İnsanlık, tarihin en büyük varoluşsal sınavıyla karşı karşıya. Ancak belki de asıl trajedi, bu tehdidin büyüklüğü değil; onu görmemize rağmen harekete geçmememizdir.
Gezegenimizin ekolojisi gözlerimizin önünde çözülüyor.
Atmosfere salınan sera gazları Dünya’nın milyonlarca yılda oluşmuş hassas iklim sistemini bozuyor. Bilim insanlarının onlarca yıldır yaptığı uyarılar artık birer tahmin olmaktan çıktı; yaşadığımız günlük gerçekliğe dönüştü.
Küresel iklim krizi artık kapıda bekleyen bir misafir değil. Evimizin içine girmiş durumda.
Her yıl daha yıkıcı sıcak hava dalgaları yaşanıyor.
Ormanlar yanıyor. Nehirler kuruyor.
Tarım alanları verimsizleşiyor.
Bir zamanlar “olağanüstü” kabul edilen hava olayları artık sıradan haberler haline geldi.
Seller, kuraklıklar, fırtınalar ve yangınlar o kadar sık yaşanıyor ki toplumlar bunlara alışmaya başladı.
Oysa alışmamamız gereken şey tam da budur.
Çünkü normalleşen her felaket, yaklaşan daha büyük felaketlerin habercisidir.
Bugün atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu, insanlık tarihinin hiçbir döneminde görülmemiş seviyelere ulaşmış durumda. Her saniye atmosfere binlerce ton sera gazı bırakılıyor. Bu hızla devam edilmesi halinde, bilim insanlarının kritik eşik olarak tanımladığı 1,5 derecelik küresel sıcaklık artışını önümüzdeki birkaç yıl içinde aşmamız bekleniyor.
Bu rakam küçük görünebilir.
Ancak unutulmamalıdır ki, Sanayi Devrimi’nden bu yana yaşanan yaklaşık 1 derecelik sıcaklık artışı bile dünyanın birçok bölgesinde kuraklıklara, büyük yangınlara, aşırı yağışlara ve milyonlarca insanı etkileyen doğal afetlere neden oldu.
Peki sıcaklıkların 3, 4 veya 5 derece yükseldiği bir dünyada ne olacak?
Bilimsel projeksiyonlar ürkütücü bir tablo çiziyor. Deniz seviyeleri yükselirken kıyı kentleri sular altında kalacak. Tarımsal üretim düşecek. Tatlı su kaynakları azalacak. Milyarlarca insan ölümcül sıcak hava dalgalarının tehdidi altında yaşayacak. Ekosistemler geri dönülemez biçimde zarar görecek.
Ancak yaklaşan kriz yalnızca çevresel değildir.
İklim değişikliği aynı zamanda ekonomik, sosyal ve jeopolitik bir felaket senaryosudur.
Kuraklık nedeniyle üretilemeyen gıda, açlığı artıracaktır. Su kaynakları üzerindeki baskı yeni çatışmalar doğuracaktır. Yaşanamaz hale gelen bölgelerden kitlesel göç hareketleri başlayacaktır. Bugün sınırların ötesinde görünen krizler yarın bütün ülkelerin iç meselesi haline gelecektir.
Türkiye de bu tablonun dışında değildir.
Aksine, coğrafi konumu nedeniyle en kırılgan ülkeler arasında yer almaktadır. Akdeniz Havzası, küresel iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölgelerden biri olarak kabul edilmektedir. Uzun süreli kuraklıklar, su stresi, çölleşme riski, orman yangınları ve tarımsal verim kayıpları önümüzdeki yıllarda daha da ağırlaşabilir.
Bununla birlikte Türkiye, yalnızca kendi iklim sorunlarıyla değil, çevre coğrafyalarda yaşanacak krizlerin sonuçlarıyla da karşı karşıya kalacaktır. Göç hareketleri, ekonomik baskılar ve bölgesel istikrarsızlıklar geleceğin en önemli güvenlik sorunlarından biri olabilir.
Bütün bunlar karamsar bir bilimkurgu senaryosu gibi görünebilir.
Ancak bunlar roman yazarlarının değil, dünyanın dört bir yanında çalışan iklim bilimcilerinin, ekolojistlerin ve araştırma kuruluşlarının yıllardır dile getirdiği uyarılardır.
Sorun şu ki, insanlık bilgi eksikliğinden değil, irade eksikliğinden dolayı başarısız oluyor.
Teknoloji var.
Bilim var.
Çözüm yolları var.
Eksik olan şey, harekete geçebilme cesaretidir.
Kum saatinin üst bölümünde kalan son taneler hızla aşağı akıyor. Her geçen yıl, kaybedilen her fırsat ve ertelenen her karar, gelecek nesillerin ödeyeceği faturayı büyütüyor.
İnsanlık bugün tarihi bir yol ayrımında bulunuyor.
Ya ortak bir bilinç geliştirerek gezegeni koruyacağız ya da kısa vadeli çıkarların peşinden giderek çocuklarımıza daha sıcak, daha kurak, daha çatışmalı ve daha tehlikeli bir dünya bırakacağız.
Kıyamet artık uzak bir ihtimal değildir.
Sessizce ilerleyen, yavaş ama acımasız bir gerçekliktir. Ve belki de en korkutucu olan şey, onun gelişini izlerken hâlâ zamanımız olduğunu sanmamızdır.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
