NATO’nun güney bölgesi son aylarda İttifak’ın önem verdiği alanlardan biri hâline geldi. Bu bölge; Türkiye, Akdeniz, Karadeniz bağlantısı, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Sahel’i kapsayan geniş bir güvenlik kuşağı olarak değerlendirilmektedir.
Aslında NATO’nun Orta Doğu ile ilgisi daha gerilere gitmektedir. Önce Orta Doğu Nato’su (NATO ME) fikri ortaya atılmış, eski Genel Sekreter Stoltenberg, bu konuda bölge ülkelerinin eğitilmesi dışında, mahiyetini açıklayamayacağı bazı çalışmalar yapılmakta olduğunu söylemiştir. Bir yerde CENTO, SEATO vs. gibi “ komünizmi çevreleme” politikalarından vazgeçemediği anlaşılmaktadır.
Avrupa’nın savunmasını Avrupalıların yapması gerektiğini açıklayarak, NATO’ya olan katkılarını azaltması, ABD’nin Rusya’dan ziyade kendisine esas tehlike olarak gördüğü Çin’e odaklanma fikrinden vazgeçmediğini göstermektedir. Pasifik harekat alanındaki muhtemel bir çatışma Avrupa’nın aksine, kara birliklerinden ziyade deniz ve hava harekatı ağırlıklı olacağından, böyle bir durumda ABD kaçınılmaz olarak kendisine tahsisli hava ve deniz birliklerinin önemli bir kısmını Pasifik’e kaydıracaktır.
Bu gelişmeler hali ile Avrupa’da panik olmasa bile telaşa yol açmış, İttifak ülkeleri silahlı kuvvetlerini güçlendirme çabasına girişmişlerdir. Bazı kaynaklar, Rusya’ya karşı savaşı kazanamayacağı belli olmasına rağmen hâlâ desteklenmesinin, Ukrayna’ya dayanma gücü vererek Avrupa’nın kendi silahlı kuvvetlerini güçlendirmek için ihtiyaç duydukları zamanı kazanmayı amaçladıklarını ileri sürmektedir.
Bağımsız Avrupa rüyası pahalıya mal olmaktadır.
Orta Doğu kaynaklı tehditler NATO gündeminde. İran-İsrail-ABD gerilimi, balistik füze ve İHA tehditleri ile Doğu Akdeniz’deki gelişmeler nedeniyle NATO, güney kanadındaki hava savunmasını ve erken uyarı kapasitesini güçlendirmeyi tartışmaktadır.
Akdeniz’de deniz ticaret yollarının korunması, terörle mücadele ve düzensiz göçün güvenlik boyutu kapsamında, NATO’nun Akdeniz’deki faaliyetlerinin genişletilmesi değerlendiriliyor.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Ankara Zirvesi’nde milyarlarca dolarlık yeni savunma anlaşmalarının açıklanacağını ve müttefiklerin savunma üretimini hızlandıracağını duyurdu.
Bütün bunlardan payımıza ne düşecek göreceğiz.
NATO’nun, Temmuz 2024’te Washington Zirvesi’nde kabul edilen Orta Doğu, Kuzey Afrika, Akdeniz ve Sahel bölgelerinden kaynaklanan tehditlere karşı geliştirdiği yeni ve kapsamlı stratejik yol haritası olan Güney Komşuluk Eylem Planı, Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkeleriyle siyasi diyalog ve güvenlik iş birliğini artırmayı öngörmektedir. Bu planın uygulanması ile Bulgaristan, Romanya ve Polonya’dan oluşan NATO’nun Doğu Bölgesi’nin yerini, yukarıda sayılan ülkelerden oluşan, merkezini Türkiye’nin teşkil ettiği NATO’nun Güney Bölgesi almıştır.
Bu bölge ile ilgili sorumluk almaya gönüllü olurken, bölgenin jeopolitik ve jeostratejik bakımdan fevkalade cazip fırsatlar sunmakla beraber, batı ucu Lizbon ve Kazablanka’dan başlayıp doğu ucu Basra’ya, güney ucu ise Sahra Çölü’nün derinliklerine kadar uzanan, Avrupa kıtasından çok daha büyük ve yönetilmesi son derece zor, devasa bir operasyonel coğrafya olduğunu gözden ırak tutmamak lazım.
NATO, uzun süre Ukrayna savaşı nedeniyle Doğu Kanadı’na (Rusya tehdidine) odaklanmıştı. Türkiye, İspanya, İtalya ve Portekiz gibi güney müttefiklerin ısrarlı diplomatik baskıları sonucunda, İttifak’ın “360 derece güvenlik” yaklaşımını hayata geçirmek adına bu eylem planı devreye sokulmuştur.
Türkiye açısından bakıldığında, Ankara hem Karadeniz hem Doğu Akdeniz hem de Orta Doğu’nun kesişim noktasında bulunduğu için, NATO’nun güney kanadında kilit ülke olarak görülmektedir. Bu nedenle Ankara Zirvesi’nin ana temalarından birinin de güney kanadının güçlendirilmesi olması muhtemeldir. Gelinen askeri-siyasi noktada Türkiye’nin rolü daha da öne çıkmaktadır.
Bir diğer gelişmekte olan bölge olarak Pasifik konusuna gelince;
Son yıllarda NATO’nun Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda ile ilişkileri belirgin biçimde gelişti. Bu dört ülke NATO’da “Indo-Pacific Partners” (IP4) olarak adlandırılıyor. NATO zirvelerine düzenli olarak davet ediliyorlar ve NATO Genel Sekreteri ile üst düzey askerî yetkililer de bu ülkelerle düzenli toplantılar yapıyor. Ayrıca karşılıklı üst düzey ziyaretler, ortak tatbikatlar, siber güvenlik, uzay, deniz güvenliği ve savunma sanayisi alanlarında iş birliği giderek artıyor. Bu, kamuoyuna açık ve NATO’nun da açıkladığı bir politika. İngiltere ve Fransa kendilerini hâlâ birer Pasifik ülkesi olarak tanımlamaktadırlar.
İnsanın aklına “NATO’nun Pasifik bacağının alt yapısı mı oluşturuluyor “sorusu gelmekte.
Türkiye’nin rolü açısından bakarsak, NATO’nun güney kanadındaki öneminin belirgin biçimde artmasının sebepleri olarak;
Karadeniz’e erişim imkanı, Doğu Akdeniz’deki konumu, Suriye, Irak ve İran’a komşu olması,
Kafkasya ve Orta Asya’ya açılan kapı durumunda bulunması, güçlü savunma sanayisi ve muharebe tecrübesine sahip büyük silahlı kuvvetleri gösterilebilir.
Bu nedenle birçok güvenlik analisti, Türkiye’nin NATO’nun güney stratejisinde daha merkezi bir rol üstlenmesini bekliyor.
Eğer NATO, “Güney Komşuluk” politikasını daha da derinleştirirse, Türkiye’nin coğrafi ve askerî konumu nedeniyle, komuta ve koordinasyon görevlerinin önemli bir bölümünü üstlenmesi şaşırtıcı olmaz. Fakat bunun nasıl bir kurumsal yapıya dönüşeceğini bugünden kesin olarak söylemek mümkün değildir. 6. Kolordu’nun yeni kimliği bu konuda bir ip ucu verebilir.
Önümüzdeki dönemde özellikle NATO Zirvesi’nde alınacak kararlar, bu tartışmaların hangi yönde ilerleyeceğini gösterecektir. Türkiye’nin rolünün güçlenmesi olası görünse de, bunun yeni bir komutanlık mı, mevcut komuta yapılarının güçlendirilmesi mi, yoksa daha kapsamlı bir bölgesel güvenlik ağı mı olacağı henüz netleşmiş değildir.
Türkiye’deki 6. Kolordu’nun NATO görevlerine daha fazla entegre edilmesi ve çok uluslu bir karargâh niteliği kazanması, ileride daha geniş bir NATO komuta yapısının çekirdeğini teşkil edebileceğini düşündürmektedir. Karargâh; Doğu Akdeniz, Karadeniz, Orta Doğu ve gerektiğinde Kuzey Afrika ile ilgili faaliyetleri koordine edebilir. Böyle bir senaryoda Türkiye, güney kanadındaki operasyonların planlama ve koordinasyon merkezi hâline gelebilir.
NATO’nun mevcut Güney Komşuluk (Southern Neighbourhood) yaklaşımı ile uyumlu bir komuta yapısı oluşturulabilir.
Türkiye’nin askerî kapasitesi, coğrafi konumu ve NATO içindeki ağırlığı düşünüldüğünde, gelecekte böyle bir karargâhın Türkiye’de konuşlandırılması ihtimal dışı değildir. Ancak bunun ülkemize ne kazandıracağını da iyi düşünmek gerekmektedir.
***
Ergin Saygun’un makalelerine topluca ulaşmak için tıklayın
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
