Sayın Özgür Özel’in “Bugün bir milattır” sözü Türk siyasetinin son yıllardaki en sert kırılma anlarından birine işaret ediyor.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin verdiği “mutlak butlan” kararı ve ardından yaşanan gelişmeler, artık yalnızca CHP’nin iç meselesi olmaktan çıkmış durumda. Süreç; demokrasi kültürü, yargı etiği ve siyasal rekabet anlayışı açısından Türkiye’nin önündeki en önemli sınavlardan biri haline geldi.
CHP Genel Merkezi önündeki polis hareketliliği, kırılan kapılar, koridorlara yansıyan gerilim…
Sayın Özgür Özel’in mahkeme kararını kameralar önünde yırtması, ardından yağmur altında partililerle birlikte yürüyüşü ve TOMA’nın üzerinde havaya kaldırdığı yumruk…
Bu görüntüler kısa sürede siyasal hafızanın en çarpıcı karelerinden biri haline geldi. Muhalefet cephesi bu tabloyu “direniş ve siyasi irade” olarak yorumlarken, iktidar kanadı ise süreci “hukukun üstünlüğü ve mahkeme kararının uygulanması” çerçevesinde değerlendirdi.
Ancak tartışmanın hukuki boyutu da en az siyasi yönü kadar ağır sonuçlar içeriyor. Mahkemenin, 2023 Kurultayı’nda delege iradesinin çeşitli vaatlerle etkilendiği iddiasını gerekçe göstererek aldığı karar kurultayı baştan itibaren hükümsüz sayıyor.
Oysa hukukta “mutlak butlan” en ağır yaptırımlardan biridir ve siyasi partiler söz konusu olduğunda böylesine radikal kararlar oldukça istisnai kabul edilir.
Asıl sınav
Sürecin en kritik noktası ise, devlet gücünün bir muhalefet partisinin iç tartışmalarında etkili olduğu yönündeki algının toplumda güçlenmesidir.
Unutulmamalıdır ki hiçbir iktidar devletin kendisi değildir. Demokrasilerde hükümetler değişir; kalıcı olan anayasal düzen, hukuk devleti ilkesi ve siyasi partilerin kurumsal özerkliğidir.
CHP gibi Cumhuriyet’le yaşıt köklü bir partinin dış müdahaleyle şekillendirildiği algısının oluşması, yalnızca o partiye değil, Türkiye’deki demokratik sisteme duyulan güvene de zarar verir.
Ancak bütün sorumluluğu dış etkenlere yüklemek de eksik bir değerlendirme olur. Çünkü siyasi partilerin kendi iç denetim mekanizmalarını sağlıklı işletememesi, yargı müdahalelerine açık kırılgan alanlar yaratmaktadır.
İki sorumluluk
Bu kriz, Türk siyasi hayatına iki temel sorumluluk yüklüyor:
Parti içi demokrasi güçlenmelidir.
Siyasi partiler aday belirleme süreçlerinden delegasyon yapısına kadar her alanda daha şeffaf, denetlenebilir ve adil bir yapı kurmak zorundadır. Aksi halde iç zafiyetler, dış müdahalelere uygun zemin oluşturur.
Yargı, siyasetin aparatı görüntüsünden çıkarılmalıdır.
Bir karar hukuken ne kadar güçlü olursa olsun; uygulama biçimi ve zamanlaması toplumda “siyasi operasyon” algısı yaratıyorsa, hukukun meşruiyeti tartışmalı hale gelir.
Son söz
Sayın Özgür Özel ve CHP yönetimi açısından bu süreç yalnızca bir yönetim krizi değil, aynı zamanda kurumsal bir yeniden yapılanma sınavıdır.
Burada asıl önemli olan; ortaya çıkan toplumsal tepkinin yeni bir sokak gerilimine ve derinleşen kutuplaşmaya dönüşmemesidir.
Çünkü hiçbir iktidar sonsuza kadar sürmez. Hiçbir muhalefet de yalnızca mağduriyet söylemiyle kalıcı başarı sağlayamaz.
Türkiye için gerçek milat; siyasetin kişiler üzerinden değil ilkeler üzerinden yürüdüğü, partilerin şeffaflaştığı ve yargının tam anlamıyla tarafsız işlediği gün başlayacaktır.
Zaman gösterecek…
Yaşananlar gerçekten yeni bir dönemin başlangıcı mı, yoksa Türkiye’nin kronik siyasi krizlerinin yeni halkası mı?
Bugün için önümüzde duran gerçek şudur:
Türkiye demokrasisi ağır bir sınavdan geçmektedir.
Gün gelir.
Çivisi çıkar dünyanın.
Konuşamayanlar hatip,
Şifa veremeyenler tabip,
Yazamayanlar kâtip olur.
Ama yine öyle bir gün gelir ki…
İşler ters döner.
Aldatan, bir gün sadakat için,
Çalan, bir gün adalet için,
Döven, bir gün şefkat için yalvarır.
‘Piyon’ deyip geçme, gün gelir şâh olur.
Şâha da fazla güvenme,
Gün gelir mat olur.
Fotoğraflar: CHP İletişim X hesabı
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
