Dış politikada duygusal tepkileri bir kenara bırakıp sahadaki gerçekliğe odaklanmamız gerektiğini yıllardır dile getiriyorum.
Özellikle konu Suriye ve Ankara’nın bitmek bilmeyen Şam sendromu olduğunda bu durum daha da önem kazanıyor. Eski Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin İlke TV’den gazeteci Banu Güven’e verdiği mülakat sahadaki yeni durumu anlamamız için son derece ufuk açıcı bir belge niteliğinde. Abdi’nin satır aralarında Şam’a, Ankara’ya ve masadaki asıl oyun kuruculara ilettiği mesajlara yakından bakmak gerekiyor.
İlk ve en önemli konu SDG’nin on beş yıllık silahlı mücadelesini sonlandırıp Suriye Savunma Bakanlığına entegre olması. Abdi bu süreci bir teslimiyetten ziyade devletin içinde sağlam ve yasal bir statü elde etmek olarak yorumluyor. Kadın savaşçıların (YPJ) Suriye ordusu yerine İçişleri Bakanlığı bünyesindeki terörle mücadele birimine kaydırılması ise, Şam’ın sahadaki fiili durum karşında nasıl bir orta yol bulduğuna işaret ediyor.
Dikkati çeken diğer bir başlık ise, vatandaşlık ve ana dil meselelerindeki gelişmeler. Mazlum Abdi eski rejimin on yıllarca devam ettirdiği vatansız Kürtler sorununun artık aşıldığını vurguluyor. Kürtçenin Şam yönetimi tarafından resmen tanınmasının bazı eksiklikleri olsa da tarihi bir eşik olduğunu ifade ediyor. Önümüzdeki dönemde kurulacak anayasa hazırlık komisyonunda anadil ile idari hakların güvence altına alınmasının hedeflendiğini ifade eden Abdi’ye bu konuda verilmiş sözler de olabilir. Abdi ayrıca, misyonunu tamamlayan SDG’nin yerini yeni bir siyasi partiye devretmeye hazırlanması da silahlı dönemden siyasi sürece, devlete entegre olma aşamasına geçildiğinin en somut kanıtı olarak sunuyor.
Burada gözden kaçırmamamız gereken oldukça kritik bir boyut daha var: Yaşanan süreç sadece Şam ile Kürtlerin kendi aralarında anlaştığı yerel bir uzlaşıdan ibaret değil. Karşımızda üzerinde birçok küresel aktörün etkisinin bulunduğu çok katmanlı ve jeopolitik bir denklem duruyor. Bir tarafta ABD ve Fransa Kürtlerin siyasi ve kültürel haklarının anayasal güvenceye kavuşması için Şam yönetimi üzerinde sürekli bir baskı kuruyor. Diğer tarafta İsrail’in kuzey sınırına ve olası İran etkisine yönelik güvenlik endişeleri, masadaki kalıcı değişkenlerden biri olarak varlığını koruyor.
Rusya cephesine bakıldığında ise, aslında Rusya’nın yıllardır işleri bu noktaya getirmeye çalıştığını biliyoruz. Dolayısıyla bugün Moskova’nın desteği kimse için sürpriz değil. Hatırlanacağı üzere 2017 yılında Cenevre ve Astana masalarında Kürtlere kültürel özerklik verilmesini ilk kez dillendiren ve sunduğu anayasa taslağında bu maddeleri açıkça savunan taraf Rusya’nın ta kendisiydi. Kısacası Şam’ın günümüzde attığı bu adımlar, birbirine tamamen zıt çıkarları olan ülkelerin uzun zamandır dayattığı koşulların sonunda olgunlaşması anlamına geliyor.
İşin bizi en çok ilgilendiren kısmına, Türkiye ile olan ilişkilere dönersek, Abdi’nin Ankara ve Şam arasındaki normalleşmeyi desteklediklerini söylemesi oldukça dikkat çekici. Orta Doğu’nun karmaşık ortamında Kürtler de bölgenin en büyük askeri gücü olan Türkiye’yi karşılarına alarak kalıcı bir istikrar sağlayamayacaklarını fark ettiler. İç siyasette konuşulan yeni barış süreci tartışmalarının da rüzgarıyla savaşmaktansa ekonomik kalkınmayı, IŞİD gibi asimetrik tehditlere karşı ortak hareket etmeyi ve bölge halklarının barışı fikrini ön plana alıyorlar.
Tüm bunlardan hareketle Ankara tabloyu yorumlarken sahadaki tek belirleyici aktörün kendisi olmadığını artık kabullenmeli. Dış politikamızı yönlendiren karar alıcılar konuyu sırf alışılmış terör parantezinden çıkarıp büyük güçlerin nüfuz mücadelesi bağlamında da değerlendirmekle yükümlü. Zira Kürtler silah bırakıp Suriye devletine dahil olurken arka planda Washington ve Moskova’nın yeni bir mimari inşa ettiğini göz ardı edemeyiz. Türkiye artık masaya duygusal ve hamasi tepkilerle değil, kendi ulusal çıkarlarını enerji, güvenlik ve ekonomik nüfuz temelinde akılcı bir şekilde kurgulayan bir vizyonla oturmak zorundadır.
Türkiye’nin bundan sonra yapması gereken en mantıklı şey siyasi gelişmeleri görmezden gelmek yerine, Şam’ın Kürtlerle sağladığı bu mutabakatı iyi analiz etmektir. Masada güçlü kalabilmenin yolu sahadaki değişen toplumsal ve siyasi yapıları doğru okuyup gerçekçi bir diplomasi yürütmekten geçiyor. Bunu yapamadığımız takdirde her zamanki gibi oyunu başkaları kurar, sonucuna katlanmak ve faturasını ödemek yine bize düşer.
İşin aslı budur, bunun dışında kalan her söylem sadece iç siyasete hitap eden hamasi bir laf kalabalığından öteye gidemeyecektir.
Fotoğraf: İlke TV
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
