Kedilerin insanlarla ilişkisi, karşılıklı yarara dayanan evrimsel bir yakınlaşmayla başladı.
Yaklaşık 10.000-12.000 yıl önce tarımın yerleşik bir kültüre dönüşmesiyle ortaya çıkan tahıl depoları, fare ve diğer kemirgenler için bir çekim merkezi haline geldi. Bu depolar ve çevresi, aynı zamanda kediler için hazır bir av alanı sundu.
Ambarlara dadanan kemirgenleri avlayıp üstelik bir de avlarını getirip gösteren kediler, bu sayede insanlar için değerli bir yardımcı olduklarını kabul ettirdi.
Bu sürecin ilk aşamasında, yaklaşık Milattan Önce (M. Ö.) 7.500 civarında, kedileri insan yerleşimlerine yönelten temel etken hayatta kalma arayışıydı. Doğadaki büyük yırtıcılara karşı savunmasız olan bu küçük avcılar; yavruları için korunaklı bir barınma oluşturmak ve besine daha kolay erişmek adına insan yaşam alanlarına yaklaşmayı tercih etti.
Kediler, insanların yaşam alanlarına kendi istekleriyle sokularak hem ambarlara giren kemirgenleri avladı hem de insanların yemek atıklarından yararlandı. Bu süreçte insanların daha uysal olanları tercih etmesi, aradaki mesafeyi kapatarak evcilleşme sürecini hızlandırdı.
Ancak bu yakınlaşmaya karşın kedi doğasının özü fazla değişmemiş; avlanma davranışı ve lokomotor hareket repertuvar önemli ölçüde korunmuştur. İnsanlar, ambarları savunan bu sevimli canlıları güvenilir birer eşlikçi olarak benimsedi ve onları göç yollarında dahi yanlarından ayırmadı.
Başlangıçta atık alanları ve ambar çevrelerinde filizlenen bu karşılıklı yarar ilişkisi, zamanla yerini derin bir bağa bırakarak kedileri evlerimizin başköşesine hatta yataklarınıza taşıdı. Öyle ki bu süreçte kediler, ev ortamını kendi ihtiyaçlarına göre manipüle etmeyi ve insanı kendi konforu için bir “hizmetliye” dönüştürmeyi de ihmal etmedi.
Akustik alarm sistemi
Kedinizin bir kuş gördüğünde ona bakarak ve alt çenesini hızlıca titreterek “ekekek” diye bir ses çıkardığına mutlaka denk gelmişsinizdir. Yoğun bir odaklanmayla birlikte gelen bu davranış, vahşi doğadaki sağkalım refleksinin evcil kedilerdeki bir uzantısı olarak değerlendirilebilir.
Üretilen bu ses, klasik miyavlama veya tıslamadan farklıdır: Ağız yarı açıkken, alt çenenin titreyerek hızlı hareketi sonucu kekemelik benzeri kısa sesler ortaya çıkar. Evcil kedilerin bu tepkisi kuşlar dışında, yırtıcı şüphesi uyandıran diğer canlılara ve hatta arı sürüsü gibi potansiyel tehdit olarak algılanan hareketli hedeflere karşı da tetiklenebilir.
“Ekekek” tepkisi ağırlıklı olarak evcil kedilerde gözlense de, Afrika’nın güneyindeki kara ayaklı küçük yaban kedilerinde de sınırlı ölçüde rapor edilmiştir.
Bu durum, bu türün geçmişte insanlarla temas yaşamış olabileceğine dair spekülatif bir olasılığı akla getirse de, kesin bir kanıt bulunmamaktadır.
Buna karşılık aslan, kaplan ve leopar gibi büyük kedilerin bu sesi çıkardıklarına ilişkin güvenilir bir gözlem kaydedilmemiştir.
Bu sesin avcı içgüdüsüyle ilişkilendirilmesi yaygın olsa da, kedilerin avlarıyla iletişim kurmak amacıyla böyle bir ses çıkardığı hipotezi güçlü bir dayanaktan yoksun. Kediler zaten doğaları gereği sessiz avcılardır ve avın dikkatini çekecek bir gürültü yapmak, avlanma stratejisine tamamen aykırı olur.
Başka araştırmacılar bunu “avı sakinleştirmek ya da kendine çekmek için” yaptığına yorsa da, bu açıklama da ikna edici olmaktan uzak.
Öte yandan, kedi ile avı arasında pencere engeli bulunduğundan avına ulaşamıyor, yaşadığı stres yüzünden ritmik bir boşalma davranışı ortaya çıkıyor diye bir okumanın da zayıf bir yorum olduğunu düşünüyorum. Nitekim bahçede, avıyla arasında hiçbir engel yokken de kedimin aynı tepkiyi verdiğini defalarca gözlemledim.
Bu nedenle bu davranışı bir iletişim çabası ya da stres tepkisinden ziyade, refleksif bir aktivite olarak değerlendirmek daha tutarlı olacaktır. Bu noktada, davranışın işlevini açıklayabilecek evrimsel temelli bir alternatif göz önüne alınmalıdır.
Bu bağlamda daha güçlü bir yaklaşım ise bu sesin, yırtıcı kuşlar gibi bir tehdit yaklaştığında organizma içinde tetiklenen bir alarm sisteminin parçası olduğudur. Evrimsel zemini düşündüğümüzde tablo daha da netleşir. ‘Ekekek’ tepkisi, kedilerin kontrolü dışında gelişmiş simbiyotik dayanışmanın akustik bir ürünüdür.
Özellikle kartal ve benzeri yırtıcı kuşların kedi yavrularını hedef alabileceği bir ekosistemde, bu ses yaklaşan hava tehdidini duyurmak üzere evrimleşmiş bir işlev görüyordu.
Bu noktada, köpeklerde görülen ağaç dalı taşıma davranışına değinmek gerekir. Neolitik dönemde insanlar, avcı-toplayıcı yaşamın bir parçası olarak, köpeklere avladıkları hayvanları (kuş, tavşan vb.) çalılıkların arasından bulup getirmeyi öğretmiş olmalı. Köpeğin getirdiği av karşılığında yiyecekle ödüllendirilmesi, zamanla “bul getir = ödül kazan” şemasını güçlendirmiş, bu şema da “yakacak odun bul, mağaraya getir = ödül kazan” gibi başka görevlere kolayca aktarılmış olabilir.
Bugün köpeklerin ağaç dalı bulup getirmesine pratikte artık gerek yok ama bu davranışın arkasında, binlerce yıl boyunca pekişmiş öğrenme kalıpları ve seçilim baskıları bulunuyor.
Kedilerdeki uyarı sistemine benzer hatta daha gelişmiş bir modeli örneğin Vervet, Campbell ve benekli burunlu maymunlar gibi bazı primat türlerinde de gözlemlenir. Bu türler; yürüyen, sürünen ve uçan tehditler için ayrı ses kodları kullanarak hayatta kalma olasılığını artıran etkili bir iletişim mekanizması kurmuşlardır.
Dolayısıyla kedilerin “ekekek” sesi, bir avlanma tepkisinden çok, gökyüzünden gelebilecek tehditlere karşı geliştirilmiş bir savunma stratejisidir.
Söz konusu biyolojik sinyal sistemi, modern ev ortamındaki kediler için artık yaşamsal bir gereklilik olmaktan çıkmışsa durumda. Buna karşın kedinin sinir sistemine kazınmış evrimsel bir kalıntı olarak davranış repertuvarında yaşamaya devam ediyor.
***
Benzer yazılar:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
