Neydi hayat, yaşamak neydi? Neydi insanlık, sahi insan olmak ne demekti? Neydi aşk, âşık kimdi, delikanlı kimdi, delikanlılık neydi?
Bir de mertlik vardı, hani tüfek icat olunca bozulan. Daha sonraki icatlarla bozulmadı mı her neyse o insan olmaktan kalan. Aşk Leyla ile Mecnun’un hikayesiydi. Aslı ile Kerem’in, Ferhat ile Şirin’in.
Ama asla Âdem ile Havva’nın hikayesi değildi. Sonra, sanki hadleriymiş gibi, sanki onlara kalmış gibi, köyü köpeksiz bulanlar, iyi ve güzel olan her şeye düşman olanlar, o pis halleriyle daldılar bütün kavramların içine. Birisi kadınları aşağılayan bir kitap yazdı, adını aldatmak koydu mesela. Ama bütün kadınlar ona hayrandı, yok sattı. Ve budala kadınlar ona ‘’kadın ruhundan en iyi anlayan erkek’’ ünvanını verdiler. Diana’yı ölüme sürükleyen Prens Charles’ı ‘’dünyanın en öpülesi erkeği’’ seçtiler, hem de defalarca. Güzel neydi sahi?
Aşkın ve güzelin, estetiğin, biricik olanın, nadir olanın ve her bir şeylerin parayla alınır satılır olduğu bir dünyaya dönüştü insanın dünyası. Mertlik, utanma duygusu ki insanı insan yapan biricik özelliklerden biridir. O utanma duygusu ki pişmanlıkla ve vicdanla çok yakından ilgilidir. O utanma duygusu ki toplu yaşamın temel taşıdır… Parayla satıldı. Tehditle alındı. Korkuyla bastırıldı. Şiddetle geldiği yere, insanlığın başlangıcına gönderildi.
Yaşamak bir kış günü, güneşli, ılık bir köşede, yorgun bir bedenin kendiliğinden dinlenmeye çekilmesiydi. Yaşamak, biçilen harmanın tozuyla, yakan güneşin teriyle yoğrulmuş, susuz bir insanın ağzına dayanan testiden, buz gibi suyu, çenesinden akıta akıta içmesiydi.
Babam ‘’Biranın mezesi yumruktur’’ derdi, ruhu şad olsun. Irgatın, rençberin mezesi hep yumruğuydu. Hayatın mezesi hep alın teriydi çünkü. Emekti. Ve evet, emeğin hazzı diye bir şey vardı. Vardı ve adamı sarhoş ederdi. Hani kendi ektiği fidandan elma toplayan adamın duyduğu haz. Hani kendi yoğurduğu hamurdan yaptığı ekmeğin kokusu evi doldurunca kadının duyduğu haz. Hani gün boyu ölürcesine çalışıp da günlüğünü hakkınca, helalince alan adamın duyduğu. Yaşama aşkıydı bu ve sarhoş ediciydi. O yüzden hep yumrukla silinirdi alındaki ter ve ağızdaki su ve ekmek kırıntısı.
Sonra emek ucuz iş gücüne, ekmek ucuz yemeğe, yemek pahalı menülere, insan da tüketiciye indirgendi. Aşk, sadakat, paylaşım, utanma, vicdan, hak, helal, haram… Hepsi çöpe.
Buradayız!
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
