“Davos Zirvesi” olarak bilinen Dünya Ekonomik Forumu (WEF) 19-23 Ocak tarihleri arasında İsviçre’nin lüks kayak ve turizm merkezi Davos’ta yapılacak. Forumun 56’ncısını düzenleyeceği zirve, “Diyalog Ruhu” teması etrafında şekillenecek.
Türkiye, son yıllarda zirveye resmi düzeyde katılmıyor. Türk iş dünyası ise zirveye ilgi gösteriyor. Bu yıl da aynı senaryonun tekrar edilmesi bekleniyor. Geçmiş yıllarda medyadan zirveye geniş katılım olurdu. Bu kez Türkiye Forbes, Bloomberght, Gazete Oksijen gibi ekonomi ağırlıklı yayın organlarının zirveye ilgi gösterdikleri görülüyor.
130’a yakın ülkeden yaklaşık 3 bin katılımcıyı bir araya getiren Davos 2026, sektörler, endüstriler, hükümetler ve nesiller arasında çeşitliliği barındırarak, ortak çözümler için gerekli olan geniş perspektifleri sağlıyor. Açık dijital medya deneyimi, canlı yayınlanan oturumlar, kapsamlı medya katılımı ve Açık Forum aracılığıyla topluluk katılımı sayesinde sohbet Davos’un çok ötesine uzanıyor ve küresel izleyiciler de bu sohbete katılıyor
Jeopolitik ve büyüme üzerine yapılacak oturumlarda Davos, tartışmalı normlar, gergin ittifaklar ve aşınan güven ortamında iş birliğinin nasıl yenilenebileceğini ele alacak. Güvenlik, egemenlik ve küresel entegrasyon hakkındaki uzun süredir geçerli olan varsayımlar altüst olurken bile, yeni iş birliği modelleri fırsatların önünü açabilir.
Jeopolitik riskler ve ekonomik belirsizliklerin üstesinden gelmekten inovasyondan yararlanmaya kadar, tartışmalar dayanıklılık, rekabet gücü ve kapsayıcı büyümeyi destekleyen pratik, çözüm odaklı yollara odaklanacak. Bu yollar arasında, üretken yapay zekâ gibi dönüştürücü teknolojilerin sorumlu bir şekilde kullanılması da yer alıyor.
Forum, toplantı öncesinde 2026’ya damgası vurması beklenen küresel tartışma başlıklarını ve beş temel soruyu kamuoyuna duyurdu.
Jeopolitik belirsizliklerin arttığı bir dönemde gerçekleşecek zirveye yönelik ilgi büyürken, Davos’ta ele alınacak başlıkların küresel gündemi doğrudan etkilemesi bekleniyor. WEF’in yayınladığı rapor, siyasetten ekonomiye, teknolojiden çevre politikalarına kadar geniş bir çerçeve sunuyor.
Bölgesel ittifaklar ön plana mı çıkıyor?
Forum, uluslararası sistemin giderek daha rekabetçi ve parçalı bir yapıya büründüğüne dikkat çekiyor. Küresel ölçekte bağlayıcı anlaşmaların zorlaştığı bu tabloda, bölgesel ortaklıkların daha işlevsel çözümler üretip üretemeyeceği tartışmaya açılıyor. Özellikle kritik hammaddeler ve stratejik kaynaklar üzerindeki rekabetin, aynı zamanda yeni iş birliği modellerine kapı aralayıp aralamadığı sorgulanıyor.
Yeni ekonomi ve kadınların artan finansal gücü
WEF’in öne çıkardığı verilerden biri, küresel yatırım dengelerinde yaşanan dönüşüm. 2030’a kadar dünyadaki yatırım yapılabilir servetin yüzde 40’ının kadınların kontrolünde olması bekleniyor. Bu tablo, yalnızca toplumsal eşitlik açısından değil, küresel büyüme potansiyeli bakımından da yeni bir döneme işaret ediyor. Forum, bu değişimi ekonominin henüz tam olarak değerlendirilmemiş bir itici gücü olarak tanımlıyor.
Yapay zekâ çağında sorumlu inovasyon
2026 gündeminin merkezinde yapay zekâ yer alıyor. Forum’a göre, önümüzdeki dönemde asıl sorun teknolojinin kapasitesi değil; ona uyum sağlayacak kültürün, yetkinliklerin ve güven ortamının oluşturulması. Özellikle finansal denetimde kullanılan suptech uygulamaları, düzenleyici kurumların daha şeffaf ve etkin bir yapıya kavuşmasında kilit rol oynayacak. Bunun yanı sıra “net-pozitif yapay zekâ” yaklaşımıyla, teknolojinin enerji tüketen değil, enerji sistemlerini güçlendiren bir unsur haline gelmesi de masaya yatırılacak.
İnsan sermayesi ve yetenek açığı sorunu
Raporda dijital yetenek eksikliğinin sanıldığı gibi bir arz yetersizliği olmadığı vurgulanıyor. Asıl problemin, bireyleri doğru fırsatlarla buluşturamayan yapısal sorunlar olduğu ifade ediliyor. Eğitim sistemlerinin, özellikle üstün yetenekli bireyleri ve yeni nesil araştırmacıları dijital dönüşüme nasıl entegre edeceği Davos’taki önemli tartışma başlıkları arasında yer alacak.
WEF, ekonomik büyümenin artık çevresel sınırlar göz ardı edilerek sürdürülemeyeceğinin altını çiziyor. Su yönetiminde yenilikçi çözümler ve ticarette karbon emisyonlarının fiyatlandırılması, ekonomi ile ekoloji arasındaki dengeyi kurmaya yönelik somut adımlar olarak öne çıkıyor. 2026 ajandasında, refahın gezegenin sağlığıyla birlikte düşünülmesi gerektiği vurgusu güçlü biçimde yer alıyor.
Greenpeace: “İki yüzlülük zirvesi”
Zirveye her yıl olduğu gibi bu yıl da tepkiler yok değil. Bu çerçevede, Greenpeace Orta ve Doğu Avrupa ofisinin (CEE) yayınladığı dikkat çekici yeni bir raporda, “Davos in the Sky” (Gökyüzündeki Davos), bu toplantıların perde arkasındaki korkunç iki yüzlülüğü ve gezegene maliyetini sayılarla ortaya koyuyor. Raporda, “Bu elitler süslü cümlelerle ‘dünyayı kurtarmaktan’ bahsederken, gökyüzünde yaşananlar bambaşka bir hikaye anlatıyor” deniliyor
Rapora göre, 2025 Dünya Ekonomik Forumu haftasında, Davos çevresindeki havalimanlarında tam 709 ek özel jet uçuşu tespit edildi. Bu sayı, Davos’a katılan yaklaşık her dört kişi için bir özel jet uçuşuna denk geliyor.
Veriler, durumun her yıl daha da kötüye gittiğini gösteriyor:
- Özel jet trafiği, bir önceki yıla (2024) göre yüzde 10 artmış.
- 2023 yılına kıyasla ise tam 3 katına çıkmış.
Katılımcı sayısı büyük ölçüde sabit kalırken özel jet kullanımındaki bu artış, zenginlerin Davos’u adeta bir “hava taksi durağına” çevirdiğini gösteriyor. Jetler sadece bir kez gidip gelmiyor; hafta boyunca defalarca inip kalkarak adeta servis hizmeti veriyor.
Bir uçuşta 7 kişinin yıllık emisyonu
Bu lüksün bedeli sadece para değil, gezegenin geleceği. Rapordan çarpıcı bir örnek bunu gözler önüne seriyor: Suudi Arabistan’dan Davos’a yapılan tek bir özel jet uçuşu, atmosfere 42 tondan fazla CO2 salıyor. Bu miktar, ortalama 7 Avrupalının bir yıl boyunca, tüm hayatını sürdürürken ürettiği toplam emisyona eşdeğer.
Bizler market alışverişini, elektrik faturasını, kesilen suları düşünürken; “iklim krizini de çözmek” iddiasıyla toplanan ultra zenginler, sadece bir toplantıya gitmek için bizim ömür boyu üreteceğimizden daha fazla karbonu saatler içinde atmosfere salıyor. Üstelik Greenpeace analizine göre, bu rotaların yüzde 70’i trenle kolayca gidilebilecek mesafede bulunuyor. Yani bu kirlilik bir zorunluluk değil, şımarık bir tercih.
Kirletene ödet, yükümü hafiflet!
Dahası Davos’taki bu tablo sadece münferit bir şımarıklığı ortaya koymuyor. Aksine, Eylül’den bu yana yürüttüğümüz “Kirletene ödet, yükümü hafiflet!” kampanyasında dikkat çektiğimiz sistematik adaletsizliği belirginleştiriyor.
Paylaşılan sarsıcı verilere göre; dünyanın en zengin yüzde 1’i, 2026 yılı için kişi başına düşen adil karbon emisyonu payını henüz yılın ilk 10 gününde tüketti bile!
Biz ayın sonunu getirmeye, doğayı korumaya ve koca bir yılı “hayatta kalarak” geçirmeye çalışırken; kirleten zenginler daha Ocak ayının ortasını bile görmeden gezegenin “kaynaklarından” kendilerine düşen payı bitirdiler. Geriye kalan 355 gün boyunca havaya saldıkları her gram karbonla, sadece bizden değil aynı zamanda gelecekten de çalacaklar.
Dünyanın müşterek varlıklarını, zenginliklerinin “kaynağı” haline getirerek sorumsuzca tüketen, iklimi değiştiren, sosyal adaletsizliği derinleştiren bu aşırı zenginlik, yarattığı tahribatın bedelini ödemiyor.
Bizler en temel ihtiyaçlarımız üzerinden vergilendirilirken, maaşımız daha cebimize girmeden erirken, giderek artan sosyal baskılarla yüzleşirken, onlar lüks jetleri ve devasa karbon ayak izleriyle vergi cennetlerinde yaşamaya devam ediyor.
Onlar gökyüzünde keyif yaparken, bir yeryüzünde yangını söndürmekle uğraşıyoruz.
Davos’taki bu tablo, sadece bir çevre sorunu değil, küresel bir adalet sorunu.Zenginlerin kirlettiği, yoksulların ve orta sınıfın ise hem ekonomik hem de ekolojik bedelini ödediği bu düzen sürdürülemez.Küresel vergi kuralları kirletene bedel ödetecek şekilde yeniden düzenlenmelidir. Birleşmiş Milletler Vergi Sözleşmesi müzakerelerini destekliyoruz ve hükümetlere çağrıda bulunuyoruz: Aşırı zenginliğe ve lüks havacılığa küresel vergi kuralları getirilmeli. Özel jetler, “business class” uçuşlar ve gezegeni ateşe atan lüks tüketim, verdiği zararın bedelini ödemek zorunda.
Greenpeace’in yukarıdaki çarpıcı raporu üzerinde düşünülmeye değer.
Türkiye neden zirvede yok?
22 Ocak 2024 tarihinde bu köşede yayınlanan “Davos Zirvesinin Hatırlattıkları” başlıklı yazımızda belirttiğimiz gibi, “One Minute” krizinden sonra Davos Zirvesi ülkemizdeki eski heyecanını kaybetti. Türkiye’nin gündemi, Zirvede tartışılacak konuların çok uzağında. Greenpeace’in zirveye gösterdiği türden tepkiler de Türkiye’nin çok yabancısı..
O tarihlere yabancı sermayenin Türkiye’ye çekilmesi, daha fazla yatırım yapılması, işbirliğinin güçlendirilmesi çabasında olan AKP, bu tür konuların görüşülebilmesi için üst düzeyde geniş heyetlerle katılarak zirveden yararlanma yoluna giderdi. Çeyrek asırlık AKP iktidarının bu çabaları devam ediyor. Ancak AKP bu tür konuların da görüşülmesi için bir fırsat alanı olan Forum’da Türkiye artık yok. Neden yok bilen var mı, anlayan var mı? Oysa Sayın Cumhurbaşkanımız zirveye katılsa, zirvede tartışılan konulara ilişkin görüşlerini açıklasa, bölgemizdeki kaygı verici gelişmelere dikkat çekse ne güzel olur.
Ne demişler: Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış….
Fotoğraf: weforum.org
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
