Sorunun çok saçma bulunup, gülüp geçilmesi ihtimaline hazırım.
Hatta biraz meraklı dostlar soruyu aşırı ciddiye alıp, insanın üstün olduğunu yüksek tonda bağıracaklardır. Bunu da bekliyorum
Hepimiz insanız ve elbette ilk tepkimiz kendi türümüzün dünyanın en üstün canlısı olduğunu yüksek sesle haykırmak olacaktır.
Üstünlük mevzusunu şöyle de revize edebiliriz.
İnsan mı buğdayı köleleştirdi, buğday mı insanı?
Birçok tarihçi, antropolog ve evrim teorisyeni her ikisinin de birbirini ehlileştirdiğini söylüyor. Mesela son zamanların popüler yazarı Yuval Nıah Harari.
Geleneksel görüş der ki;
Yaklaşık 10.000-12.000 yıl önce, “Bereketli Hilal”deki insanlar, besleyici, depolanabilir ve verimli olduğu için yabani buğdayı yetiştirmeye başladılar.
Bu veriye göre;
İnsanlar buğdayı seçti.
Geliştirdi.
Böylece gelişen tarım, şehirleri, devletleri, yazıyı ve medeniyeti mümkün kıldı.
Yani insanlar buğdayı evcilleştirdi.
Acaba?
Makro ölçekte bakarsak bu cevap doğrudur.
Ya mikro ölçekte?
Acaba buğday mı insanı kendi türünün devamını sağlamak için bir aparata dönüştürdü, yoksa insan mı buğdayı? Bu soru kilit önemdedir.
Buğday insanı evcilleştirdi.
Hatta köleleştirdi.
O kadar ki, insanlar neredeyse tüm hayatlarını buğdayın türünü devam ettirmesine yardımcı olmak görevine adadılar.
Ormanları temizlediler.
Toprağı, buğdayın düşmanı olan bitkilerden temizlediler.
Ortamı, buğdayın en kolayca yetişebileceği kıvama getirdiler.
Su taşıdılar.
Ektiler.
Biçtiler.
Tohumları özenle ayırıp bir sonraki yıl için muhafaza ettiler.
Uzun saatler boyu çalıştılar. Yerleşik hayata geçtiler. Daha fazla buğday üretmek için daha çok çocuk yaptılar ve böylece maliyetsiz işgücü elde ettiler.
Buğday, insanlardan kurduğu ordular ile bitkiler Dünyasının en güçlüsü haline geldi.
Tarım öncesinde durum;
İnsanlar avcı-toplayıcıydı.
Çok çeşitli beslenme diyetleri vardıç
Çalışma saatleri düşüktü.
Tarım sistemi ortaya çıktı ve;
İnsanlar toprağa bağımlı hale geldi.
Nüfus patlaması yaşandı.
Yoğun yerleşim yerlerinde hastalıklar arttı.
Toprak mülkiyetine bağlı olarak sosyal sınıflar ortaya çıktı.
İşin doğrusu şudur;
İnsanlar buğdayı sömürdüklerini sandılar, ancak buğday kendi genişlemesi için insanları bir araç olarak kullandı.
İnsan ile buğday çatışmasının tartışmasız galibi buğdaydır.
Buğdayın beslenme zincirine girmesi ile birlikte;
Kalp rahatsızlıkları.
Tansiyon.
Obezite.
Diş hastalıkları tavan yaptı.
Buğday ile insan arasındaki etkileşime benzer şekilde;
Köpekler de insanlarla birlikte evrimleşti.
Süt hayvanları da insana yakınlaştı ve evrimleşti.
Daha da ötesi, mikroplar bile insan davranışlarına etki yaptı.
Biyoloji şöyle bir sonuca varır;
Esasen etkileşime giren türler, tek taraflı değişmez. İki tür de birbirini evrimleştirir.
Buğdayın insanı evcilleştirmiş olması düşüncesi şiddetli itirazlara neden olur. Zira, insanlık teknolojiyi kutsar ve bütün ilerlemeyi ona bağlar.
Ama bunun tersi de seslendirilmek zorundadır;
Uygarlık insanı özgürleştirdi mi? Sağlıklı bir yaşam sağladı mı? Hakkaniyeti yaygınlaştırdı mı? Dayanışma bilinci güçlendi mi?
Yoksa insanlık emeğe, hiyerarşiye ve bağımlılığa mı mahkum oldu?
Dolayısı ile artık oturup son 100 bin yıllık maceramızı baştan sona sorgulamak zorundayız.
Sanayileşme?
Kapitalizm?
Yapay zekâ?
Modern çalışma kültürü?
Evcilleştirme tartışmasını şöyle sonlandırabiliriz;
Biyolojik ve tarihsel olarak, insanlar buğdayı evcilleştirdi;
Felsefi ve evrimsel olarak, buğday da insanları evcilleştirdi.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
