27.2 C
İstanbul
12 Haziran 24, Çarşamba
spot_img

MHRS yazılır MeHaReSe diye mi okunur?

Sağlık Bakanlığı’ndan randevu uygulamasında onay işleminin zorunlu tutulmasıyla ilgili bir video geldi.

Hani internet üzerinden doktor randevusu alıyoruz ya, onun hiçbir işe yaramayacak bir uygulaması zorunlu hale getirildi.

Efendim randevuyu almanız yetmiyormuş bir de mutlaka gideceğinizi teyit etmeniz gerekiyormuş. Etmezseniz randevunuz geçerli olmayacakmış çünkü bazı vatandaşlar randevu aldıkları halde gitmiyormuş hastaneye. Bu da randevu bulunmamasına neden oluyormuş. Halbuki sorunun yüzde 10’u buradaysa yüzde 90’ı doktor azlığında. Yeteri kadar doktor bulamıyorlar ama bunu dile getiremedikleri için suçu vatandaşın üstüne atıyorlar. Zaten randevusunu aldığı halde gitmeyenlere aynı branşta 15 gün süreyle randevu vermiyordu sistem bir de teyit istemenin ne anlamı var anlamış değilim.

Her neyse konuyu dağıtmayayım. Merkezi Hekim Randevu Sistemi’nin kısaltması olarak MHRS kullanılıyor.

Peki MHRS’yi nasıl okursunuz, MeHeReSe diye değil mi?

Hayır efendim Sağlık Bakanımız Fahrettin Koca Bey bundan böyle MHRS’yi MeHaReSe olarak okumanızı istiyor.

Kendisi tıp doktorluğunun yanı sıra dil bilimci de galiba…

Diğer yanlış hecelemeler

Türkçe abecede sessiz harfler e seslisi yardımıyla okunur. be, ce, çe, de, fe, ge, he… gibi. Yani hangi sessiz harf olursa olsun e seslisiyle okunur ve zaten ilkokul birinci sınıfta çocuklara ilk olarak bu öğretilir.

Çocuklar bunu çok iyi bilir ama büyükler sonra bu kuralı bozuverir. İdeolojik bir dürtüyle hareket eden mi ararsınız, küfür etmek için kullanan mı, ne ararsanız bulursunuz.

Örneğin STK’yi nasıl hecelersiniz, SeTeKe diye değil mi? Çünkü doğrusu budur. Ama hayır bu kısaltmayı SeTeKa diye heceliyor neredeyse herkes!

Ka ne yahu?

Ya da TSK, bildiğiniz Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kısaltılmışı olan harf dizisini TeSeKa diye okuyor bu insanlar. TCK yani Türk Ceza Kanunu’nu da TeCeKa diye okumalarında bir sakınca olmuyor bu anlayışla. Tabii YSK’yi YeSeKa, KHK’yi KaHeKa, TMK’yi TeMeKa, SPK’yi SePeKa, KPSS’yi KaPeSeSe, BDDK’yi BeDeDeKa, İHD’yi İHaDe diye okumak da sorun olmuyor bu kişiler için.

Tüm bunları PKK’yi PeKaKa diye okumak için yapıyorlar diye düşünmüştüm yıllar önce. Terör örgütü diyorlar ya, daha da aşağılamak için PeKaKa diye okuyunca onlara b.k demiş oluyorlar akıllarınca. Ama sonra başka kısaltmaları da yine öyle okuduklarını görünce görüşüm değişti. Hayır bu daha genel bir yanlış, umursamazlık, duyarsızlık, ana diline düşmanca bir tutum.

Örneğin KKTC’yi KeKeTeCe olarak okumak yerine KaKaTeCe diye okuyorlar. Yani KaKa demiş oluyorlar Kıbrıs’taki bölgeye. PeKaKa ve KaKaTeCe kardeş kardeş b..a benzetiliyor bu insanlar tarafından.

İyi de söz konusu olan bizim ana dilimiz değil mi, ona karşı olmak niye, insan ana dilini eğip bükebilir mi?

Analarımızın konuştuğu dil bizim kültür omurgamızı oluşturan en önemli etmen değil mi? Biz hayatı bu dille anlarız. Anamız bize ilk o dille seslenir, bizi o dille sever, bize o dille kızar, bizi o dille çağırır. Hayatı analarımız aracılığıyla öğreniriz. Onlar da bunu kullandıkları dille yapar, tıpkı kendi analarının kendilerini yetiştirdikleri dille yaptıkları gibi.

Ana dil çok kıymetlidir bir toplum için. O bizim için olmazsa olmazdır. Hiç kimseyi anlamadığınız bir ortamda/ülkede bulundunuz mu? Söylediklerinizin hiç kimse tarafından anlaşılmaması durumuna düştünüz mü hiç? Ne kadar dayanabilirsiniz bu duruma bir düşünün. Elinizi kullanamıyorsunuz varsayalım ki, yani aç olduğunuzu bile anlatamıyorsunuz hareketlerinizle. Yalnızca konuşabiliyorsunuz ama söylediklerinizi kimse anlamıyor. Susuzluktan ölürsünüz, dilinizi kimse anlamıyor diye, anlatabiliyor muyum?

Diliniz sizin hayatta kalmanız için “hayatî” önemdedir, yaşamsaldır. Haydi diyelim elleriniz hareket ediyor karnınızı doyurdunuz peki o duruma ne kadar katlanabilirsiniz acaba? Kaç gün, kaç ay, haydi uzatalım kaç yıl? Çok mu mutlu olursunuz öyle kendi kendinize söylenmekten?

İngilizce abeceyi nasıl okuyoruz? ey, bi, si, di, iy, ef, gi… diye değil mi? Bir İngilize c harfini yani si diye okunan harfi so diye okuyun bakalım ne olur? Yüzünüze gülerek bakıp “ne demek istiyor acaba” diye sorar kendi kendine… Çünkü so diye okursanız ünlü BBC’yi BiBiSo diye okumanız gerekir. CNN’i de SoEnEn diye okumak zorunda kalırsınız. Ne komik oluyor değil mi? Evet bizim kendi abecemize yaptığımız da bu işte.

Yaptığımız “komikliğin” farkında bile değiliz.

Madem bu kadar önemli bir şeydir dil niye onu yaralayacak şeyler yapıyoruz?

Asla içinde bulunmayan Ka okumasını niye yapıyoruz acaba?

Hangi toplum ana diline bu kadar saygısızdır ki?

Bir de çok kullanılmayan ama okullarda sanırım hâlâ öyle öğretilen H2O yani suyun kısaltılmış hali var. Aş iki o diye okuttular bize H(e)2O’yu. Üniversitede de öyle okutuluyordu. Tabii bir de THKP ve THKO ya da DHKP-C örgüt kısaltmaları var. Te (h)Aş Ka Pe, Te (h)Aş Ko, De Aş Ka Pe Ce diye okuyor herkes. Türkçe abecede Aş veya haş diye bir harf mı var Allah aşkına? Bu da bir başka garabetimiz.

Milliyetçilikte, Türkçülükte aşırı duyarlı olan insanlarımız var. Arapça hayranları var biliyorsunuz tabii onlar bu kategorinin dışında yer alıyor. Ama sözünü ettiğim kişiler epey bir toplam oluşturuyor bu ülkede. Bunların ana dile karşı çok hassas davranmasını beklersiniz doğal olarak değil mi? Ama görülüyor ki abeceyi katledenler en başta bunlar.

Bir K(e) harfinin nelere yol açtığını görüyor musunuz?

Eğer siz de “ne var canım bu kadar büyütecek bunu” diyorsanız o zaman dille ilgili kuralları esnetip, değiştirmekte bir yanlış yok demek istiyorsunuz. Zaten ortalama dört yıl eğitim almış bir toplumda yaşadığımızı düşünün derim. Onların iki sözcüğü bir araya getirip cümle kurmakta bile zorlandıklarını görünce dalga geçmekten vazgeçin. Çünkü size kendilerinin doğru cümle kurduklarını söyleyeceklerdir.

Düzeltmeye kalkarsanız asıl sizin yanlış olduğunuzu ileri süreceklerdir ve bunda da ne yazık ki haklı olacaklardır. Dilin kurallarını değiştirmeyi siz başlattınız çünkü, onlar değil. Onlar sizden ilham alıp işi daha da batağa saplamış olacak o kadar.

Dilin kurallarıyla oynanmaz, çünkü bu bir kez başladı mı bir kuşak sonra kimse sizin ne dediğinizi anlayamayacak hale gelir. Eski kitapları kimse anlayamaz, bilgiler kuşaktan kuşağa aktarılamaz.

“Eh abarttın be arkadaş” diyenler için söylemedim bunları zaten, belki niye yanlış yapıyoruz diyenler çıkar da vazgeçerler diye bunca dil döktüm.

Herkese keyifli günler dilerim.

Metin Gülbay

İlk haberi 1982'de staj yaptığı Nokta İnsanlar dergisinde yayınlandı. Özgür Gündem, Evrensel, Radikal gazeteleriyle, CNNtürk ve Skytürk televizyonlarının kuruluş ekibinde yer aldı. Kırk yılda birçok yayında çalıştı. Gazeteci meslektaşlarıyla birlikte hazırladıkları üç kitap çalışması bulunuyor, dördüncüyü kendi başına yaptı. 2003 sonu ile 2012 başı arasında Dünya Yayın Grubu'nda Ajans Dünya'nın genel yönetmenliğini yürüttü. 2014'te meslektaşı Adnan Genç ile Ortakhaber.com haber sitesinin yayınına başladı. 2,5 yıl süren yayını açılan davalar nedeniyle bitirmek zorunda kaldılar. Çeşitli internet sitelerine tarih ve bilim yazıları yazarak emeklilik hayatını sürdürüyor.

Metin Gülbay
İlk haberi 1982'de staj yaptığı Nokta İnsanlar dergisinde yayınlandı. Özgür Gündem, Evrensel, Radikal gazeteleriyle, CNNtürk ve Skytürk televizyonlarının kuruluş ekibinde yer aldı. Kırk yılda birçok yayında çalıştı. Gazeteci meslektaşlarıyla birlikte hazırladıkları üç kitap çalışması bulunuyor, dördüncüyü kendi başına yaptı. 2003 sonu ile 2012 başı arasında Dünya Yayın Grubu'nda Ajans Dünya'nın genel yönetmenliğini yürüttü. 2014'te meslektaşı Adnan Genç ile Ortakhaber.com haber sitesinin yayınına başladı. 2,5 yıl süren yayını açılan davalar nedeniyle bitirmek zorunda kaldılar. Çeşitli internet sitelerine tarih ve bilim yazıları yazarak emeklilik hayatını sürdürüyor.

İlginizi Çekebilir

4,757BeğenenlerBeğen
678TakipçilerTakip Et
11,500TakipçilerTakip Et

Popüler İçerikler