Pazartesi, 9 Şub 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe Yazıları

İran’da korku var “itaat” yok

İsmail Boy
Son güncelleme: 13 Ocak 2026 22:42
İsmail Boy
Paylaş
Paylaş

İran’da bugünlerde yaşananlar sadece ekonomik bir daralma değil; çok daha derinde var olan bir toplumsal yorgunluktur, sokaklarda görülen her protesto aslında yıllardır biriktirilen bir itirazın dışa vurumu gibidir.

Sokaklarda başörtüsüz kadınların ülkenin en tepesindeki dini otoritenin sembolünü sigarasını yakacak bir ateş olarak kullanması da kadınların otoriteye sessiz bir öfkesinin görsel özetidir sanki. (Fotoğrafların çoğu İran dışında çekilmiş olsa da…)

İran’da olan biteni sadece “rejime karşı öfke” diye okumak eksik kalır. Burada aynı zamanda onur, yaşam tarzı ve geleceğe dair söz söyleme hakkı gibi talepler de var. 

Ve bu talepler bastırılsa bile, bir kez görünür olduktan sonra kolay kolay ortadan kaybolmuyor.

İran’da bugünlerde yaşananlar sadece ekonomik bir daralma değildir; daha derinde, uzun süredir biriken bir toplumsal yorgunluğun dışa vurumudur. 

Sokaklarda gördüğümüz her protesto, aslında yıllardır bastırılan itirazların görünür hâle gelmiş olmasıdır. 

Uzun yıllar Orta Doğu’nun birçok ülkesinde kadınlar ikinci sınıf vatandaş olarak görüldü. 

20. yüzyılda Mustafa Kemal Atatürk ve Şah Muhammed Rıza Pehlevi, “başka bir yol mümkün” diyerek Türkiye’de ve İran’da kadınlara seçme ve seçilme hakkının yanı sıra kamusal görünürlük de kazandırmaya çalıştı. 

Ancak İran’da yaşanan 1979 İslam Devrimi kadınlar için tam bir kırılma anı oldu.

Devrim öncesinde sokağa çıkan, üniversiteye giden, çalışan kadınlar; devrim sonrasında bedenleri üzerinden tanımlanan bir rejimin içine hapsoldular. 

Zorunlu örtünme, aile hukukundaki gerileme ve çalışma hayatındaki kısıtlamalar, kadınları sistemin en görünür muhalifleri hâline getirdi. 

İlginç olan İran’daki her büyük toplumsal itiraz dalgasında kadınların hep ön safta yer almasıydı. Çünkü baskıyı en doğrudan onlar yaşıyordu.

Aslında 1979 İslam Devrimi’nin hemen ardından atılan o ilk adımlar, bugünkü öfkenin mayasını da attı demek abartı olmaz. 

Humeyni’nin daha devrimin ilk aylarında önce kamuda çalışan ama sonrasında sokağa çıkan tüm kadınlara başörtüsü zorunluluğu getirmesi ve Aile Koruma Yasası’nı askıya alması, kadınlardaki bu hayal kırıklığının ilk işaretleriydi.

1980–1988 İran-Irak Savaşı kadınların itirazlarını uzun süreli bir sessizliğe gömdü. “Ulusal beka” “Vatan savunması” ve “şehadet” söylemleriyle muhalefet bastırılırken, toplum uzun yıllar sürecek bir seferberlik psikolojisine sokuldu.

Kadın hareketleri bu dönemde doğal olarak durakladı; çünkü itiraz etmek neredeyse ihanetle eş tutuluyordu. Erkekler cephedeydi, kadınlara ise sabretmek, destek olmak, geri planda durmak gibi biçilmiş roller vardı.

Ancak bu bir teslimiyet değildi. Kadınlar savaş boyunca devletin kutsadığı “şehit annesi”, “fedakâr eş”, “iffetin koruyucusu” gibi tanımlamalar ile rejimin ideolojik yükünü taşıdılar. Bu roller kadınları görünür kılıyor gibiydi ama aslında siyasal özne olmaktan iyice uzaklaştırıyordu. 

Buna rağmen kadınlar üniversitelerde var olmaya devam ettiler, gündelik hayatta küçük ama inatçı direnişler geliştirdiler.

1997’de Hatemi dönemi kısa bir nefes aralığı sundu. Ardından Ahmedinejad yıllarıyla sertlik geri döndü. 2013’te Ruhani ile yeniden kontrollü bir yumuşama yaşandı. 

Tam bu dönemde kadın gazeteci Masih Alinejad’ın başlattığı “Benim Gizli Özgürlüğüm” ve sonrasında yayılan “Beyaz Çarşamba” kampanyaları, kadınların sessiz ama etkili direnişlerinin simgesi oldu.

Özellikle “Beyaz Çarşamba” kampanyası sembolik bir zekânın ürünüydü. Her çarşamba beyaz giymek, beyaz başörtüsü takmak ya da başörtüsünü tamamen çıkarmak kampanyanın temeliydi. 

Beyaz hem barışı hem itirazı temsil ediyordu. Kadınlar, devlete “Biz buradayız” demenin yeni bir yolunu bulmuştu. Ne slogan vardı ne de kalabalık. Ancak her yerde, zorunlu örtünmeye karşı bireysel ama çok güçlü bir itiraz mevcuttu.

Rejim açısından en rahatsız edici tarafı da buydu zaten: örgütsüz, lideri sokakta olmayan, bastırması zor bir direniş biçimiydi.

Üstelik bu kez sadece büyük şehirlerde değil, küçük kentlerde de yankı bulmuştu.

Ruhani döneminde rejim sertliği geçici olarak azalttı ama toplum, özellikle kadınlar, artık eski sessizliklerine dönmedi. Sosyal medya, bireysel cesaret ve sembolik eylemler birleşti. Bugün sokakta gördüğümüz daha radikal, daha öfkeli protestoların arkasında, işte bu “sessiz ama ısrarlı” yılların büyük payı var.

Kısacası İran’da kadın hareketi bir anda patlamadı. Hatemi’nin umutları, Ahmedinejad’ın baskısı, Ruhani’nin kontrollü gevşemesi… 

Hepsi üst üste eklendi. Bugün yaşananlar, bu uzun hafızanın doğal sonucu. 

Ve görünen o ki, bu kez geri dönüş çok daha zor.

Bu sürecin geri dönüşsüz kırılma noktası ise 13 Eylül 2022’de, 22 yaşındaki Mehsa (Jina) Emini’nin gözaltındayken ölümüydü. Bu olay, yalnızca kadınları değil, İran toplumunun tamamını harekete geçirdi. 

Küçük kentlerden muhafazakâr bölgelere kadar yayılan protestolar, artık reform beklentisinin ötesine geçildiğini gösterdi.

Emini’den sonra kırılan şey sadece korku değil; “düzelir mi acaba” beklentisi de büyük ölçüde tükendi. Hatemi, Ruhani gibi isimlerle yaşanan sınırlı gevşemeler artık kimseyi ikna etmiyor. 

İnsanlar reform vaatlerine değil, yaşadıkları hayata bakıyor. Kadınların başörtüsünü çıkarması, gençlerin sokaklarda sloganlar atması ya da esnafın kepenk kapatması artık ayrı ayrı eylemler değil; aynı hikâyenin farklı cümleleriydi. 

Bugün gelinen noktada İran’daki protestolarda ekonomik kriz önemli bir tetikleyici ama asıl mesele, 40 yılı aşkın baskı birikimidir. 

Kadınlar hâlâ bu hareketin omurgası; fakat artık yalnız değiller. Erkekler, işçiler, öğrenciler de sahada.

Baş örtüsünü atan kadınların Hamaney’in fotoğrafını ateş olarak kullanması bu yüzden bugünü çok iyi anlatıyor. Bu bir anlık öfke değil; sembollerin içinin boşaldığını gösteren bir sahne. 

Dini lider hâlâ orada, rejim hâlâ ayakta ama kutsallık duygusu ciddi biçimde aşınmış durumdadır. 

İnsanlar korkuyor belki ama artık itaat etmiyor.

İran bugün bir eşikte duruyor. Bu eşik hemen yarın bir rejim değişikliğine mi gider, yoksa uzun bir baskı ve direnç dönemine mi evrilir, bunu kimse kesin olarak söyleyemez. 

Ama net olan şu: İran toplumu, özellikle de kadınlar, geri dönülmesi çok zor bir zihinsel sınırı çoktan aştı. 

Bugün sokakta yükselen ses, 1979’dan bu yana bastırılan tüm itirazların toplamı gibi.

Ve bu ses, ekonomik kriz geçse bile kolay kolay susacak gibi görünmüyor.

Orijinal fotoğraf: Eylül 2024 protestoları iranhumanrights.org

İlgili yazılar:

İran’da ‘Ayşe’ olmak
İran sokakları neden yine karıştı?

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiJeopolitik
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Yazanİsmail Boy
Takip et:
İstanbul İ.T.İ.A’dan mezun, Koç Üniversitesi İngilizce İşletme (Executive MBA), Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Sosyoloji) bölümü mezunu. “Türkiye Üzerine Toplumsal İncelemeler” dallarında yüksek lisans eğitimlerini tamamladı. Kadir Has Üniversitesinden Uluslararası İlişkiler doktora tezi aşamasında ayrıldı. Özel sektörde uzun süre dış ticaret konusunda yöneticilik yaptı. Evli, iki çocuk babası, İngilizce ve Rusça biliyor.
Önceki Makale Mehmet Şüküroğlu çiziyor
Sonraki Makale Dijital feodalizme hoş geldiniz

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Köşe Yazıları

D. Akdeniz’de Chevron hamlesi ve Türkiye’yi bekleyen riskler

Aydın Sezer
9 Şubat 2026
Köşe YazılarıManşet

Sürekli güvenlik hâli

Metin Duyar
9 Şubat 2026
Köşe Yazıları

İran’a sığınan Polonyalılar

Dr. Nevin Sütlaş
8 Şubat 2026
Köşe Yazıları

Zamanın aynasında kuşaklar

İsmail Boy
7 Şubat 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?