A Milli Kadın Voleybol Takımı, FIVB Milletler Ligi çeyrek finalinde Kanada’yı yenerek bir kez daha adını yarı finale yazdırdı.
Çin’in Makao şehrinde oynanan karşılaşmada 76 dakika süren mücadele sonunda Milli Takım rakibini 3-1’le geçti. Filenin Sultanları yarı finalde Çin’le karşılaşacak.
Son yıllarda Avrupa Şampiyonluğu, Milletler Ligi şampiyonluğu ve dünya sıralamasındaki zirve mücadelesiyle dikkat çeken Filenin Sultanları için artık büyük turnuvalarda madalya mücadelesi vermek olağan hale geldi.
Peki herkesi gururlandıran bu başarı yalnızca yetenekli oyuncuların eseri mi? Yoksa Türkiye’nin yaklaşık 30 yıldır adım adım inşa ettiği bir voleybol sisteminin doğal sonucu mu?
Uzmanlara göre bugünkü tablo, tesadüf değil; kulüplerden altyapıya, yabancı antrenörlerden spor bilimine kadar uzanan uzun soluklu bir yatırımın ürünü.
Türkiye’nin en büyük avantajı, Sultanlar Ligi’nin dünyanın en kaliteli kadın voleybol liglerinden biri haline gelmesi.
VakıfBank, Fenerbahçe Medicana ve Eczacıbaşı Dynavit uzun yıllardır Avrupa’nın en güçlü kulüpleri arasında yer alıyor. Türk Hava Yolları, Galatasaray Daikin ve diğer kulüpler de rekabet seviyesini sürekli yukarı çekiyor.
Bu sayede milli takım oyuncuları yıl boyunca dünyanın en üst düzey maç temposunda oynuyor.
Türkiye ligi yalnızca güçlü kulüplere değil, dünyanın en büyük voleybol yıldızlarına da ev sahipliği yaptı.
Son yıllarda Tijana Bošković, Gabi Guimarães, Zhu Ting, Kim Yeon-koung ve Melissa Vargas gibi dünya voleybolunun en önemli isimleri Türk kulüplerinin formasını giydi.
Türk oyuncular bu yıldızlarla aynı takımda antrenman yaparak ve aynı hedefler için mücadele ederek uluslararası seviyeye çok daha hızlı ulaştı.
Filenin Sultanları’nın bugünkü kadrosuna bakıldığında oyuncuların büyük bölümünün yıllar boyunca altyapı milli takımlarında birlikte oynadığı görülüyor.
17 Yaş Altı, 19 Yaş Altı ve 21 Yaş Altı milli takımlarında kazanılan uluslararası tecrübeler, A Milli Takım’a geçişi kolaylaştırıyor.
Federasyonun son yıllarda altyapıya yaptığı yatırımlar sayesinde Türkiye, yalnızca bugünün değil, geleceğin oyuncularını da yetiştiriyor.
Türk kulüpleri son 15 yılda CEV Şampiyonlar Ligi, Dünya Kulüpler Şampiyonası ve diğer Avrupa kupalarında sayısız şampiyonluk elde etti.
Bu başarılar sayesinde milli takım oyuncuları daha A Milli Takım formasını giymeden önce büyük finallerin baskısını yaşamış oluyor.
Uluslararası deneyim, milli takım performansına doğrudan yansıyor.
Türk voleybolunun yükselişinde yabancı teknik adamların da önemli payı bulunuyor.
Giovanni Guidetti ve Daniele Santarelli gibi dünyanın en başarılı antrenörleri yalnızca kupa kazandırmakla kalmadı; modern voleybol anlayışını ve profesyonel çalışma kültürünü de Türk voleyboluna taşıdı.
Yerli antrenörler de bu bilgi birikiminden önemli ölçüde yararlandı.
Bugünkü milli takımın en büyük avantajlarından biri tek bir oyuncuya bağlı olmaması.
Melissa Vargas, Zehra Güneş, Ebrar Karakurt, Hande Baladın, Cansu Özbay, İlkin Aydın ve diğer isimler farklı maçlarda sorumluluk alabiliyor.
Kadronun genişliği, sakatlık veya form düşüklüğü gibi durumlarda bile takımın rekabet gücünü korumasını sağlıyor.
Modern voleybolda başarı yalnızca teknik beceriyle gelmiyor.
Türkiye Voleybol Federasyonu ve kulüpler performans analizi, veri teknolojileri, beslenme, psikolojik destek ve kondisyon çalışmalarına büyük yatırım yapıyor.
Oyuncular sezon boyunca bilimsel yöntemlerle takip ediliyor ve fiziksel yükleri ayrıntılı biçimde planlanıyor.
Belki de en önemli dönüşüm zihniyet alanında yaşandı.
Bir dönem büyük turnuvalarda çeyrek finale kalmak başarı sayılırken, bugün hedef doğrudan şampiyonluk.
Oyuncular artık Brezilya, İtalya, ABD veya Sırbistan karşısına “acaba kazanabilir miyiz?” düşüncesiyle değil, “nasıl kazanırız?” anlayışıyla çıkıyor.
Bu öz güven, son yıllardaki başarıların en önemli unsurlarından biri olarak görülüyor.
Kanada karşısında alınan galibiyet tek başına bir sürpriz değil. Asıl dikkat çekici olan, Filenin Sultanları’nın artık büyük turnuvalarda yarı finale yükselmesini olağan hale getirmesi.
Bugün Türkiye kadın voleybolunda yalnızca başarılı bir jenerasyona sahip değil; sürekli yeni oyuncular üreten, güçlü kulüpleriyle uluslararası rekabeti besleyen ve altyapısıyla geleceği planlayan bir sisteme sahip.
Bu nedenle uzmanlar, Filenin Sultanları’nın başarısını geçici bir yükseliş değil, dünya voleybolunda kalıcı bir güç haline gelme sürecinin doğal sonucu olarak değerlendiriyor.
Fotoğraf: tvf.org.tr
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
