlangıçta sayıları azmış, ancak popülasyonları her yıl artmış.
Her yaz Rus şehirlerinde ortaya çıkıyorlar ve büyüklükleriyle de şok etkisi yaratıyorlarmış. Kırmızı veya kahverengi İspanyol sümüklü böcekleri kaldırımlara, park yollarına ve oyun alanlarına tırmanarak ayak altlarına ve araçların altlarına yerleşiyorlarmış. Uzmanlara göre, bu istila sadece çirkin görünmekle kalmıyor, aynı zamanda hem çevre hem de insan sağlığı için potansiyel olarak tehlikeliymiş.
***
Serkan yine işin gırgırında, nerden aklında kaldıysa bir çocuk şarkısını mırıldanıyor:
“Sümüklü Böcek Duvarda Gezecek / Annesi Onu Yanağından Öpecek / Annesi Hasta Vah Vah Vah / Babası Dişci Ah Ah Ah / Abisi Boksör Güm Güm Güm / Ablası Dansöz Şıngır da Mıngır.”
“Evladım, İgor’u kızdıracaksın. Adamcağız sıkıntılı, bu haşerat bütün sebzelerini kemirip, perişan ediyormuş” diye uyarıyorum.
“Haşerat, emek hırsızı yani” diyor.
Serkan, İgor’un dünyada bu kadar çok sorun varken haşerat konusundan dolayı dertlenmesine anlam veremiyor.
“Herkesin derdi başka” diyorum.
“Yani dertler muhtelif” deyip başka bir şarkı mırıldanmaya başlıyor, “Dertlerimi zincir yaptım / Birbirine ekliyorum.”
***
İgor’un konuşmalarına şahit olan İrina, “Aaaa, bunlar benim yeğenimin arkadaşları!” diye çığlık attı.
Hepimiz, ne alaka, diye meraklanıp baktık.
İrina’nın Mariya Sergeyevna isimli çok hoş bir yeğeni var.
Yazık, meğer kızcağız bir illete yakalanmış. Kendisini sümüklü böcek zannediyormuş.
Serkan,”Tam tımarhanelik yani” diyor, sonra kulağıma eğilip “Haklısın abi, herkesin derdi başka” diye fısıldıyor.
“Evet, dertler muhtelif” diye onaylıyorum.
İrina’nın anlattığına göre yeğeni uzun bir uğraşının ardından bu dertten kurtulmuş.
Kendi rızasıyla ruh ve sinir hastalıkları hastanesine sevk edilmiş.
Bir değil, birkaç psikiyatrist kızcağızın tedavisi için seferber olmuş.
“Sen sümüklü böcek değilsin, insansın!”
Sabahtan akşama kadar kızcağıza telkin ettikleri bu.
Soruyorlarmış:
“Hayvanları anlatır mısın? Kaç hayvan türü var?”
“Hayvanlar ikiye ayrılır. İlk grup, aslan, kaplan, fil, gergedan, kedi, köpek gibi iyi huylu, sakin hayvanlar. İkinci grup ise tavuk, ördek, karga, güvercin gibi yırtıcı ve zalim hayvanlar” diye cevaplıyormuş.
Hoppala!
Hadi, yeni baştan tedaviler başlıyormuş.
Neyse uzun tedavilerden sonra kızcağız normal bir hale gelmiş.
Artık hastanede yatmasına gerek yok, eskiden olduğu gibi normal hayatına geri dönecek.
Herkes mutlu. Gelecekten umutlu.
Son olarak “Sen kimsin, nesin?” diye sormuş doktor.
“Ben, bir insanım. Adım Mariya Sergeyevna. Mesleğim bankacılık.”
Doktorun yüzünde zor ve uzun tedavi sürecinin sonunda hastasını iyileştirmiş olmanın memnuniyeti varmış.
Vedalaşmışlar.
Mariya Sergeyevna, hastanenin bahçesinde çıkış kapısına doğru ilerlerken doktor arkasından el sallıyor, sonra odasına dönüyor.
Daha yarım saat geçmemişken odasının kapısı açılıyor. Hastası, bizim İrina’nın yeğeni Mariya, alı al, moru mor, nefes nefese kapının eşiğinde beliriyor.
Doktor şaşırmış, “Hoppala, niye döndün?” diye sormuş.
“Ya, hiç sormayın doktor bey! Yine aynı şey…”
“Yahu sen artık sümüklü böcek değilsin, normal bir insansın, öyle değil mi?”
“Tamam doktor bey biliyorum, ben sümüklü böcek değilim. İnsanım, adım Mariya Sergeyevna, mesleğim bankacılık.”
“Eeee!?”
“Ben sümüklü böcek olmadığımı biliyorum da, bahçede bir ağacın dalında kocaman bir kara karga var. Bana kötü kötü baktı. Acaba o, benim sümüklü böcek olmadığımı biliyor mu?”
Neyse, bu ufak olaydan sonra kızcağız tamamen iyileşmiş, derdinden kurtulmuş olarak günlük hayatına geri dönmüş.
Hatta İrina’nın söylediğine göre kariyerinde ilerleyebilmek için yüksek lisans yapma, yeni tanıştığı erkek arkadaşıyla evlenme ve çocuk yapma planları bile yapmaya başlamış.
***
Geçen gün Mariya, İrina’yı ziyarete geldi.
Öğle yemeği için hep birlikte yakınlardaki bir kafe-restorana gitmeye karar verdik.
Yedik, içtik; keyfimiz yerinde dönerken Serkan, yine bir muziplik yapmaya kalktı. Sululuk ya da densizlik demek daha doğru.
“Aaa bakın, şu daldaki kargayı görüyor musunuz? Ne kadar sevimsiz, çirkin bir yaratık!” diye bağırdı.
Hepimiz o yöne baktık.
İrina’nın yeğeni, gülümseyerek “Gerçekten de öyle” dedi.
Serkan’ın planı tutmamıştı.
Ama bu arada Yuliya’nın çantası bu tatsız şakası nedeniyle bizim densiz Serkan’ın kafasına inmişti bile.
Bu arada İgor, koluma yapışmış, hararetle daçasının bahçesindeki İspanyol sümüklü böcekleriyle nasıl mücadele edeceğini anlatıyor:
“Sümüklü böcek istilasıyla nasıl doğru şekilde mücadele edileceğini çok araştırdım. Böcek ilaçları bu yumuşakçalara karşı etkisiz. En etkili yöntem aslında elle toplamak, ancak zahmetli, bu işlem yem tuzağı hazırlayarak kolaylaştırılabilir. Bu sümüklü böcekler birayı çok seviyorlarmış. Onlardan hızlıca kurtulmak istiyorsan, birayı küçük kaplara doldurup, akşamları bölgeye yerleştirip, tuzak kurmak bir yol. Böylece kokuya çekilen sümüklü böcekler tuzağa girer ve sıvıda boğulur. Bu, denenmiş, başarılı bir yöntem. Ancak bu uygulama beklenmedik sonuçlara yol açabiliyormuş: örneğin, İngiltere’de bu defa kirpilerin kaselerden bira içip sarhoş olduktan sonra bahçelerde dolaşmaya başladığı bir olay yaşanmış” diye anlatıyor.
Serkan, İgor’a “Sen birayı bana ikram et, ben senin daçana gelip elle toplarım” diyor.
Onun derdi de başka.
mhyazici@yandex.ru
Görsel: pixabay.com
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
