Hegel “Tarih kendini iki kere tekrar eder”, Marx da “Hegel bir şeyi eksik söylemiş, evet tarih kendini iki kere tekrar eder; ilkinde trajedi ikincisindeyse komedi olarak…” demişti.
2008 küresel finans krizi, başta ABD ve Avrupa ekonomileri olmak üzere bütün bir küresel ekonomiye ciddi hasarlar vererek, o dönemde Amerika’nın 5. büyük yatırım bankası olan Lehman Brothers’ın batışının sembolleştirdiği iflas dalgasıyla ve trilyonlarca doları buharlaştırarak geçip gitmişti.
Son birkaç yıldır zeki ve keskin görüşlü kimi gözlemciler, şu anda küresel finans sisteminin tıpkı 2008 krizi öncesinde olduğu gibi, ölçüsüz bir serbestlik ve denetimsizlikle malul olduğunu ve bu otorite yokluğunun finansal balonlar ürettiğini, müdahale edilmediği takdirde yeni bir krizin tetiklenebileceğini söylemekteler.
Yapılması gerekeninse adına, “Great Reset” ( Büyük Sıfırlama) denen, son zamanlarda sıkça konuşulmaya başlanan, küresel ekonomik sistemin sil baştan yapılandırılarak, aşırı serbestlikten uzak ve düzenleyici bir otoriteye sahip bir yapıya büründürülmesi ve bu şekilde krizlerin önüne geçilebilmesidir. Hatta dünya ekonomisinin “seçkinler kulübü” olarak bilinen ve önde gelen ekonomik ve siyasi karar vericilerin katıldıkları geleneksel Davos zirvesinin 2021 oturumlarının ana tartışma konusu da buydu.
Dünya ekonomisinin seyir defterinin yapraklarını geriye doğru çevirerek, 2008 finansal krizine nasıl gelindiğine bakacak olursak; 2. Dünya Savaşı’nın sonunda yeni uluslararası para sistemin tasarlanması için Bretton Woods Konferansı yapılmış ve sonucunda yeni sistem kurulmuştu.
IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlarında oluşturulduğu Bretton Woods Antlaşması; altın standardı sistemini ilkesel olarak korumuş ve dolar üzerinden de olsa ulusal paraların altın standardına bağlanmasını kabul etmişti. Ekonomiye özellikle maliye politikalarıyla nispi devlet müdahalelerini içeren Keynesyen uygulamalarla beraber sürdürülen bu sistem başarılı olmuş, özellikle Batı ülkelerinde hızlı ekonomik kalkınma ve yaygın bir refah yaratarak adına “şanslı 30 yıl” ya da “muhteşem 30” yıl denen bir süreç yaşanmıştı.
1970’li yıllara gelindiğindeyse ekonomik bahar bitmiş, 1973 petrol krizinin tetiklediği derin bir bunalım yaşanmıştı. Söz konusu bu kriz; klasik liberalizmin kendisine benzeyen ancak çok daha agresif ve serbestlik düşkünü evladı olan neoliberalizmi doğurmuştu.
Yeni ekonomik modelle altın standardı terkedilerek dolar üstü kapalı bir biçimde rezerv para olarak kabul edildi, ayrıca Keynesyen politikalar hızla bir kenara konularak, “laissez faire” (bırakınız yapsınlar) şiarıyla devletlerin mümkün olduğunca karışmadığı ultra liberal uygulamalar baş tacı edildi.
1980’li yıllarla birlikte ABD’de Başkan Reagan’a atfen “Reaganomics” denen politikalar, İngiltere’de Demir Lady Teacher’ın ünlü TINA ( There is not alternative) yani “başka seçenek yok” düsturuyla uyguladığı pür liberal politikalar ve ülkemizde de “Özalizm” denen ve Turgut Özal’ın uygulamalarına damga vuran neoliberalizmle dünyamız, 1989’da “Berlin Duvarı”nın yıkılışı ve 1991’de Sovyet Bloku’nun dağılmasıyla iki kutuplu dünya düzeninin sonuna liberalizmin zafer şarkıları eşliğinde gelmiş oldu.
Tek kutuplu sistemde liberal yakıtla hızlanan dünya ekonomisi, kendi ürünü olan küreselleşme olgusuyla 1990’lar ve 2000’li yıllarda doludizgin koştu, her geçen gün büyüyen finans kapital, otoritesizliğinde etkisiyle devleşmiş, akıl almaz büyüklükteki fonları kontrol eder oldu.
Borsalarda açığa satışlar, çeşitli türev ürünler, fiktif işlemler ile alacak ve borçların defalarca alınıp satılması sonucu adeta sanal biçimde şişen finans sektörü; serbest ya da korunma fonları olarak çevrilebilecek hedge fonlarının hacminin hızla büyümesi ve uzun vadeli konut kredilerine dayalı mortgage ipotek senetlerinin de alınıp satılabilmesi, finansal sistemdeki kırılganlığı giderek artırdı.
Değişken faizli mortgage kredilerini kullanan çok sayıda kişinin borçlarını ödeyememesiyle sistem ciddi bir darboğaza girdi. Bu gelişmeler krizi tetikledi ve 2008 küresel finansal çöküşü yaşandı.
1970’li yıllarda ortaya çıkan 1990’lardan itibaren de küreselleşme olgusuyla ele ele vererek serbest piyasa sloganıyla son sürat ilerleyen neoliberalizm 2008’de duvara tosladı. İronik bir biçimde, enkazı kaldırarak yaraları sarmak hükümetlere düştü ve sistemi tekrar çalıştırabilmek için milyarlarca dolar kamu fonu harcamak gerekti.
O günden bugüne küresel finans sisteminde pek az değişiklik olduğu, yapı büyük ölçüde korunduğu içindir ki, yeni bir çöküşten korkulmakta ve büyük sıfırlamanın gerekliliği ciddi ciddi tartışılmaktadır.
Bütün bu tartışmalar sonucunda, küresel bir otoritenin gözetiminde kurallı ve denetimli yeni bir finans sistemi kurulabilecek mi yoksa tekrarlanacak bir finansal çöküşle kimsenin gülmeyeceği bir ekonomik komedi mi yaşanacak, bekleyip göreceğiz…
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
