Özellikle son yüzyılda yapılan araştırmaların hemen hepsi aynı sonuca işaret ediyor: Dünyanın neredeyse her yerinde kadınlar erkeklerden daha uzun yaşıyor.
Ülkeler, kültürler ve ekonomik koşullar değişse de bu tablo büyük ölçüde sabit kalıyor. Japonya’dan Türkiye’ye, Fransa’dan Brezilya’ya kadar kadınların ortalama yaşam süresi erkeklerden birkaç yıl, ortalamada beş yıl daha yüksek.
Peki ama bunun nedeni ne?
İlk akla gelen açıklama biyoloji. Bilim insanları kadınların genetik yapısının ve hormonal özelliklerinin bu konuda belirli avantajlar sağladığını düşünüyor. Kadınlarda bulunan iki X kromozomu, bazı hastalıklara karşı koruyucu bir etki yaratabiliyor. Ayrıca östrojen hormonunun kalp ve damar sistemi üzerinde olumlu etkileri olduğu uzun süredir biliniyor. Erkeklerde daha yüksek seviyelerde bulunan testosteron ise risk alma davranışlarıyla ilişkilendiriliyor.
Ancak mesele yalnızca biyolojiden ibaret değil. Toplumsal ve kültürel faktörler de en az genetik kadar önemli görünüyor. Erkekler tarih boyunca daha tehlikeli işlerde çalıştı. Madencilikten inşaata, savaşlardan ağır sanayiye kadar yüksek risk içeren alanlarda erkeklerin yoğunluğu fazlaydı. Bu durum iş kazalarından kaynaklanan ölümleri artırdı.
Risk alma eğilimi de dikkat çekici bir unsur. Örneğin, istatistikler erkeklerin trafik kazalarında, şiddet olaylarında ve çeşitli tehlikeli davranışlarda kadınlardan daha fazla yer aldığını gösteriyor. Hızlı araç kullanma, alkol ve madde tüketimi, güvenlik önlemlerini ihmal etme gibi davranışlar erkeklerde daha yaygın. Bunun sonucu olarak genç yaşlarda ölüm oranları yükseliyor.
Sağlık alışkanlıkları da önemli bir fark yaratıyor. Kadınlar genel olarak sağlık kontrollerine gitme konusunda daha istekli davranıyor. Bir sorun hissettiklerinde doktora başvurma eğilimleri daha yüksek. Erkekler ise çoğu zaman sağlık problemlerini görmezden gelmeyi veya ertelemeyi tercih ediyor. “Bir şeyim yok” anlayışı bazen ciddi hastalıkların geç teşhis edilmesine neden olabiliyor.
Psikolojik ve sosyal boyut da göz ardı edilemez. Kadınların aile ve arkadaş çevreleriyle kurduğu sosyal ilişkiler genellikle daha güçlü. Araştırmalar, sağlam sosyal bağların stresle mücadelede ve ruh sağlığının korunmasında önemli rol oynadığını ortaya koyuyor. Yalnızlık ve sosyal izolasyon ise yaşam süresini olumsuz etkileyen faktörler arasında yer alıyor.
Elbette bu tablo her erkek ve her kadın için geçerli değil. Sağlıklı yaşayan, düzenli spor yapan ve riskli alışkanlıklardan uzak duran birçok erkek uzun ve kaliteli bir hayat sürebiliyor. Benzer şekilde sağlıksız yaşam koşulları kadınların da yaşam süresini kısaltabiliyor. Ancak büyük nüfus gruplarına bakıldığında kadınların ortalama olarak daha uzun yaşadığı gerçeği değişmiyor.
Aslında bu durum, yaşam süresinin yalnızca genlerle belirlenmediğini de gösteriyor. İnsan ömrü; biyoloji, yaşam tarzı, çalışma koşulları, sağlık hizmetlerine erişim ve toplumsal alışkanlıkların birleşiminden oluşan karmaşık bir denklemin sonucu. Kadınların daha uzun yaşaması da tek bir nedene değil, birçok küçük avantajın zaman içinde birikmesine dayanıyor.
Belki de asıl soru kadınların neden daha uzun yaşadığı değil, erkeklerin neden daha erken öldüğü sorusudur. Çünkü cevapların önemli bir kısmı genlerde değil, günlük hayatın içinde saklı görünüyor.
Türkiye’de durum
Türkiye’de kadınlar ortalama 80,7 yıl, erkekler ise 75,5 yıl yaşıyor. Avrupa Birliği’nde bu süre kadınlar için 84, erkekler için 78,7 yıl. Veriler, dünyanın büyük bölümünde olduğu gibi Türkiye’de de kadınların erkeklerden yaklaşık beş yıl daha uzun yaşadığını gösteriyor.
Yaşam süresi farkının en yüksek olduğu ülkelerden biri ise Rusya. Bazı dönemlerde Rus kadınları Rus erkeklerinden 10-11 yıl daha uzun yaşayabiliyor. Buna karşılık İskandinav ülkelerinde fark genellikle 2-4 yıl civarında kalıyor.
İlgili yazılar:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
