Pazartesi, 17 Ağu 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 23 Temmuz 2026 18:59
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Kılıçdaroğlu seçmeni “arınma” vaadine uzak-Aytunç Erkin (Nefes)

“CHP’nin etkili isimlerinden Hurşit Güneş’le 9 Temmuz’da NEFES’te yayımlanan röportajımda “arınma” konusunu konuşmuş ve şu soruyu yöneltmiştim:

Kemal Bey ve arkadaşları diyor ki “Biz arınacağız”, Özgür Bey ve arkadaşları da diyor ki “Siz siyasi bir operasyon üzerinden arınma diyorsunuz, iktidarın ekmeğine yağ sürüyorsunuz”. Buradan nasıl bir uzlaşma çıkacak? Ya da çıkabilir?

Hurşit Güneş de şu yanıtı vermişti:

Arınma meselesi bir siyasi partinin ana hedefi değildir. Bir partinin içinde gerçekten yanlış işlere bulaşmış kişiler varsa bunlar parti içi disiplinin meseleleridir. İkincisi; CHP’de yanlışa bulaşmış olanlar varsa, ki yargı kimi kongrelerde bazı delegelerin yanlış işlere bulaştığını gösteriyor. Aldım verdim diyenler var. Bunlar CHP’nin 2027 ya da 2028 seçimleriyle ilgili ana hedefi olamaz. CHP’nin, halkımızın içinde bulunduğu sorunlarla ilgili çözüm üretmek ve bunları topluma sunmak yükümlülüğü var. Birtakım yanlış işler olmuşsa bunlar 4 Kasım kurultayının sonrasında mı oldu? Bunlar çok daha öncelerinde ortaya çıkmışsa bu vebalin altına geçmiş yönetimler de girer.

Hurşit Güneş’in “arınma” üzerine yaptığı tespit dikkat çekiciydi: “Arınma meselesi bir siyasi partinin ana hedefi değildir.”

Neden Güneş’i hatırlattım?

Anlatayım:

Dün bu köşede AREA Araştırma’nın 11- 15 Temmuz 2026 tarihleri arasında 81 ilin tamamında kır-kent ayrımı gözetilerek toplam 183 ilçede 18 yaş ve üzeri toplam 2 bin 30 kişiyle yaptığı anketi sizlerle paylaşmıştım. Bugün de anketin “arınma” soruları üzerinden tartışmak istiyorum.

Soru şu:

“CHP Genel Başkanlığına dönen Kemal Kılıçdaroğlu’nun, yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarına karşı ahlak vurgusuyla partiyi arındırma vaadini nasıl karşılıyorsunuz?”

İlk önce seçmenin genel eğiliminin verdiği yanıtlar…

Yüzde 61.3’ü bu vaadi olumsuz, yüzde 29.4’ü de olumlu bulduğunu söylemiş. Buraya kadar genel eğilim böyle.

Peki CHP’ye ve Özgür Özel’in kurulacak yeni partisine oy verecek seçmen ne diyor?

Kılıçdaroğlu’nun başında olduğu CHP kitlesinin yüzde 78.1’i “yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarına karşı ahlak vurgusuyla partiyi arındırma vaadine” olumsuz yaklaştığını söylemiş. İşte bugün Kemal Kılıçdaroğlu’nun ikna etmesi gereken kendi seçmeni! Çünkü o seçmenin yüzde 78’.1’i “Arınma ana siyaset olamaz” diyor. Peki Özgür Özel’e oy vereceğini söyleyen seçmen ne diyor? Yüzde 96.3’ü bu vaade “olumsuz” bakıyor! O zaman Özel ve arkadaşlarının yapması gereken toplumu iktidar olacaklarına ikna etmek. Yani program… Yani “Biz Erdoğan’dan daha iyi yönetiriz” cümlesini teoriden pratiğe geçirmek. Tabii ki bir parti “yolsuzluk ve usulsüzlükle” anılmamalı ama Hurşit Güneş’in de dediği gibi bu ana hedef mi? Yoksa “iktidar” olmak mı?”

Özel’e iktidarı vermek ya da vermemek!-Mustafa Balbay (Cumhuriyet)

“Ana muhalefet lideri Özgür Özel’in önceki günkü grup konuşmasında ayrıca yazı konusu yapılabilecek pek çok değerlendirme vardı. Bunlardan biri Özel’e Türkiye’nin ikinci büyük partisinin genel başkanı kimliğiyle yetinmesi, daha ötesini zorlamaması için yapılan dokundurmalardı!

Özel konuşmasında bu konuya ayrı bir bölüm ayırdı. Ankara’da durmasının, genel merkezin dışına pek çıkmamasının daha “doğru” olacağı kendisine iletilmiş. Halk diliyle söylemek gerekirse, “Sana uygun görülene razı ol, yoksa senin için de iyi olmaz” denmiş.

Dillendirilmemesi gerektiğini düşündüğümüz kimi fısıltı gazetesi manşetleri şöyle:

– Bunlar iktidardan gitmez.

– Yüzde kaç oy alırlarsa alsınlar iktidarı devretmezler.

– Artık devlet oldular, iktidarı başka bir partinin alması mümkün değil! Bunların dillendirilmesinin demokrasi açısından uygun olmadığını bir kez daha vurgulayalım. Çünkü sandığa olan güveni zayıflatır. Seçmenin en azından bir bölümü, “Ne olursa olsun iktidar değişmeyecekse niye sandığa gideyim” diye düşünebilir!

Özgür Özel’in bu hassas konuyu, “iktidar iktidar” seslerinin yükseldiği grup toplantısında dile getirmesi üzerine biz de hem tarihsel süreç içinde hem de güncel gelişmeler ışığında işleyelim diye düşündük…

23 Mart 2025’te Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasından sonra iktidar şöyle düşündü:

CHP’yi yolsuzluklarla anılan bir parti yaparız. Hem İmamoğlu’nu hem Özel’i aşağı çekeriz.

Öyle olmadı. CHP, bir yılı aşkın süredir hemen hemen bütün anketlerde birinci parti olarak yerini aldı. İşte bu süreçte, “Özgür Özel’e iktidarı vermezler” mesajı inişli çıkışlı kamuoyuna verildi.

CHP’nin “birinciliği” devam edince butlan devreye sokuldu. Konunun bu yanını iki aydır işliyoruz, işlemeye de devam edeceğiz.

Konuyu dağıtmayalım, soralım:

– Yargı darbeleri ya da askeri darbeler sürecinde siyasete yön verme girişimleri nasıl sonuçlandı?

Önce yanıtı verelim:

Hep ters tepti!”

Ahbap soruşturmasında yeni sorular gündemde-Timur Soykan (BirGün)

“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Ahbap Derneği’ne yönelik yürüttüğü soruşturmada kritik gelişmeler yaşanıyor. Düzenlenen üç ayrı operasyon kapsamında tutuklu sayısı 28’e yükselirken, soruşturmanın seyri yeni ifadelerle yeni bir aşamaya geçti.

Soruşturma çerçevesinde dün spiker Ece Üner, sunucu Öykü Serter, gazeteci Fatih Portakal, avukat Feyza Altun ve Ahbap grubunun solisti Gökhan Özoğuz “bilgi sahibi” sıfatıyla ifade vermek üzere Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne götürüldü. Dosyada şüpheli konumunda yer almayan bu isimlerin, derneğin 2023 yılındaki yardım faaliyetlerine ilişkin bilgi ve gözlemlerine başvurulduğu öğrenildi.

Operasyon derinleşerek sürerken, sürece dair cevabını bekleyen şu kritik sorular ön plana çıktı:

Haluk Levent, Ahbap’ın parasını şahsi hesaplarına aktardı mı?

Levent Ahbap Derneği’ne borçlu olduğunu itiraf ediyor. Levent’in ifadelerindeki iddiasına göre; Ahbap’a son olarak 80 milyon TL borcu var. Bunu kapatmak için Çerkezköy’de 20 daire satın alınacağını söylüyor ve bu sitenin sahibi Sarallar. “Bu daireleri Ahbap’a devrederek borcumu kapatacaktım ama o sırada gözaltına alındım” diyor. Belli ki; bu daireleri de şahsi borç olarak alıyor. Üstelik Ahbap’ın çek ve senetlerini teminat olarak kullandığını da itiraf ediyor. Yani şahsi borçlarında Ahbap’ı kendisine kefil yapmış. Zaten iflah olmaz bir kumar bağımlısı olduğunu itiraf ediyor. Ayrıca milyarlarca lira borçlanmış biri ve Ahbap’a bu borçların da ödemesi imkansız görünüyor.

Levent, bağışla kumar oynadı mı?

Bu konuda henüz kesin tespit yok. Deprem bağışlarından 1 TL bile harcamadığını savunuyor. Levent, depremler sırasında toplanan 4 milyar 300 milyon TL’lik bağışları ihtiyaç sahipleri ve depremden sonraki projeler için harcandığını savunuyor. Bu paraların çok büyük kısmının AFAD’a, valiliklere, kaymakamlıklara aktarıldığını ve hepsinin kaydının olduğunu öne sürüyor.

Hesap incelemelerinde Levent’in Ahbap Yönetim Kurulu üyesi Alper Çelik’in hesapları üzerinden 6 bin işlemde 190 milyon 270 bin TL bahis kuponu kaydedilmişti. Alper Çelik, bu bahisleri Haluk Levent’in oynadığını söyledi. Haluk Levent’e bu paraların derneğe ait olup olmadığını sorduğunu anlatan Çelik, “Bana kesinlikle dernekten para alıp kumar oynamadığını söyledi” dedi.

Mayıs 2024’e kadar Ahbap’ın saymanı olan ve dün tutuklanan Avukat Hüseyin Küçük de deprem sürecinde yapılan yardımların yüzde 85-90 civarında devlet yetkililerine teslim edildiğini söylüyor. Hüseyin Küçük’ün anlatımlarına göre; bu dönemde alımların tüm piyasa rayiçlerinin altında olduğu ve deprem bölgesine ulaştırıldığına dair denetim raporları var. 2025 yılına kadar İstanbul Valiliği ve İçişleri Bakanlığı denetimlerinde Ahbap hesaplarında bir problem tespit edilmemiş. Şimdi Ahbap hesapları tekrar incelenecek. Deprem bağışlarının suistimal edilip edilmediği ortaya çıkacak. Zaten Haluk Levent’in 2024 yılından sonra da olsa Ahbap çek ve senetlerini kullanması, Ahbap kasasından borç alması çok ciddi bir suistimal.

Haluk Levent nasıl battı?

Hem mektuplarında hem de ifadelerinde kumar bağımlılığını anlatıyor. 2023 depremlerine kadar kumardan uzak durduğunu savunuyor. Depremden sonra ekonomik olarak büyük sıkıntılar yaşadığını iddia edip borsada daha fazla oynamaya ve risk almaya başladığını öne sürüyor. Ancak kumarhanelere gidip milyonlarca liralık kumar oynadığına dair şoförünün ifadeleri var. İfadesine göre; 2025 yılında büyük batışı başlıyor. 2025 yılının başında Fatih Efe isimli kişiden sosyal medya reklamlarında oynadığı Nigella Coin isimli şirketi satın aldı. HLX Coin olarak ismini değiştirdi. Kendi ifadelerine göre; Nigella Coin’in mağduru olan 1052 kişinin paralarını cebinden ödedi. Bu coin sistemini dünyada sosyal yardımların kolayca bağışlanacağı bir ağa dönüştürmeyi planladı. İddialara göre; bu coin şirketinin değeri çok hızlı bir şekilde düşünce borçları katlanarak arttı.”

İç piyasa dondu, tek çare dış pazar-Naki Bakır (Dünya)

“Türk reel sektörü küre­sel jeopolitik risklerin yarattığı maliyet ve ya­tırım baskısını hissederken, ayakta kalma stratejisini iç pi­yasadan çok küresel pazarlar­daki sipariş artışlarına bağla­mış durumda.

Merkez Bankası’nın imalat sanayiinde faaliyet gösteren 1.985 iş yerinde gerçekleştir­diği İktisadi Yönelim Anketi sonuçlarına göre mevsimsel­likten arındırılmamış Reel Ke­sim Güven Endeksi temmuzda önceki aya göre 1,3 puan aza­larak 102,2’ye, mevsimsellik­ten arındırılmış endeks ise 0,8 puan düşüşle 101,2’ye gerile­di. Anket sorularına ait yayıl­ma endeksleri incelendiğinde, gelecek üç ayda ihracat sipariş miktarı, üretim hacmi ve top­lam istihdam ile mevcut ma­mul mal stokuna ilişkin de­ğerlendirmeler endeksi artış yönünde etkilerken, sabit ser­maye yatırım harcaması, mev­cut toplam sipariş miktarı, son üç aydaki toplam sipariş mik­tarı ve genel gidişata ilişkin değerlendirmelerin azalış yö­nünde etkilediği görüldü.

İçinde bulunduğu sanayi dalındaki genel gidişat konu­sunda, bir önceki aya kıyas­la daha kötümser olduğunu belirtenler lehine olan seyir temmuzda güçlendi. Son üç aya yönelik değerlendirme­lerde ise üretim hacmi ve ih­racat sipariş miktarında ar­tış ve iç piyasa sipariş mik­tarında ise azalış bildirenler lehine seyir güçlendi. Mevcut toplam siparişlerin mevsim normallerinin altında olduğu yönündeki değerlendirmeler önceki aya göre arttı. Mevcut mamul mal stokları seviye­sinin mevsim normallerinin üzerinde olduğunu bildiren­ler lehine olan seyrin ise zayıf­ladığı görüldü.

Gelecek üç aya yönelik de­ğerlendirmelerde, üretim hacmi ve ihracat sipariş mik­tarında artış bekleyenler le­hine olan seyir hazirana gö­re güçlendi, iç piyasa sipariş miktarında artış bekleyenler lehine seyir ise zayıfladı. Ge­lecek üç aydaki istihdama iliş­kin artış yönlü beklentilerin bir önceki aya göre güçlendiği görüldü. İhracat siparişlerin­deki artış beklentisi, yüksek kur baskısına rağmen iç pa­zardaki sert daralma nedeniy­le dış pazara yönelme zorun­luluğu ve küresel sipariş dön­gülerinden kaynaklanıyor. Sanayiciler, iç talepteki dü­şüşle biriken stokları eritmek ve fabrikaları açık tutmak için dış pazarlara yönelerek istih­damı korumayı hedefliyor.

Gelecek on iki aydaki sabit sermaye yatırım harcamasına ilişkin artış yönlü beklentile­rin ise önceki aya göre zayıfla­dığı belirlendi. Yatırım harca­ması beklentisinin zayıflama­sı küresel konjonktürle ilişkili bulunuyor. Dünya Bankası ve OECD, Orta Doğu’daki çatış­maların derinleşmesi nede­niyle küresel büyüme tahmin­lerini düşürdü.”

Nolan’ın Odyssey’si, mitler ve kadınlar-Laçin Barış (Evrensel)

“Christopher Nolan’ın senaryosunu yazıp yönettiği “Odyssey”, 17 Temmuz itibarıyla dünya genelinde sinemalarda gösterime girdi. Homeros’un “Odysseia” destanını modern sinema diliyle yeniden yorumlayan film, uluslararası eleştirmenlerden övgü aldı. Bir izleyici olarak filmin gerçekten etkileyici olduğu söylemek mümkün. Bu yazı bir film eleştirisi değil, film ile ilgili gündemde olan bazı eleştirilere veya övgülere dair bir çerçeve çizmek.

Film daha yayımlanmadan birçok eleştiriye ve övgüye de zemin hazırlamıştı. Özellikle Nolan’ın Emily Wilson’un tercümesini baz alarak hikayeyi ilerletmesi övgü alan bir yerde duruyordu. Homeros’un orijinal hikayesinin temel kurgusu (Truva Savaşı’ndan sonra Odysseus’un İthaka’daki evine dönmek için çıktığı uzun ve trajik yolculuk) Emily Wilson’un tercümesinde dil açısından farklı bir yerde duruyor. Wilson, kelimelerini çok dikkatli bir şekilde seçerek Odysseia’nın, ozanlar tarafından ezberlenip sergilenmek üzere tasarlanmış bir şiir olarak orijinal amacını yansıtan bir ritim yaratıyor.

Wilson’ın çevirilerinin bir diğer önemli unsuru da metindeki kadınlarla ilgili kasıtlı kelime seçimleridir. Hem İlyada’da hem de Odysseia’da Wilson, Briseis ve Melantho gibi karakterleri tanımlamak için ‘köle’ kelimesini kullanıyor. Önceki versiyonlarda ‘hizmetçi kadın’ ve ‘hizmetkâr’ gibi yumuşatılmış kelimeler kullanılıyordu. Metinlerdeki olayların geçtiği Tunç Çağı toplumu hakkındaki toplumsal yaşam ve üretim ilişkileri açısından da ipuçları içeriyordu.

Ayrıca Wilson daha önce, önceki erkek çevirmenlerin Odysseia’daki kadın kölelere çeşitli kadın düşmanı terimlerle atıfta bulunmak için yaptıkları çeviri tercihlerine de dikkat çekmişti. Ancak bazı eleştirmenler bunun ‘feminist’ bir çeviri olduğunu ve Homeros’un orijinaline sadık olmadığını öne sürüyorlar. Meselemiz bu da değil.

Marksist bir perspektiften mitolojiyi doğaüstü masalların ötesinde toplumların üretim ilişkileri ve sınıf çatışmalarının üstyapıdaki yansımaları olarak okumak gerekir. Bu perspektifle insanlık tarihinin başlangıcına, on binlerce yıl süren avcı-toplayıcı döneme ve erken tarım toplumlarına bakıldığında, üretim araçları üzerinde özel mülkiyetin, sınıfların ve devlet aygıtının bulunmadığı ilkel komünal bir yapı görülür. Bu düzende kadın, türün devamlılığını sağlamasının yanı sıra toplayıcılık faaliyetleriyle ve tarımın ilk mucidi olarak kabilenin beslenmesinde birincil üretici güç konumundadır. Soyağacının babadan değil anneden takip edilebildiği bu ana soylu maddi gerçeklik, dönemin inanç dünyasına “Büyük Ana” veya “Ana Tanrıça” kültü olarak yansıyor.

Anadolu’daki Çatalhöyük doğurgan kadın figürlerinden Sümer’deki İnanna’ya, Frigya’daki Kybele’den Yunan’daki Gaia’ya kadar uzanan bu ilk mitolojik imgeler, henüz bir tahakküm aracı olmayan, doğanın yaratıcılığını ve ortaklaşa üretimi simgeleyen kadın figürlerdir. Ancak üretim biçimlerindeki dönüşüm, mitolojiyi de değiştirir. Kabaca hatırlamak gerekirse Tunç Çağı’na geçişle birlikte sabanın icadı, ağır tarım ve hayvanların evcilleştirilerek büyük sürülere dönüştürülmesi, biriken artı ürün ve topraklar üzerinde ilk kez özel mülkiyet kavramı doğmuştur. Serveti elinde toplayan erkeğin, bu zenginliği kendi biyolojik çocuklarına miras bırakma isteği, kadının zapturapt altına alınmasına da yol açan unsur olmuştur. Eski dönemin “yaratıcı dişi” gücü, yeni mitolojilerde sistematik bir şekilde şeytanlaştırılmış, parçalanmış veya iktidara boyun eğdirilmiştir. Bunun en çarpıcı mitolojik seyri, Babil yaratılış destanı Enuma Eliş’te görülür. İlkel ve kaotik dişi yaratıcı güç olan Tiamat, yeni sınıflı toplumun kurucu erkek tanrısı Marduk tarafından şiddetli bir savaşta paramparça edilir ve dünyanın yeni düzeni, “boyun eğdirilmiş bu dişi bedenin” üzerinden yükselir. Benzer bir ideolojik inşaya Antik Yunan’da rastlanır; zeka ztanrıçası Athena’nın bir anneye ihtiyaç duyulmadan doğrudan baş tanrı Zeus’un kafasından doğması, “zeka ve erkeklik” arasında-dayatılmış- “doğal ilişkiyi” mitlere dayanan hikayelerden okuruz.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram 

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Hürriyet’te ilginç ayrılık
Sonraki Makale Filedeki devrimin sırları

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
17 Ağustos 2026
EditörGünlük

Bitmeyen 45 saniye

Medya Günlüğü
17 Ağustos 2026
EditörGünlük

Dünya medyasında Türkiye

Medya Günlüğü
17 Ağustos 2026
EditörGünlük

Gazeteci Taylan Erten hayatını kaybetti

Medya Günlüğü
17 Ağustos 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?