Dreyfus davası 2.0-Mehmet Ali Güller (Cumhuriyet)
“Üç gündür Silivri’deki “casusluk kumpası” davasını izliyorum. Dün, MİT’ten casusluk faaliyeti olup olmadığının sorulması üzerinden duruşma 6 Temmuz’a ertelendi. 7 aydır sormadılar, 7 aydır insanları içeride tuttular, şimdi soruyorlar! Neden? Mesele zamanı uzatıp Tele1’e çökme operasyonunu tamamlamaktı çünkü…
ddianamesi, şimdiye kadar gördüğüm en zayıf dava. FETÖ’cüler Ergenekon/ Balyoz kumpaslarında en azından belge uyduruyorlardı. Bu iddianamede o bile yok.
İddianamenin özeti şu: Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve Merdan Yanardağ bir casusluk örgütüymüş, Hüseyin Gün de amirleriymiş. Üç isim Hüseyin Gün’ün talimatıyla casusluk faaliyeti yapmışlar. İBB’nin verilerini çalıp kullanmışlar ve 2019 seçimini manipüle etmişler!
Necati Özkan’a göre iddianamenin amacı şu: “Ekrem İmamoğlu’nu biraz daha içeride tutabilmek ve Merdan Yanardağ’ın televizyonuna çökebilmek.”
Kanun ne diyor? Casusluk fiili için bir kere ele geçirilmiş bir devlet sırrı gerekli, bu sırrın bir yabancı istihbarat örgütüne/devletine verilmesi gerekli. Peki iddianamede casusluk faaliyetinden yararlanmış bir yabancı devlet ya da yabancı istihbarat örgütü var mı? Yok. Peki devlet sırrı niteliği taşıyan bir veri var mı? Yok.
Hiçbiri olmadığı için savcılar iddianamede Almanların 60 yıl önce kullanımdan kaldırdığı “mozaik sır” tezine sarılmışlar. Buna göre ortada bir yabancı devlet/ istihbarat örgütü olmasa da ortada bir devlet sırrı olmasa da ortada casuslar olmasa da bir faaliyet casusluk faaliyeti olabilirmiş!
Şaka değil, iddianamede aynen şöyle deniyor: “Gizli olan bilginin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin zararına, yabancı bir devlet yararına temin edilmesi ya da açıklanması gerekmekte ise de casus ile casusluğu talep eden arasında, bu bilgi ve belgelerin karşı tarafa aktarılmasına yönelik bir anlaşmanın bulunması şart değildir.”
Gelelim devlet sırrına… O devlet sırrı iddinameye göre “çok sayıda İBB verisi”ymiş ve bunlar ele geçirilip darkweb’e yüklenmiş. Uzman mütalaası, hâkimin istediği bilirkişi raporu ve Emniyet Terörle Mücadele raporu ortaya koydu ki o İBB verileri, gerçekte toplam 17 adet ibb.gov.tr uzantılı e-posta.
Evet, sadece 17 eposta! Ancak dahası da var. Raporlara göre 17 e-postanın sadece ikisi gerçek ve kullanımda, diğerleri pasif. Bitmedi. Bu e-postalar raporlara göre darkweb’e 2019’dan önce ve üstelik farklı yıllarda yüklenmiş. Dahası İBB’den değil, o İBB hesaplarını kullananların alışveriş gibi nedenlerle girdikleri sitelerden ele geçirilmiş. Farklı yıllarda darkweb’e düşmesinin nedeni de bu.”
Özkan Yalım’ın hatırlattığı gazeteci James Risen-Aytunç Erkin (Nefes)
“ABD’nin etkili gazetelerinden New York Times Gazetesi’nde uzun yıllar ulusal güvenlik konusunda muhabirlik yapan Pulitzer ödüllü gazeteci. 2006 yılında yayınlanan “Harp Hali: CIA ve Bush Yönetiminin Gizli Tarihi” başlıklı kitabında James Risen, devletin kirli ilişkilerini anlatır. The Intercept için kaleme aldığı uzun bir yazıda New York Times editörlerinin hükümet yetkililerine nasıl boyun eğdiklerini ve haberlerini yayınlamamaya nasıl karar verdiklerini anlatmıştı. Risen’ın yazısında anlattığı ilginç bir ayrıntı da şöyle: Bir gün Risen’la konuşan üst düzey bir CIA yetkilisi şunları söylemiş: “Benim için gizli bir operasyona onay verme kararı için ölçek şudur: Bu New York Times’ın birinci sayfasında nasıl gözükür? Eğer kötü gözükecekse, yapma!” Ya da… “Bu gazetenin birinci sayfasında nasıl gözükür? Eğer iyi gözükecekse, yap!” diye okursak… Yıllardır birinci sayfalara bakıyoruz, takip ediyoruz… Ancak… Türkiye’de uzun zamandır medyanın bir bölümü kendisini iktidarın ya da muhalefetin yerine koyup, karar veriyor, ‘kraldan çok kralcı’ oluyor…
Dün… Uşak eski Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın “ek ifadesini” okuduk. Yalım, 2018’de bir komisyon gezisinden bahsetti ve bazı isimler verdi. Verdiği isimlerden bazılarıyla ilgili “otel-oda-viski” denklemi kurdu. Ki bu “bilgilerin” dosyayla ilgisi yok. Ama anlattı Yalım ve bunu da biz çarşaf çarşaf her yerde gördük! Sonra o kadınlardan ikisi sert bir açıklama yaptı ve yalanladı. Garip değil mi? “Özel hayatın” bu soruşturmayla ne ilgisi var? İfadede neden o kadınların ismi geçiyor?”
“Ne çok yalan ne çok “itibar” ne çok ayrıcalık sığabiliyor “terör” başlığının altına…
Bu ülkede “terör” başlığının sürekli yaşayıp gitmesini ısrarla isteyenlere, kötücüllüğü, yıkıcılığı ısrarla besleyenlere yakından bakın… Orada mutlaka ayrıcalıklarla karşılaşacaksınız…
Basın piyasasında da biraz zaman geçirdiğinizde, “terör örgütlerinin listesindeyim” sözlerini duymaya başlarsınız.
Her iktidar döneminde aynı ya da birbirine benzer profildeki “gazeteciler” bir biçimde nasıl oluyorsa terör örgütlerinin “hedef” listesine girmiştir.
Merak edip araştırırsınız…
Uğur Mumcu gibi mafyanın, tarikatların, radikallerin hedefi haline gelebilecek araştırma dosyalarına mı imza atmış, Hrant Dink gibi derin devletin içindeki klikleri harekete geçirebilecek yazılar mı kaleme almış, Musa Anter gibi JİTEM’in hedefi olabilecek bir toplumsal rol mü üstlenmiş…
Hiçbirini bulamazsınız…
Bunları bırakın iki tane özel, iki tane ses getiren haberini bile bulamazsınız…
Ama yöntem basittir.
Bir merkezden, bir yerlerden iki tane saçma elektronik posta attırırsınız, birilerine bir mektup postalatırsınız…
Yeni dönemde daha da kolay…
Ne olduğu belli olmayan birkaç hesaptan birkaç “görüşürüz” mesajı attırmanız yeterli.
Hemen İçişleri’nin, emniyetin kapısı çalınır. Birkaç hatırlı siyasetçi aratılır…
Bu gazeteciler ayrıcalıklı alanlarda haber takibi yapmayı, silah bulundurmayı, korumayla gezmeyi çok severler.
Asıl tehdit altında olabilecek gazeteciler işe otobüsle, yürüyerek gidip gelirken çakarlı araçlar, korumalarla hareket ederler.
Gencecik gazeteciler işkenceleri, yolsuzlukları, mafyayı, çeteleri yazar ve saklanmadan hayatına devam ederken bunlar suya sabuna dokunmadan ama çok da mühim şahsiyetlermiş gibi sürekli kollanırlar.
Gerçek gazeteciler haberleriyle davaların, soruşturmaların hedefi haline gelip, üzerine bir de tehdit edilirlerken bu ayrıcalıklı kesim sadece iktidarın söylediklerini yazmakla yetinip, bir de ne büyük mücadeleler verdiklerini anlatırlar.
“Terör örgütlerinin listesindeyim” ifadeleri, ayrıcalıklı bir kesimin tarihi yalanıdır.”
Metallica konseri hakkında bilinmeyenler-Burhan Şeşen (BirGün)
“Sanatçı ve müzikseverleri aynı ortamda buluşturan konserlerin tadı bir başkadır. Binlerce konser verdim, yüzlerce konsere de izleyici olarak katıldım. Her birinin heyecanı başkadır. Sahneye çıkmanın da salonda ya da Açıkhava’da sevdiğim bir sanatçı ya da grubu izlemenin de. Unutamadığım konserler arasında Joan Baez, Leonard Cohen ve Nick Cave ilk 3 sırayı alır. Baez’in tek gitarıyla tüm şarkılarını beş bin kişilik bir koroyla söylemesi, Cohen’in fötr şapkasıyla seyirciyi ve müzisyenlerini selamlaması, Cave’in ise inanılmaz karizmasıyla gözleri kapalı bizleri adeta mistik bir aleme götürmesini hiç unutmadım. Son dönemlerde ne yazık ki böyle konserleri izleyemez olduk.
Hem Türk Lirası’nın euro ve dolar karşısındaki değer kaybı, hem lojistik hizmetlerin ülkemizde çok yüksek fiyatlara çıkması hem de siyasi nedenlerden dolayı sevdiğimiz sanatçıların konserleri artık hayal oldu.
En son Metallica konseri de bu saydığım nedenlerden dolayı ne yazık ki iptal oldu.
2 Mayıs’ta İstanbul’un önemli stadyumlarından birinde yapılması düşünülen konsere ilk darbe stadyum kirasından geldi. Tüpraş ve Rams Park’ın kirası 600.000 euro. Yaklaşık 32 milyon lira. Ayrıca Avrupa Birliği ülkelerinden tırlar ücretsiz geçerken, 70 tırla Türkiye’ye gelmesi beklenen Metallica’ya tır başına 3.750 euro gümrük masrafı çıkmış. Bu da Türk lirasına çevirince konseri yapacak organizatöre yaklaşık 9.5 milyon liralık bir maliyet demek.
Buna bir de yüzde 20’lik KDV ve yüzde 10’luk eğlence vergisini ekleyince, bu masraflar biletlere yansıyınca da ortaya Avrupa ve Dünya bilet standartlarının çok üstünde bir bilet ücreti çıkmış.
Ayrıca böyle büyük konserlerin olmazsa olmazları sponsorlar. Ama Türkiye’de ne bir alkol firmasının bu konsere sponsor olması söz konusu ne de konserlerde de olsa stadyumlarda alkol satılması. Atina’daki konser kirası 75.000 euro, İstanbul’da tam sekiz katı, 600.000 euro. Avrupa Birliği ülkelerinde tırların geçiş ücreti için herhangi bir ücret söz konusu değilken Türkiye’ye girişte 262.500 euro.
Böylesine büyük bir organizasyona girişecek bir organizatör daha işin başında 800.000-900.000 euroluk bir ek maliyetle karşı karşıya.
Bu ek masrafların bilet fiyatlarına yansıması ise fazladan 600 lira demek.”
Çiftçinin ürettiği ürünün fiyatını kim belirliyor?-Ali Ekber Yıldırım (ekonomim.com)
“Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu (IFAP)’nun kararı ile 1984 yılından buyana, 14 Mayıs “Dünya Çiftçiler Günü” olarak kutlanıyor. Denilebilir ki çiftçinin kutlama yapacak hali mi kaldı? Kutlamadan öte, çiftçiliğe dikkat çekmek, sorunları, başarı hikayelerini dile getirmek için önemli bir fırsat.
Bu yıl, Dünya Çiftçiler Günü kapsamında bir haftadır çok farklı etkinlikler yapılıyor. O etkinliklerden birisi de 12 Mayıs’ta Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Külliye’sinde yapıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan burada çiftçilerle buluşmasında, Dünya Bankası destekli “Türkiye Tarım ve Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah İçin Dönüşüm Projesi” ni açıkladı. Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu tarafından yürütülecek proje kapsamında Dünya Bankası finansmanı ile girişimcilere yapacakları yatırımın yüzde 80’nine kadar 2 yıl ödemesiz 7 yıla kadar vade ile finansman desteği sağlanacak. Proje kapsamında 10 yılda toplamda 5,3 milyar dolarlık finansman sağlanacak. Proje büyüklüğüne göre 10 milyon dolara kadar finansman desteği sağlanabilecek. Bu projenin 2026 yılında 750 milyon dolar ile başlaması öngörülüyor. Projenin uygulanması ile tarım ürünlerinin işlenmesi, paketlenmesi ve daha kolay pazarlanması hedefl eniyor. Ayrıca, 10 yılda 250 bin kişiye istihdam sağlanması amaçlanıyor.
İzmir Tire’de Dünya Çiftçiler Günü İzmir Tire’de 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü etkinliği daha erken, 8 Mayıs’ta yapıldı. Yaptığı tarım zirveleri ile bilinen Tarım 4.0 Teknoloji Etki Derneği tarafından Tire’de, Türkiye İş Bankası ana sponsorluğunda kapsamlı bir organizasyon gerçekleştirildi. Sektör paydaşları, uzmanlar, çiftçiler, tüketiciler yoğun ilgi gösterdi.
Tire, hem bitkisel üretim hem de hayvancılıkta çok önemli üretim merkezlerimizden birisi. Tire Belediyesi Kent Müzesi’ndeki etkinliğin açılışında Tarım 4.0 Teknoloji Etki Derneği Başkanı Sumer Tömek Bayındır, Türkiye İş Bankası Tarım Bankacılığı Pazarlama Bölüm Müdürü Umut Yiğit, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarım Dairesi Başkanı Bülent Üngür, Tire Belediye Başkanı Hayati Okuroğlu, Tire Süt Kooperatifi Başkanı Osman Öztürk, Tire İlçe Tarım ve Orman Müdürü Eda Özden hem Tire’nin tarımsal potansiyeli hem de ülke tarımı hakkında bilgiler verdi. Ekonomi Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ın yönettiği “Tarıma Yatırım Yapmak” başlıklı panel, etkinliğin sunucusu Umut Özdil’in gençlerle sohbeti gelecek açısından umut vericiydi.
Tarım piyasalarında ürün fiyatlarını kim belirliyor?
Etkinlik kapsamında “Tarım Piyasalarında Ürün Fiyatlarını Kim Belirliyor?” başlıklı panelde hem bitkisel üretimde, ağırlıklı olarak yaş sebze meyve fiyatları ile hayvansal üretimde de çiğ süt fiyatlarının belirlenmesi konusu ele alındı. Moderatörlüğünü yaptığım panelde, Menemen Doğaköy’de aile çiftçiliği yapan Aslı Turan: “ Atalarımızın bize miras bıraktığı topraklarda üretmek için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. Üretim yapıyoruz. Hayallerimiz böyle değildi. Daha farklı hayallerde olmak istiyordum ama hayat bizi böyle bir çiftçiliğe sürükledi”dedi.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
