Ankara’da 7-8 Temmuz’da yapılacak NATO Zirvesi’nin gündem maddeleri arasında Rusya-Ukrayna Savaşı ve Karadeniz’in güvenliği de yer alıyor.
Zirve öncesi Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nın sayfasında Thomas de Waal imzasıyla yayınlanan makalede, 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin Rusya-Ukrayna Savaşı sırasında sadece hukuki bir belge olmaktan çıkarak, Karadeniz’deki askerî ve siyasi dengeleri belirleyen en önemli güvenlik mekanizması hâline geldiği vurgulandı.
Waal’a göre, Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesinden dört gün sonra Türkiye, Montrö Sözleşmesi’nin verdiği yetkiyi kullanarak Türk Boğazları’nı savaş gemilerine kapattı. Bu karar, Karadeniz’deki güç dengesini önemli ölçüde değiştirdi. Türkiye’nin aynı zamanda Rusya ve NATO ülkeleriyle yaptığı gayriresmî (Montrö Plus) mutabakatlar sayesinde Rus savaş gemilerinin Karadeniz’e takviye yapması engellenirken, NATO’nun Karadeniz’e yeni savaş gemileri göndermesi de önlenmiş oldu. Böylece Ukrayna, Odessa limanını koruyabildi ve ilerleyen dönemde deniz savaşlarında üstünlük sağlamayı başardı.
Makaleye göre Türkiye’nin Karadeniz politikası üç temel ilkeye dayanıyor.
Birincisi, “bölgesel sahiplenme” anlayışı: Türkiye, Karadeniz güvenliğinin öncelikle kıyıdaş ülkeler tarafından sağlanmasını savunuyor ve NATO’nun bölgede kalıcı büyük bir deniz gücü bulundurmasına sıcak bakmıyor. Bulgaristan ve Romanya ile birlikte Karadeniz’in güvenliğinde lider rol üstlenmek istiyor.
İkinci ilke, gerilimin tırmandırılmaması: Ankara, savaşın Karadeniz’e daha fazla yayılmasını önlemek amacıyla hem Rusya’yı hem de NATO’yu sınırlayan dengeli bir politika izledi. Türkiye’nin amacı Rusya’yı tamamen karşısına almak değil, yönetilebilir bir rekabet içinde tutmak.
Üçüncü ilke ise ticari gemiler için seyrüsefer serbestisinin korunması: Türkiye, Boğazları dünya ticaretinin güvenli şekilde işlemesi gereken stratejik bir su yolu olarak görüyor ve bu konuda tarafsız bir koruyucu rolü üstlenmeye çalışıyor.
Montrö Sözleşmesi’nin yalnızca Ukrayna savaşında değil, son doksan yılda da son derece dayanıklı bir uluslararası düzenleme olduğuna vurgu yapan makaleye göre, Stalin’in II. Dünya Savaşı sonrasında sözleşmeyi değiştirme girişimleri başarısız oldu, Sovyet baskısı Türkiye’nin NATO’ya katılmasını hızlandırdı, buna rağmen Montrö rejimi aynen korundu. 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi yürürlüğe girdikten sonra da Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki özel yetkileri muhafaza edildi.
Makalenin yazarı Waal, Ankara’nın savaş boyunca “önce Türkiye, sonra NATO” anlayışıyla hareket ettiği değerlendirmesinde bulundu. Ankara, Ukrayna’yı desteklerken Rusya’yla ekonomik ve stratejik ilişkilerini de tamamen koparmamaya özen gösterdi. Bu nedenle Türkiye’nin politikası “Ukrayna yanlısı ama Rusya karşıtı olmayan” bir denge siyaseti olarak tanımlanıyor.
Waal’a göre Rusya da dengeyi tamamen bozmak istemedi çünkü Türkiye’nin NATO savaş gemilerini de Karadeniz dışında tutması, Moskova açısından önemli bir kazanım oldu. Bu nedenle Kremlin, Montrö düzeninin korunmasını kendi çıkarına da uygun görüyor.
Makale, Ukrayna’nın ise zaman zaman Türkiye’yi yeterince aktif davranmamakla eleştirdiğini aktardı. Özellikle Rusya’nın “gölge filo” olarak adlandırılan yaptırımlardan kaçınmak için kullandığı petrol tankerlerinin Boğazlardan geçmeye devam etmesi ve Odessa limanlarına yönelik saldırılar karşısında Ankara’nın daha sert tavır almaması Kiev’de rahatsızlık yarattı.
Yazarın vardığı sonuç, Montrö Sözleşmesi’nin yakın gelecekte değişmeyeceği yönünde. Türkiye, kalıcı bir barış sağlanmadan Boğazlardaki savaş dönemi uygulamalarını kaldırmaya niyetli görünmüyor. Bu nedenle Batılı ülkelerin Karadeniz’de Türkiye’yi dışlayan alternatif güvenlik modelleri geliştirmeleri gerçekçi değil.
Makale, Batı için üç öneride bulundu:
Türkiye ile yakın çalışarak Montrö rejimi içinde hareket etmek,
Bulgaristan ve Romanya’nın deniz kuvvetlerini güçlendirerek Karadeniz’deki bölgesel kapasiteyi artırmak,
Türkiye’nin ateşkes sonrasında kurulması planlanan çok uluslu Karadeniz deniz gücüne liderlik etmesini desteklemek.
Makalenin yazarı Waal özetle, Montrö’nün eski görünmesine rağmen hâlâ Karadeniz güvenliğinin temel taşı olduğunu, Türkiye’nin de bu sözleşme sayesinde bölgenin vazgeçilmez hakemi konumunu koruduğunu belirtti. Ayrıca, Batı’nın Karadeniz’de başarılı olabilmesi için Ankara’nın belirlediği güvenlik çerçevesi içinde hareket etmekten başka gerçekçi bir seçeneğinin bulunmadığını vurguladı.
İlgili yazılar:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
