5.9 C
İstanbul
28 Ocak 23, Cumartesi
spot_img

Charivari ve palyaço

Dr. Nevin Sütlaş

Bizim kültürümüzde palyaço olmadığı için “palyaço fobisi” diye bir şey olduğunu da bilmiyordum. Küçük çocukların doğum günü partilerinde palyaço olması havalı bir şey ama korkan çocuklar yüzünden bazı parti davetiyelerinde palyaçonun olduğu özelikle belirtiliyor. Aslında korku lafı hafif kalıyor. Ayrıca sadece küçük çocuklarda değil büyüklerde de palyaço fobisi olabiliyor. Amerika’da ve diğer Batı ülkelerinde bu fobiden müzdarip epeyce insan var. İyi de niye var?

Modern bilimin kanıtladığı üzere fobiler kendi deneyimlerimizin değil atalarımızın korkularının bizdeki kalıntılarıdır. Bütün fobiler “ölümle ilişkili” insanlık deneyimlerinin sonucunda gelişir. İyi de şakalarla eğlendirmeye çalışan bir palyaçodan ölümüne kokmanın hangi atanın hangi ölüm korkusu ile ilgisi olabilir ki? Türkiye’de doğup büyümüş olduğumdan bu soruyu önceden sormamış şimdilerde sorunca da yanıtını bulamamıştım. Ancak şimdi buldum.

Charivari diye bir şey duyunca Wikipedia halama sordum. Vallahi kendileri benden beterler, uzun uzun anlattılar. (Bu arada, biz artık böyle yaşayamıyoruz, beleşe danışılmasıyla baş edemiyoruz, hiç değilse 2 dolarcık bağış yapın, diye de ricada bulundular) Neyse işte, Wikipedia’dan öğrendiklerimi ben size kısaltarak anlatayım, uzununu isterseniz kendiniz araştırırsınız. Palyaço ile bağlantısını ise benden daha kolay kuracağınıza eminim.

Önce adından başlayalım; Fransızca konuşanlarca Charivari, Kanada’da Chivaree, ABD’de Shivaree, İngiltere’de Skimmington diye anılırmış ki kısaca tantana/curcuna demekmiş. Aslen Latin kökenli olan bu laf “carbaria”dan türemiş ve antikitede anlamı karabasan ya da baş ağrısı gibi bir şeymiş.

Charivari, Avrupa ve Kuzey Amerika âdetiymiş ama Güney Amerika’dan Hindistan’a, pek çok yere de yayılmış. Aslı astarı toplaşıp yapılabildiği kadar çok gürültü eşliğinde yürüyüş yapmaktan ibaretse de bu toplu yürüyüşün 3 farklı çeşidi varmış.

İlki en korkuncuymuş. Çan teneke artık elde ne varsa onunla yapılan gürültü eşliğinde bir suçlu (birden çok da olabilir elbette) evinden alınıp sürüklenerek götürülürken, dalga geçilip aşağılanırmış. Asıl yapılan dalga geçmekse de suçluyu taşa tutmak ve dövmek de olağanmış. Böylece yaptığının yanına kâr kalmadığı, ağzının payının verildiği düşünülürmüş.

Çarivarinin ikinci türü biraz daha iyice çünkü suçlu yerine bir başkası onun yerine rol yaparmış. Bu önceden belirlenmiş kişiye şakalar ve aşağılamalar yapılarak “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” denirmiş.

Üçüncü tür çarivaride ise “effigy” denilen insan boyunda bir maket yapılır bütün o kötü muameleler hedeflenen insan yerine bu makete uygulanırmış. Sembolik olarak cezalandırılan maket bazı kültürlerde yürüyüşün sonunda yakılırmış. Nehre ya da denize fırlatıldığı da olurmuş.

Günümüzde yürüyüş boyunca taşınıp sonunda yakılarak yok edilen çoğunlukla bir politikacı maketi oluyormuş. Yeni yıl kutlamalarında, karnavallarda falan taşınan bu çeşit çeşit eficiler, sadece politikacılar olmazmış. Toplumun onaylamadığı her türden davranışta çarivari geleneği hortlar, genç bir kızla evlenen yaşlı bir adam, bir çocuğu taciz eden biri vb. de curcuna yürüyüşünün hedefi olabilirmiş.

Suçluyu cezalandırıcı yürüyüş de onun sembol maketi (effigy) de zamanla ülkeden ülkeye farklılaşarak pek çok farklı kılığa bürünmüş. Çıkışı muhtemelen Ortaçağ İngiltere’si olan bu adet aslında karısından dayak yiyen kocaları temsilen kepçelerle tencere tava çalma şeklinde bir kakafoniyle başlamış. Hanım dayağı yemekle suçlananları ata ters oturtup kafasına boynuz takmak da yapılan şakalardan biriymiş. (Boynuzlanmak deyiminin ve dayak yemek ile boynuz ilişkisinin kökeni nedir bilemiyor, bu simgeleştirmeyi ilginize sunup geçiyorum.) 1628-31 toprak reformu isteyenlerin ayaklanmalarına hanım çarivarisi (Lady Skimmington) denmesinin nedeni ise protesto yürüyüşüne bazı erkeklerin kadın kılığında katılmasıymış.

Adet 1730’larda Amerika’da da görülmeye başlanmış. Eyaletten eyalete de türlü şekle bürünmüş. Başka bazı kültürlerde de kılık değiştirerek abartılı gürültüler yapmanın kötü ruhları kovduğuna inanılmaya başlanmış. Bazı İrlanda ve İngiliz Hristiyan tarikatları da belli bir mekânda yılın belli bir günü sabahtan toplanıp kakafoni üreterek kötülükleri kovalamaya başlamış.

Başlangıçta üst sınıfların âdeti olan Charivari zamanla aşağı tabaklara da yayılmış. 17. yüzyılda Katolik kilise Charivari’yi yasaklamış, uygulayanları da cemaatten atacağını ilan etmiş. Ancak adet bitmemiş, özellikle kırsal bölgelerde sürdürülmüş.

Avrupa’nın değişik ülkelerinde Charivari geleneği günümüze kadar sürmüş. Toplumsal adaleti sağlama adı altında sürdürülen bu linç töreninin kurbanları bazen kendilerini öldürmüş bazen de saldıranları. Çoğu ülkede ise maket yapıp sonra onu tahrip ederek politik öfkeyi dışa vurmanın ötesine geçmeyen toplu eğlencelere dönüşmüş. En meşhur olanı ise ABD’nin Yeni Meksika bölgesindeki Santa Fe şehrinde yapılan Zozobra festivali. Yürüyüş sonunda yakılan 50 metre yüksekliğinde bir maket olan Zozobra tipsiz şekilsiz bir şey ama güncel politikaya bağlı olarak bazen Saddam Hüseyin şeklinde bazen de istenmeyen başka bir politik lider şeklinde yapılıveriyormuş…

Nihayetinde bir çeşit sirk gösterisine dönüşmüş olan Charivari artık pek çok ülkede biraz politik taşlama ama çoğunlukla eğlenerek deşarj olma şeklinde uygulanıyor. Günümüzde eğlence amaçlı yapılan bu şenlik yürüyüşleri size neler hatırlattı bilmiyorum ama beğenmediğini toplanarak ulu orta cezalandırma usulünün bir ucu namussuz bulunan kadınların recm edilmeleri bir ucu Ku Kulux Klanlara kadar uzayan pek çok şeyi anımsattı bana…

Öyle ya, seninle aynı kafada olanlarla oturup plan yap ve çıkardığın gürültü eşliğinde suçlu saydığına topluca saldır. İster alay etmekle yetin, ister döverek öldür, ister taşla, ister yak, ister denize at. Kurban seçilenin vay haline…

Pek çok filme ve diziye konu olan, Fransa’da adına bir mizah dergisi bile çıkarılan Charivari eylemleri artık sadece sirk etkinliğine dönüşmüşse de antik beynindeki kayıtlar sayesinde asıl anlamını unutmayanlar da var. Eğlenceli bir sirkte yüzüne boyalar sürmüş, rengarenk giyinmiş bir insanı (palyaçoyu) bazıları çok eğlenceli bulurken bazılarının ölümüne korkmasını gel de anlama şimdi. Toplumsal linçten payını alanların torunun torunun torunu olmak bile bu kadar acı verici demek ki…

Fobiler insanlık tarihinin beynimizin en dip köşesinde hala yaşayan kanıtlarıdır. O yüzden bana fobilerinizi söyleyin, size kimlerin soyundan geldiğinizi söyleyeyim. Çünkü bizzat bilmiyor olsak da kimimiz linççilerin kimimizse kurbanların torunlarıyız.

Kurban edilirken korkmamak mümkün mü?

Dr. Nevin Sütlaş
1959 yılında Adapazarı’nda doğdu, İstanbul Üniversitesinde Tıp doktoru, Bakırköy Akıl Hastanesinde Nöroloji Uzmanı oldu ve aynı hastanede 30 yıl eğitim görevlisi hekim olarak çalıştı. Beynin damar ve enfeksiyon hastalıkları, yoğun bakım, hasta beslenmesi, açlık grevi/ ölüm orucu ve Multıpl Skleroz konularında çalıştı. Sağlık sisteminin özelleştirilmesi sürecinde uğradığı mobing yüzünden 2016 yılında aktif meslek yaşamını sonlandırdı. Beyin ile ilgili bilimsel bilgiler temelinde topluma yönelik kitaplar yazmayı sürdürüyor. Florida'da yaşıyor. Web sayfası: http://www.nevinsutlas.net/index.html Elektronik posta: calisal01@yahoo.com

İlginizi Çekebilir

4,757BeğenenlerBeğen
666TakipçilerTakip Et
11,142TakipçilerTakip Et

Popüler İçerikler