Pazar, 19 Tem 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Köşe yazılarından seçmeler

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 25 Haziran 2026 17:07
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

NATO’yu da kendimize benzettik!-Deniz Zeyrek (Nefes)

Bugün aslında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın TBMM’deki Grup Toplantısında yaptığı açıklamaları yazacaktım.

Kendisi CHP’yi eleştirirken “çamur güreşi” yapıldığını söylemişti.

O çamurun CHP’nin zeminine bizzat iktidar tarafından serildiğini, güreşi başlatan/başlatmak isteyen kişinin (Kemal Kılıçdaroğlu’nun) bizzat iktidarın yönlendirdiği bir süreçle o sahaya çıkarıldığını anlatacaktım.

Hatta Özgür Özel’in salı günü yaptığı grup konuşmasında artık Kemal Kılıçdaroğlu’nu değil temsil ettiği iktidarı muhatap almasının doğru bir karar olduğuna dair görüşümü ifade edecektim.

Ancak aldığım bir mesaj canımı sıktı ve o mesaja olan tepkimi ifade etmeye karar verdim.

Mesajın Türkçe tercümesi şöyle:

“Sayın Yetkili,

Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’ni takip etmek üzere yaptığınız başvuru için teşekkür ederiz.

Üzülerek belirtmek isterim ki, medya akreditasyonu talebiniz bu kez kabul edilememiştir. Bu kararın gerekçelerini paylaşamam. Karar kesindir.

Toplantının kamuya açık bölümlerini NATO’nun internet sitesi üzerinden takip edebilirsiniz. NATO’nun çalışmalarıyla ilgili sorularınız için de internet sitemizdeki iletişim formu aracılığıyla bizimle her zaman irtibata geçebilirsiniz.

Saygılarımızla,

NATO Akreditasyon Birimi”

Yani diyor ki “NATO zirvesini izleyemeyeceksiniz, çünkü size akreditasyon yasağı uygulayacağız.”

32 yıllık gazetecilik hayatının önemli bir bölümünü diplomasi muhabiri olarak geçirmiş biri olarak daha önce değişik başkentlerde defalarca NATO zirvesi izledim. Washington’daki zirveye dahi gittim. Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargahında yapılan bütün toplantılara akredite olma konusunda hiçbir sorun yaşamadım.

Sarı Basın Kartı (Şimdi turkuaz) sahibi olmadan dahi sadece çalıştığım gazetenin görevlendirme yazısıyla akreditasyon yaptırdığım dahi oldu.

Onlarca başkentte onlarca NATO toplantısı takip ettim.

Haliyle NATO toplantısına akreditasyon yaptırma konusunda hiçbir sıkıntı yaşamadım.

Şimdi ise yaşadığım (yıllardır Radikal, Hürriyet, NEFES gibi önemli gazetelerin temsilciliğini/büro yöneticiliğini yaptığım) Ankara’da NATO toplantısına akreditasyonum yapılmadı.

Cumhurbaşkanlığı’na bağlı İletişim Başkanlığı’nın onayını taşıyan basın kartım olduğu halde NATO’nun basın bürosu bize akreditasyon yasağı uyguladı.

(Bu arada Diplomasi Muhabirleri Derneği’nin iletişim grubunda gördüm ki geçmişte birlikte onlarca NATO toplantısı izlediğimiz gerçek gazetecilerin birçoğu da benimle aynı mesajı almış.)

Bu skandal yasağı, NATO Sözcüsü Allison Hart’ın kafasına göre uyguladığını sanmıyorum.

Bayan Hart, büyük ihtimalle zirveye hazırlanırken akreditasyon listesini Ankara’daki İletişim Başkanı Burhanettin Duran’la hazırladı.

“Nereden çıkardın bunu” demiş olabilirsiniz. Arz edeyim:

Gelen mesajdaki şu dikkat çekici ifadeden:

“Bu kararın gerekçelerini paylaşamam. Karar kesindir.”

Bayan Hart uluslararası ilişkiler eğitimi almış hem Ortadoğu dilleri uzmanı hem eski bir Brooking Enstitüsü çalışanı. Sorsanız siyasi yelpazenin solunda ve demokrat biri. Haliyle Türkiye’deki deneyimli ve gerçek gazetecilere akreditasyon yasağı uygulayacak nitelikte biri değil. Zaten kararın gerekçesini paylaşamaması da karardan utandığının bir göstergesi.”

Maocu teyzeler örgütü!-Barış Terkoğlu (Cumhuriyet)

“Başkasına kulluk eden, kendi kullarına zulmeder.

Salı sabaha karşı beş buçukta telefonum çaldı. Bu saatte çalan telefon hayra alamet değildir. Yataktan sıçrayarak açtım. Ankara Üniversitesi Hocası Doçent Emel Memiş jandarma tarafından evinden gözaltına alınmıştı. Arayan eşiydi. Evlerine ilk defa kolluk gelmişti. “Bu durumda ne yapmak gerekir” diye bir damdan düşen olarak bana soruyordu.

Tanımayanlar olabilir. Memiş, özellikle kadın hakları üzerine çalışmalarıyla bilinen feminist bir iktisatçı. Sadece muhaliflere değil Adalet Bakanlığı’ndan Aile Bakanlığı’na kadar pek çok resmi kurum mensubuna alanında eğitimler veren bir bilim kadını. Emel’i yakından tanıyorum, düşündüm, sebep bulamadım. Haliyle “gerekçe” diye sordum. “TKP/ML örgütü” cevabını alınca “Yok artık” dedim.

Ergenekon kumpasında Silivri’de üst koğuşumda kalan Ankaralı avukat Serdar Öztürk’ü hukuki yardım için aradım. Öztürk’e Emel’in durumunu anlattıktan sonra “Ne saçma iş” dedim. Öztürk, bir Güneydoğu gazisi olarak kendisinin de gazeteci olarak benim de terör davalarında sanık olduğumu hatırlatarak “Hâlâ şaşırmana şaşırıyorum” dedi. 

Zaman geçtikte tablo netleşti. 6-7 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO zirvesi öncesinde 241 kişi hakkında gözaltı kararı vardı. “Seni alıyoruz” demeye bir gerekçe bulunmalıydı. Savcılık açıklamasında TKP/ ML’den DHKP/C’ye, THKP/ C’den MLKP’ye, TKİP’ten DSİH’ye örgütler geçidi vardı. Emel’den ötürü özellikle TKP/ML’yi merak ettim. Bu gerekçeyle alınan 66 kişi vardı. Açıkçası ya bu yaz Ankara çok TKP/ML yapmıştı ya da birileri TKP/ML bahanesiyle alınmıştı.

Dün gözaltındakilerin yakınları Ankara İl Jandarma Komutanlığı önünde birikmişti. Soruşturmadaki kısıt nedeniyle gözaltındakilerle avukatları 24 saat görüştürülmemişti. Jandarmada hücrelerde tutuluyorlardı. Kapıdakileri dinledikçe olayın tuhaflığı ortaya çıkmaya başladı. Zira en kalabalık grup çevreci TEMA Vakfı üyeleriydi.

64 yaşındaki Ayten Özdemir’in kızı Ayşen, annesinin başına gelenleri anlattı: “Annem TEMA Vakfı gönüllüsü bir emekli öğretmen. 3 Haziran’da Nallıhan Kuş Cenneti’ne arkadaşlarıyla gezi düzenlediler. Otobüste 44 kişilerdi. Çoğu 60- 75 yaş arasında emekli kadınlar. Dönüş yolunda mola için durdukları yerde Ankara’ya haklarını aramaya giden maden işçileri ile karşılaşmışlar. Gidip destek vermek istemişler. Ama otobüsten inip yanlarına gitmelerine polis izin vermemiş. O gün yol boyunca otobüsleri 3 kez durdurulup kimlikleri toplanmış, GBT’lerine bakılmış. Kazasız belasız eve geldiler. Aradan 3-4 gün geçince polis apartmana gelip komşulara ‘Burada mı oturuyor’ diye sormuş.”

Yasak ve gözaltı cumhuriyeti-Gökçer Tahincioğlu (T24)

“Osmanlı Dönemi’nde Maarif Nazırlığı yapmış Emrullah Efendi’nin, “Şu mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdim” sözleri sıkça anımsatılır… Belki bu kadar sık anımsatılması da hemen hiçbir şeyin değişmediğinin göstergesidir.

Sözün gerçek sahibinin kim olduğu çok belirgin değil esasen. Emrullah Efendi mi bir başka bakan mı?

Yoksa kimse bu sözü söylemedi de bir anlayışı ifade etmek için bu hikâye mi uyduruldu, belirsiz.

Ancak bugünü de çok iyi anlattığından yana kuşku yok…

Ankara, NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. Aslında zirve 7-8 Temmuz’da yapılacak ancak tarih aralıkları geniş tutuluyor.

Hatta Ankara’da yasakların bir bölümü 28 Haziran’dan itibaren başlatılacak.

Kamu personeli zirvenin olduğu hafta boyunca idari izinli sayıldı. Zaten normal karşılanabilecek tek tedbir de bu…

Gerisi yasaklar listesinden ibaret…

Ankaralılar olmasa Ankara’nın NATO Zirvesi’ne ne de güzel ev sahipliği yapabileceğini gösteriyor yasaklar…

Tam dokuz ilçe merkezindeki ana caddelerin neredeyse tamamı kapalı olacak.

Eğlence, şenlik, toplu organizasyon yasak.

Ankara’nın kalbi olarak nitelendirilebilecek noktaların tamamı trafiğe kapanacak.

Esnaf dükkanına, insanlar işlerine nasıl mı gidecek?

Önemi yok, maksat trafik aksın, liderler beklemesin…

Kırmızı alan ilan edilen bölgelerde liderlerin kalacağı oteller bulunuyor. Diyelim ki işe o otelin bulunduğu caddeden gitmeniz gerekiyor. Öyle kolay değil, buralarda yürümek de yasak!

NATO’yu ve zirveye gelen liderleri protesto hakkı da var insanların değil mi?

Hayır, yapamazsınız.

Anayasal bir hak olan basın açıklaması bile Ankara Valiliği’nin kararıyla yasaklandı. Anayasal bir hak valiliğin idari kararıyla nasıl yasaklanır sorusunu yöneltebilirsiniz elbette ama kimsenin yanıt vermeyeceği de ortada.

Uçakla, otobüsle seyahat de kolay değil. Zaten uçuşlar da seferler de kısıtlandı. Bir biçimde önceden plan yapanların da burnundan gelecek…

Kırmızı bölgedeki apartmanların önüne araç bırakmak yasak. Arabanızı nereye koyacağınız sizin bileceğiniz iş… Ama AVM otoparklarına da koyamazsınız, o da yasak…

Hastaneden randevunuz var ya da ani gelişen ancak ambulans da gerektirmeyen bir rahatsızlık yaşadınız. Kolay gelsin, hastaneye gitmek hiç de kolay değil. Gitseniz de dönüşünüz kolay değil. Yollar kapalı…

Peki esnaf ne yapacak ne yiyecek ne içecek bu kadar süre içerisinde… O da esnafın problemi önlem alanlara göre… Ne yaparlarsa yapsınlar.

Bütün bu yasaklardan bıkıp parklarda hava mı almak istediniz, bu da kolay değil. Macron’un koşması muhtemel parklar kapanacak, başka sportif liderler varsa onlar için de parkların tamamı kapatılacak.

Maksat, ülkemizi en iyi şekilde temsil etmek.”

Kayyum ve İş Bankası 2-Fikri Sağlar (BirGün)

Seçilmiş CHP Genel Başkanı Özgür Özel, salı günü yaptığı grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu…

Konuşmasında doğrudan Kılıçdaroğlu’na seslenen Özel, “kurultay” çağrısı yaparak, “Bu ülkeye sandığı, demokrasiyi getirmiş bir partinin bu ayıptan derhal ama derhal kurtulması lazım. Kemal Bey’e partimiz adına bu tarihi çağrıyı yapıyorum” ifadelerini kullandı… Özel, kürsüden inerken “Ya bir yol bulacağız ya bir yol açacağız!” diyerek gelecek planına atıfta bulundu…

Bu sözlerin söylenmesinin nedeni, SONAR’ın  29 ilde 2 bin 80 kişiyle gerçekleştirdiği “Türkiye’nin Tercihleri” araştırmasıydı…

Araştırmada; butlan kararıyla CHP’ye atanan Kemal Kılıçdaroğlu’nu CHP seçmeninin yüzde 89,7’si desteklemiyordu…

Dahası, Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığında yapılacak olası bir genel seçimde CHP’nin oy oranı yüzde 9,1 olurken, Özgür Özel’in liderliğinde bu oran yüzde 29,8’e yükseliyor…

AKP iktidarının değirmenine su taşımak için CHP’ye kayyum olarak atanan Kılıçdaroğlu, görevini layıkıyla yapıyor…

Ülke üzerindeki boğucu baskıdan kurtulmak için CHP’ye sığınan yurttaşlarımızı iktidarın istediği gibi çaresiz bırakmanın yollarını açıyor…

Seçilmiş CHP örgütlerini görevden alarak yerine atadığı kişilerin, CHP ilkelerine uyacakları, daha doğrusu partili oldukları bile tartışmalı…

İktidarın polisi gibi kapı kırıp, parti başkanlarına ve üyelerine şiddet uygulayanlar gerçek CHP’li olamazlar…

Ayrıca Kılıçdaroğlu, CHP’nin genlerini değiştirmek için 13 yıl boyunca uğraştı ancak başarılı olamadı…O günlerden beri, Cumhuriyet’in tüm kurum ve kurallarının siyasal İslamcılar tarafından değiştirilmesine destek olduğu da bilinen bir gerçek…

Kılıçdaroğlu’nun mevcut yönetimle yaşadığı “kurultay geriliminin” parti içindeki zorlama bir ayrışma yaratma politikası gereği olduğu belli…

SONAR anketi de bu düşüncenin teyididir…

İş Bankası tartışması Cumhuriyet’in mirası!

Türkiye’nin içinde bulunduğu ağır ekonomik koşullar, iktidarın yeni kaynak arayışlarını da beraberinde getiriyor…

Bu nedenle son yıllarda sık sık gündeme gelen konulardan biri de İş Bankası ve Atatürk hisseleridir.

Tartışma yalnızca bir banka tartışması değildir; önemli olan Cumhuriyet’in mirası, hukuk devleti ve kurumların bağımsızlığı meselesidir…

İş Bankası, Türkiye’nin en köklü ve en büyük finans kuruluşlarından biridir…

Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, vasiyetinde sahip olduğu hisselerin yönetimini CHP’ye bırakmış, gelirlerinin ise Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na aktarılmasını istemiştir…

Bu nedenle söz konusu hisseler, yalnızca ekonomik bir değer değil, aynı zamanda tarihsel ve hukuki bir emanet niteliğindedir!”

Akar, akar, akar; öder, öder, öder!-Alaattin Aktaş (ekonomim.com)

Başlıktaki “akar” sözcüğünün ikinci “a”sını ve “öder” sözcüğünün “e”sini uzatarak okumanız gerekiyor. Yaptınız mı? Şimdi akar ve öder sözcükleri daha bir anlam kazanmış olmalı.

Aktığı vurgulanan, yani akan muhtemelen sizi de yıllar öncesine götürdü, bir reklam sloganıydı.

Ödenen ise borç; ödeyen de Hazine…

Hazine’nin iç borç ödemesine ilişkin son verilere baktım da gelecek adeta ipotek altında. Kımıldayacak yer kalmamış.

Hani sokak röportajlarında da çok sık görüyoruz, vatandaş kredi kartı borcunu bir başka kartla kapatıyor, tam bir kısır döngüye girmiş ve çıkması da hiç mi hiç mümkün görünmüyor ya, Hazine de adeta o durumda.

Hazine sırtını Türkiye Cumhuriyeti’ne dayamış ve elindeki limitsiz “kredi kartı” sayesinde borçlanıyor. Borç verenler nazlanıyor mu, anında faizi yükselterek yeni kaynak bulabiliyor; bu anlamda hiç sıkıntısı yok.

Ama bulunan her kaynak ve maliyetin yükselmesi gelecekteki yükü artırıyormuş, ne gam!

“Ödeme günü gelince bakarız” diye mi düşünülüyor?

Pek o düşüncede olunduğunu da sanmıyorum. Bugünün borçlananları, yarın bu borcun nasıl ödeneceğiyle hiç ilgili görünmüyor.

Herhalde “Vade gününde görevde olanlar düşünsün, yok eğer hâlâ biz görevde olursak yeniden borçlanırız, olur biter” diye yaklaşılıyor.

Burada borçlananlar derken kastettiklerim bürokratlar değil. Çünkü Hazine’nin borçlanması siyasi tercihlerin sonucu olarak ortaya çıkan bir zorunluluk.

Siyasetteki tercihler ekonomi politikasını belirliyor, o ekonomi politikası da Hazine’nin çok yüklü borçlanmasını gerektiriyor ya da tersi oluyor.

Yoksa Hazine çalışanları durup dururken ve ihtiyaç yokken tabii ki “Hadi biraz borç alalım, almışken de yüksek faiz uygulayalım” demiyor.

Borçlanma ve borç ödemesi siyasetçinin ekonomik tercihlerinin bir sonucu.

Hazine ve Maliye Bakanlığı geçtiğimiz günlerde iç borç anapara ve faiz ödemesi projeksiyonuna ilişkin son verileri açıkladı.

Buna göre bu yılın haziran ayı başından 2027’nin mayıs ayı sonuna kadarki bir yıllık dönemde 2,4 trilyon lirası anapara, 2,3 trilyon lirası da faiz olmak üzere 4,7 trilyon lira iç borç ödemesi yapılacak. Bu haziran ayı başındaki projeksiyona göre oluşmuş bir tutar.

Endeksli borçlanmalar yüzünden varsayılan tutar değişiklik gösterebiliyor. Özellikle faiz ödemesine ilişkin tutarlar döviz ve enflasyona ilişkin belli bir gerçekleşme varsayımına dayanıyor. Döviz öngörülenden çok artar, aynı şekilde enflasyon çok yüksek gerçekleşirse faiz ödemesinde kayda değer bir değişiklik olabiliyor.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Dezenformasyon operasyonları
Sonraki Makale Gazetecilere akreditasyon şoku

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Dünya Kupası’nda son “düello”

Medya Günlüğü
19 Temmuz 2026
EditörGünlük

AFP çalışanları kazandı

Medya Günlüğü
19 Temmuz 2026
EditörGünlük

Bir hanedanın dramı

Medya Günlüğü
19 Temmuz 2026
EditörGünlük

Son sözü onlar söyleyecek

Medya Günlüğü
19 Temmuz 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?