Bu ‘Çocuklar’a yazık olmasın-Mert Aydın (Milliyet)
“Acayip bir istatistik değil mi? Ne zaman bir ev sahibiyle karşılaşsak yeniyoruz. 2000’de Belçika, 2002’de Japonya ve Güney Kore, 2008’de İsviçre ve şimdi ABD. Acaba grubun ilk maçında onlarla mı oynasaydık?
Şaka bir yana 7 değişiklikle çıktığımız bir maçtı. Pitt, Di Caprio, Norton korumalı ev sahibi de 9 değişiklik yapmıştı. Hakan’ın yokluğunda Salih ve Orkun hakikaten etkin bir orta saha performansı ortaya koydu. Arda da nihayet özel yeteneklerini sergileme fırsatı buldu.
Tabii ki maça 1-0 yenik başladık. Daha oyuna odaklanamadan yedik. Sonrası ise bir macera filmi gibiydi. Kadroya alınmasına pek de iyi bakılmayan Salih, Oğuz ve Kaan oyunları ve attıkları golle kamuoyuna nanik yaptılar.
Kazandık. Ne kadar sevinmeliyiz? Montella kadar pembe düşünmüyorum. Ama takım yaş ortalaması düşünüldüğünde gelecek de karanlık değil. Bizim asıl sorunumuz bundan sonrasının planını yapmak. Hala kişisel sevgi ve nefret üzerinden çözüm arıyoruz.
Önce TFF istifa etmeli ve seçim yapılmalı. Yeni gelecek yönetim, Montella ile mi çalışacak başkasını mı getirecek onların planına bağlı. Bu kadar yanlış bir organizasyonla Dünya Kupası’na takım götürenlere nasıl güveneceğiz gelecek için?”

Veda busesi-Fatih Söylemezoğlu (Nefes)
ABD’nin futbol tarihi inişli çıkışlı ve kendine has bir hikaye. 19. yüzyılın sonlarında göçmenler aracılığı ile futbolla tanışan ülke, 1930’da yapılan ilk Dünya Kupası’nda üçüncü oldu. Sonra uzun süre uykuya geçip 1970’lerde yeniden kurulan lig ile Cosmos gibi takımların dünya yıldızı Pele, Beckenbauer ve Cruyff’u transfer etmesiyle büyük bir rüzgar yakaladı. Hatta bizden de milli kalecimiz Yasin Özdenak bu takıma transfer edilmişti.
Ancak bu proje de ekonomik nedenlerle 1984’te kapandı. 1994’te Dünya Kupası’nın ABD’de düzenlenmesi ve FIFA’nın bu turnuvayı ABD’ye verirken koyduğu şart gereği modern çağın futbol ligi MLS kurulmuş oldu. Devamında David Beckham, Thierry Henry, Zlatan Ibrahimoviç ve son olarak Lionel Messi gibi yıldızları ülke futboluna çekerek ülkedeki futbol kültürünü yükselttiler.
Bu büyük sıçramayla da ABD’de en popüler dördüncü spor dalı konumuna ulaştı. Ülkenin geleneksel branşlarının arkasında kalan futbol, buz hokeyini (NHL) geride bırakarak ‘Büyük Dörtlü’ (Big Four) olarak bilinen Amerikan spor hanedanlığına girmeyi başardı. Sıralama genel popülerlik ve izlenme oranlarına göre şöyle; Amerikan futbolu (NFL), basketbol (NBA), beyzbol (MLB) ve futbol (MLS)…
Dünkü ABD’nin, Avrupa’nın elit liglerinde oynayan oyuncularıyla olgun ve atletik bir jenerasyona sahip olduklarını gördük. Topu kazandıkları anda saniyeler içinde rakip kaleye gitmeyi hedefleyen, topu kaybettikleri anda şok pres uygulayarak rakibi hataya zorlayan ABD, nitekim her maçımızda olduğu gibi ilk dakikalarda golü atıverdi..
Bi̇ze gelince, nihayet Montella üçüncü maçta ideal kadroyu bularak(!) sahaya yedi farklı oyuncu ile çıktı. Dikine oynamayı hatırlayan bu 11 ile rakibin hücuma çok fazla dahil olan beklerinin ve stoperinin arkada büyük boşluklar bırakmasını iyi değerlendirerek, ‘kaderin’ bize ‘nasip’ ettiği golle bu sefer kazandık.
Maç sonu Montella’ya göre ‘bin galibiyete bedel’ bir zafer kazandık. Biraz daha Türkleşirse, bizlere Yahya Kemal Beyatlı’nın ‘Akıncılar’ şiirini ezbere okuyarak ‘Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik; bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik’ diyecek sanırım!”
Oyun bitti şimdi hesap zamanı-Sedat Kaya (halktv.com.tr)
“Nihayet Dünya Kupası’nda gol atabildik. Nihayet bir maç kazanabildik. Üstelik ev sahibi Amerika’yı yenerek. Şimdi şükür mü edelim, kurban mı keselim? Yok, gerek yok. Çünkü ne yazık ki elendik. Boynu bükük bir şekilde evimize dönüyoruz. Attığımız üç gol ve bu galibiyet elbette önemlidir. Elbette prestijdir. Ama neye yarar. Çünkü acı gerçeğin üstünü örtmeye yetmiyor. Gerçek şu ki: Bu turnuva son 90 dakikada değil; Avustralya ve Paraguay maçlarında kaybedildi. Ardında kalan ise sadece bir erken veda değil; Türk futbolunun kendi elleriyle yeşil sahalara gömdüğü umuduydu.
Ancak sorun sadece futbolcular ya da teknik direktör değil. Çünkü balık baştan kokuyor. Sorun, Türk futbolunu yıllardır esir alan o köhne zihniyet ve futbolla uzaktan yakından ilgisi olmayanların bu zihniyeti sürdürme çabası.
Sorun, mutlak butlancıların CHP’ye çöktüğü gibi, değişime karşı çıkanların futbolumuzun başına çökmesi. Süper Lig’in kalitesini yere göğe sığdıramayanlar… Her sezon kulüpleri daha da borç batağına sürükleyenler… Her başarısızlığın suçunu hakemlere, fikstüre ve komplo teorilerine yükleyenler… Şimdi hangi başarıyı anlatacaksınız bize? Amerika’da ne hakem bahanesi vardı, ne federasyon desteği ne de alışık olduğunuz o konfor alanı…
Orada sadece saf futbol vardı. Ve biz, futbolun en büyük sahnesinde rekabet edecek seviyede olmadığımızı bütün dünyaya ilan ettik. Şimdi kimse çıkıp da; “şanssızdık.”, “direkler olmasaydı”, “60’tan fazla şut çektik ama olmadı” gibi ucuz bahaneler üretmesin! Kimse çıkıp da “Geleceğimiz parlak”, “İyi mücadele ettik”, “Bizim için tecrübe oldu” masalları anlatmasın. Dünya Kupası’nda atılan üç gol ve alınan bir galibiyet, iki büyük yenilgiyi unutturmaz.
Bu turnuva, Türk futbolunun aynaya bakması gereken turnuvadır. Çünkü mesele bir maç değil; yıllardır başarı hikâyesi diye pazarlanan büyük yanılsamanın, dünya sahnesinde paramparça olmasıdır. Şimdi hesap verme sırası; tribünde, ekranda ve locada başarı nutukları atarken, milli takımın çölün ortasında antrenman yapmasına ses çıkarmayanlardadır! Şimdi hesap verme sırası; milli formaya buram buram siyaseti bulaştırıp, ay-yıldızlı eşofmanlarla kameralar karşısında sırıtanlardadır!”

Futbol asla sadece futbol değildir!-L. Doğan Tılıç (BirGün)
“Sanırım milli takımın son Dünya Kupası maçını izlemek için sabahın erken saatinde kalkanların sayısı, ilk iki maç için kalkanlardan az olmuştur. Grup birincisi ve ev sahibi ABD’ye karşı oynanmasına karşın.
Sadece sanmadığım, ama net olarak gördüğüm bir fark da maçın ardından söylenenlerdi. İlk iki maçın ardından Montella’nın en fazla tekrar ettiği sözcükler kader, nasip ve şanstı! “Kader bizden yana değildi. Nasipten öte yol yok!”
Kendisini eleştirenlere, onlardan “çok daha Türk” olduğunu söyleyerek yanıt vermesini de unutamam. Kaybedilen ilk iki maç sonrası “kader, nasip, şans” deyip kazanılan son maçın ardından bu sözcükleri hiç kullanmaması, “Türkten çok Türk” olduğunun kanıtı sayılabilir.
Neyse, futbol yorumu yapacak değilim.
Simon Kuper’in Football Against the Enemy (Düşmana Karşı Futbol) kitabının Türkçe baskısı ‘Futbol Asla Sadece Futbol Değildir’ adıyla yayımlandı. Kitap, futbolun hiçbir zaman siyasetten ve toplumdan bağımsız olmadığını; sahadaki mücadelenin çoğu zaman ülkelerin, kimliklerin, tarihlerin ve ideolojilerin daha geniş çatışmalarını yansıttığını anlattığı için
Eduardo Galeano da Türkçe’ye aslına uygun olarak Gölgede ve Güneşte Futbol adıyla çevrilen kitabında futbolun yalnızca bir oyun olmadığını; tarih, sınıf, siyaset, tutku ve insan hikâyeleriyle iç içe olduğunu anlatır. Galeano’nun kitabı, “Futbol asla sadece futbol değildir” düşüncesinin şiirsel bir anlatısı gibidir. Güneşi neşe, yaratıcılık ve ortak hayaller olan futbolun gölgesi para, iktidar, manipülasyon ve siyasettir.
Galeano da Kuper de futbolun, tüm diğer toplumsal alanlar yanında, siyasetle ilişkisini de gösterirler.
Şu Dünya Kupası hâlimize bakınca, bu ilişkiyi kurmak için Galeano ve Kuper’e ihtiyaç olmadığı görülür. Takım kaptanının Erdoğan olduğu bir marşla; uçaklar, dronlar, füzeler eşliğinde nice diyarlara diz çöktürmek ve sahaları titretmek için gittik. Neyse ki bir son dakika golüyle “başımız dik” dönüyoruz! İki geri bir ileri, tersten mehter yürüyüşüyle!”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
