İstanbul işgal altında. Sokaklarda yabancı askerler dolaşıyor. Osmanlı İmparatorluğu savaştan yenik çıkmış; başkentte geleceğin ne olacağı bilinmiyor. Anadolu’da ise henüz ne kadar büyüyeceği ve nereye varacağı bilinmeyen bir direniş hareketi filizleniyor.
Böyle bir ortamda, henüz 18 yaşındaki genç bir şair eline kalemi alıyor.
Yıl 1920.
Yazdığı şiirin adı ise oldukça tuhaf:
“Kırk Haramilerin Esiri.”
Bugün Nâzım Hikmet’i düşündüğümüzde aklımıza serbest nazım, alışılmadık dizeler, büyük toplumsal şiirler geliyor. Oysa genç Nâzım’ın ilk şiirleri bambaşka bir biçime sahipti. Hece ölçüsünü, kafiyeyi ve geleneksel şiirin dilini kullanıyordu. Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı da “Kırk Haramilerin Esiri”ni şairin 1919-1925 arasındaki “eski biçimli ilk şiirleri” arasında sayıyor.
Ama biçim geleneksel olsa da şiirin söylediği şey son derece günceldi.
Esir kim?
Şiir karanlık bir ormanda başlıyor.
Bir esir vardır.
Kahraman, gururlu, geçmişi büyük bir esir…
Nâzım onu şöyle anlatır: “Tam altı yüz yirmi yıl bir nur için döğüşmüş” ve sonunda “kâfir eline düşmüştür.” Karşısında ise kırk harami vardır.
Şiiri yalnızca bir hikâye olarak okursanız, ormanda esir edilmiş bir kahramanın başına gelenleri anlatan manzum bir masal görürsünüz.
Ama 1920 İstanbul’unda yazıldığını bildiğiniz anda semboller belirginleşmeye başlar.
Esir memlekettir.
Kırk harami ise onu parçalamaya çalışan güçlerdir.
Şiirin edebiyat araştırmalarında da bu sembolik yapı özellikle vurgulanır. “Esir” ve “haramiler” üzerinden tarih ile o günün gerçekliği bir araya getirilir.
Nâzım elbette henüz Kurtuluş Savaşı’nın nasıl sonuçlanacağını bilmiyordu.
Ama şiirinin sonunda çok önemli bir şey söylüyordu.
Cellat baltasını kaldırıyor
Haramiler esiri bir meydana getiriyor.
Büyük kütükler yakılıyor.
Cellat baltasını kaldırıyor.
Esirin önce bir kolu kesiliyor.
Sonra cellat ikinci kolunu kesmek üzere yeniden baltasını kaldırıyor.
Şiirin gerilimi tam burada yükseliyor.
Çünkü esir artık neredeyse çaresizdir.
Bir ülkenin parçalanmasını bundan daha açık anlatmak mümkün mü?
Ama Nâzım hikâyeyi burada bitirmiyor.
Cellat baltayı yere bırakıyor.
Sonra…
Balta esirin elinde parlıyor.
Şiirin bütün anlamını değiştiren son görüntü bu. Nâzım Hikmet’in şiirindeki hikâye, yenilgiyle değil, esirin yeniden ayağa kalkmasıyla sona eriyor.
Şiiri bugün hâlâ ilginç yapan da tam olarak bu.
Çünkü Nâzım, daha Milli Mücadele’nin sonucunun belli olmadığı bir anda, şiirin içine bir kurtuluş ihtimali yerleştiriyor.
1920’de Nâzım
Bu şiiri Nâzım’ın hayatından koparıp okumamak gerekiyor.
İstanbul’un işgali Mart 1920’de resmileşmişti. Genç Nâzım bu dönemde işgale karşı şiirler yazıyor, arkadaşlarıyla ülkenin nasıl kurtulabileceğini tartışıyordu.
“Kırk Haramilerin Esiri” 21 Ağustos 1920’de Alemdar gazetesinde çıktı. Bu tarih önemli çünkü 10 gün önce Sevr Antlaşması imzalanmış. Yani bu şiir Sevr’e bir tepki aslında.
Soyut bir vatan sevgisi şiiri değil, İstanbul işgal edilmişken yazılmış ve Nâzım henüz Ankara’ya gitmemiş.
Fakat çok geçmeden şiirdeki “esir”in kaderini gerçek hayatta değiştirmeye çalışan insanların arasına kendisi de katılır.
1921’in başında Vâlâ Nureddin ile birlikte Milli Mücadele’ye katılmak üzere İstanbul’dan ayrılır. İnebolu üzerinden Anadolu’ya geçer ve Ankara’ya ulaşır.
Dolayısıyla “Kırk Haramilerin Esiri”, Nâzım’ın Milli Mücadele’ye katılmasından önce yazdığı bir şiir olmakla birlikte, onun Anadolu’ya yönelişinin edebi habercilerinden biri olarak da okunabilir.
Başka bir Nâzım
Burada şiirin edebi tarafı da önemli. Bugünkü Nâzım Hikmet’i bilen bir okur, “Kırk Haramilerin Esiri”ni okuduğunda şaşırabilir. Çünkü şiirin dili ağır, ölçüsü belirgin, kafiyesi düzenlidir.
Hatta şiirin kuruluşunda bir manzum hikâye havası vardır: önce kahraman tanıtılır, ardından haramiler gelir, olay gelişir ve sonunda beklenmedik bir dönüş yaşanır. Türk Dili üzerine yayımlanan akademik bir çalışmada da şiirin bu sergileme–olay–sonuç yapısına dikkat çekiliyor.
Bu nedenle şiiri yalnızca “Nâzım’ın gençlik döneminden kalma milliyetçi bir şiir” diye nitelemek de eksik olur.
Daha doğru olan, bunun Nâzım Hikmet’in şair olarak kendi sesini aradığı dönemin önemli şiirlerinden biri olduğunu söylemek.
Türk Dil Kurumu’nda yayımlanan Baki Asiltürk imzalı çalışmaya göre, İstanbul’un işgali üzerine yazdığı şiirlerde Nâzım’ın dili giderek itirazcı ve direnişçi bir nitelik kazanıyordu. “Kırk Haramilerin Esiri” de bu değişimin önemli örneklerinden biriydi.
Yani serbest nazımlı büyük Nâzım’ın habercisini, burada görmek mümkün.
Mustafa Kemal’e okundu
Şiirin hikâyesindeki en ilginç bölüm belki de bundan yıllar sonra yaşanan bir olay.
İsmail Habib Sevük’ün anılarında anlattığına göre, 1923’te Tarsus’ta bulunduğu sırada Mustafa Kemal’in yanında şiirler okunur.
Sevük, cebindeki küçük defterden Nâzım Hikmet’in “Kırk Haramilerin Esiri” şiirini seçer.
Okumaya başlar.
Mustafa Kemal dikkatle dinler.
Şiir biter.
Ve Sevük’ün anlatımına göre Mustafa Kemal uzun süre sessizce dalıp gider. Sevük, yıllar sonra bu anı aktarırken, şiirdeki esiri parçalanmakta olan vatanla ilişkilendirir ve Mustafa Kemal’in zihninden nelerin geçmiş olabileceğini düşünür.
İlgili yazılar:
Kaynaklar
- Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı, “Yapıtları” — Kırk Haramilerin Esirinin 1919-1925 arasındaki eski biçimli ilk şiirler arasında yer aldığına ilişkin kaynak.
- Nâzım’ın Hikâyesi, “İşgal Altında İstanbul” — şiirin 1920’de İstanbul’da yazılması, Alemdarda yayımlanması ve Nâzım’ın Milli Mücadele’ye katılmak üzere Anadolu’ya geçişi hakkında bilgiler.
- Nâzım Hikmet Kültür Merkezi, “Bir mirasın izinde, bir kopuşun peşinde: 21. yüzyılda Nâzım’ın Manzaraları” — 21 Ağustos 1920 Alemdar yayını ve şiirin tarihsel bağlamı.
- Baki Asiltürk, Türk Dil Kurumu, “Nâzım Hikmet’te Şiir Dilinin Ögeleri Olarak Mecazlaşma Yolları” — şiirin Nâzım’ın işgal dönemindeki itirazcı ve direnişçi şiirleri arasındaki yeri.
- Türk Dili ve Edebiyatı, “Nâzım Hikmet Ran – Edebi Kişiliği ve Özellikleri” — şiirin yapısı, “esir” ve “haramiler” sembolleri ve son dizedeki dramatik dönüş üzerine değerlendirmeler.
- İsmail Habib Sevük, Atatürk’le Beraber — Tarsus’ta Mustafa Kemal’in yanında Kırk Haramilerin Esirinin okunmasına ilişkin hatıra. Eserin tanıtımında bu anekdot da aktarılıyor.
- Nâzım Hikmet, Bütün Şiirleri — şiirin farklı baskıları ve ilk yayımlanışına ilişkin bibliyografik bilgiler.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
