Çarşamba, 9 Eyl 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
EditörGünlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 8 Eylül 2026 19:38
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Bu bir ‘Hepiniz oradaydınız’ hikâyesi-Barış Terkoğlu (Cumhuriyet)

Adına cemaat mi dersiniz yoksa örgüt mü? O size kalmış. Ama haber halen ortada duruyor: Süleymancıların polisten kaçan liderleri İdris Naim Şahin’e tahsisli araçla kaçarken yakalandı. Tarım bakanı değil, kültür bakanı değil. İdris Naim Şahin eski içişleri bakanı. Ülkenin güvenliğini temsil eden en kritik hükümet üyesiydi. Bir zamanlar polis teşkilatı da sahil güvenlik de göç idaresi de ona bağlıydı. Sınırlarımızı sorsan o koruyordu. Gelgelelim şimdi çakarlı aracıyla taşınan örgüt liderleri, Belarus’tan fuhuş için getirilen kadınlar kendisine soruluyor. Şüphe değil, kendisi de devletin ona verdiği aracı başkalarının emrine verdiğini kabul ediyor. İşin daha da ilginci, muhalefet de dönüp iktidara “Siz bu adama nasıl içişlerini teslim ettiniz” diyemiyor. Zira ortada tam da “al birini vur ötekine” durumu var.

Anlatayım.

İdris Naim Şahin, ülkenin operasyonlarla, kumpaslarla, tezgâhlarla Fethullahçı darbeye hazırlandığı 2011- 2013 döneminin içişleri bakanıydı. Buraya kadar yükselmesini elbette Erdoğan’a borçluydu. Zira 1994’te Erdoğan ilk kez İBB başkanı olduğunda, İçişleri Bakanlığı’nda bürokrat olan Şahin’i belediyede genel sekreter yardımcısı yapmıştı. Muhalefetin hedefindeki TÜRGEV’i bile 1996’da birlikte kurdular. Meşhur akbil yolsuzluğu davasında birlikte sanık oldular. Erdoğan, Şahin’i o günden başlayarak hep yakınında tuttu. AKP’nin kurucusu, üç dönem milletvekili, 10 yıl boyunca partinin genel sekreteri yaptı.

O dönem muhalefete karşı AKP ile Fethullahçılar ittifak halindeydi. İdris Naim Şahin ise ittifakın en kalın sopası olarak iş yapıyordu. Herkes kendisini görünce sevindiğini söyleyen vatandaşa “Nereden bileyim sevindiğini, hadi bir takla at, oyna da göreyim” sözleriyle onu hatırlıyor. Gerçekten davul çaldırıp vatandaşa göbek de attırdı. Olayın nerede olduğunu ise çok az kişi hatırlıyor. Erzurum’da, beş TEDAŞ işçisi iş cinayetine kurban gittikten sonra, sözümona bölgeye inceleme yapmaya gittiğinde, millet yastayken bunu yaptı. 2011’de Kızılay’da terör örgütünün bombasıyla sokakta ölen vatandaşları “adet” diye sayması, Van’da çadırdaki depremzedelerle “Sarayda yaşıyorsunuz” diye konuşması zaten insana nasıl baktığını gösteriyordu.

Bibergazını o bulmadı. Ama bibergazının konuşan herkese sıkılmasını en akıl almaz şekilde o savundu. Bibergazıyla fenalaşarak ölen öğretmen Metin Lokumcu gibi örneklere muhalefet tepki gösterdiğinde “bibergazının bitkisel, doğal ve zararsız olduğu”nu söyleyerek insanlarla alay etti.

Şahin o yıllarda herkese terör yaftasını öyle kolay yapıştırıyordu ki…

2012’de Cumhuriyet Bayramı yürüyüşünü yasakladığında sokağa çıkanların “illegal örgüt mensubu” olduğunu söylemişti. Muhalefet konuşanın içeri atılmasına itiraz edip ülkede özgürlük olmadığını söylediğinde “Dışarıda özgürlük yoksa tutuklanınca niye şikâyet ediyorsunuz” diye dalga geçti. Dünyada en çok terör davası Türkiye’de açılırken o terörü nasıl anladığını şöyle anlatmıştı: “Belki resim yaparak tuvale yansıtıyor, şiir yazarak şiirine yansıtıyor.” Profesör Büşra Ersanlı KCK’den tutuklandığında, o sırada Ergenekon kumpasından hapiste olan Doğu Perinçek’in eski baldızı olmasını, Ersanlı hakkındaki terör delili olarak açıklamıştı.

Öyle bir içişleri bakanıydı ki…

Uludere’de PKK’li sanılarak öldürülenler için “Sağ yakalansalar kaçakçılıktan yargılanacaklardı” demeyi seçti. Alevilerin evleri işaretlenerek kışkırtma yapıldığında durumu “Çocuklar bilgisayar oyunundan etkilenerek yapmışlar” diye açıkladı.”

Davutoğlu, Gökçek, Bahçeli, Öcalan ve diğerleri: Biraz temizlik bolca dizayn-Yaşar Aydın (BirGün)

“Geçen hafta iktidar blokunun eski yıldızları için fırtına gibi geçti. Melih Gökçek ifade verdi, eski başbakanlardan Ahmet Davutoğlu’na soruşturma açıldı, yine eski başbakanlardan Binali Yıldırım’ın mal varlıkları ile ilgili yabana atılmayacak iddialar ortalığa saçıldı.

Her üç konunun da üzerinde çok fazla konuşuldu. Tabii her zaman olduğu gibi Melih Gökçek başrolü kimseye kaptırmadı. Şovunu fazlasıyla yaptı. Yapmasına yaptı ama ağzından çıkarmadığı sakıza rağmen çok rahat görünmüyordu. Belli ki Gökçek, başına gelecekleri çok iyi biliyor ve kaderine razı biçimde süreci en az zararla atlatmaya çalışıyor. Gökçek’le ilgili iddiaların yurt dışına servet transferi ile ilgili olması çok tesadüf değil. Nitekim gazeteci Timur Soykan soruşturma kapsamında olmasa da benzer bir durumun Binali Yıldırım’la ilgili olduğunu yazdı. Anlaşılan o ki Erdoğan döneminde zenginleşen çok sayıda insan ülkenin ve iktidarın geldiği durumu değerlendirerek kendileri için en hayırlısının memleketten uzamak olduğuna karar vermiş. Tabii tüm birikimleriyle.

İktidar için bu durumun iki sakıncası var. Birincisi ciddi bir kaynak elinden kayıyor. İkincisi ise seçimin kaybedilme ihtimaline karşı önlem alanların sayısı artıyor. Bu da daha şimdiden bozgun görüntüsü yaratıyor. İktidar sadece Melih Gökçek hamlesiyle tüm bunların önüne geçmeyi hedefliyor.

Bu hamlenin bir doğal sonucu da AKP içinde alan açılması olacak. Merkezden ayrılmak zorunda kalanların yeri mutlaka doldurulacak.

Saray politikalarından bugün için etkili olan kesimler, rejimin öz evlatlarının evden ayrılmasına izin vermedi. Tam tersine cephede onları gerektiğinde feda edileceklerle birlikte yeni bir yerde konumlandırdı.

Ahmet Davutoğlu’nun durumu biraz daha farklı. Davutoğlu üzerinden verilen mesajda “Ya Bülent Arınç gibi suya sabuna dokunmadan konuşur gibi yapacaksın ya susacaksın” deniyor. İktidar Davutoğlu hamlesiyle seçime kadar çözüm süreci dâhil hiçbir konuda iç cephenin bozulmasına izin vermeyeceğini net şekilde gösterdi.

MHP lideri iki gazete röportajında seçim sisteminin değişmesi ile ilgili sözler sarf ediyor. Türkgün Gazetesi’nde ifade ettiği fikri Habertürk’te biraz daha açtı. Ama hala net bir talep yok. Habertürk söyleşisinde “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle uyumlu ve yeni anayasayla desteklenen” diyerek bir çerçeve çizdi. Yani rejim devam edecek. Aynı zamanda anayasal değişikliğin zorunlu olduğu yeni biçimlerle devam edecek. Şimdiye kadar anladığımız bu kadar. Tanımdaki boşluklar ancak Bahçeli’nin daha önce söyledikleri ve itiraz ettikleri üzerinden doldurulabilir.

Bahçeli’nin fikrinin kendine mi ait yoksa Cumhur İttifakı’nın ortak düşüncesi mi sorusuna yanıt aramadan önce bir gerçeğin altını çizmekte fayda var. MHP lideri çözüm süreci dâhil pek çok konuda görüş bildiriyor. Bu görüşlerin bazıları Erdoğan’la çelişiyor olarak da değerlendiriliyor. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin bağlayıcılığı ile yaklaşık 10 yıldır AKP ve MHP liderlerinin siyam ikizi haline geldiği çok çabuk unutuluyor. Çözüm süreci dâhil her temel mesele birlikte istişare edilerek ilerliyor. Kuşkusuz iki farklı geleneğin, iki farklı tabanın yaklaşımlarında örtüşmeyen şeyler olabilir. Ama işin esasında ortak yürüyüşü bozacak hiçbir adım atılmadı, rejim ortaklığı devam ettikçe de atılma olanağı yok.

Bahçeli’nin ağzındaki baklanın da Saray mutfağında pişirilmediğini düşünmek çok saflık olur. Bahçeli, ABD Büyükelçisi Barack’ın ifade ettiği Ortadoğu planına uygun bir Türkiye’nin yolunu döşüyor. Tıpkı çözüm sürecinde olduğu gibi bu konuda da sunuculuk görevi Bahçeli’ye kalmış anlaşılan.”

Bodrum, iki ayrı ve adaletsiz Türkiye’nin aynasıdır-Memduh Bayraktaroğlu (Nefes)

“Fatih Altaylı, kısa bir süre önce Bodrum’daki lüks segment turizmi değerlendirmiş ve…

Bir otel genel müdürünün “Bu sezon en iyi sezonumuz” dediğini aktarmıştı…

Bu lüks mekanların hınca hınç dolu olduğuna dair tespiti eleştirilince, Bodrum sokaklarındaki esnafla ve yerel dükkan sahipleriyle yaptığı görüşmeleri içeren yeni bir yazı daha kaleme aldı…

Esnaf kendisine, “Fatih Bey, lüks mekanların ful çektiği doğru ama bizim tarafta yaprak kımıldamıyor, siftahsız kepenk kapatıyoruz” diyor…

Ortada bir çelişki yok…

Bodrum, Türkiye ekonomisinin küçültülmüş fotoğrafıdır…

Bir tarafta enflasyondan korunabilen; serveti dövizle, altınla, gayrimenkulle büyüyen yaklaşık yüz bin kişilik bir kesimin olduğu sır değil…

Onlar fiyatlara bakmıyorlar…

Çünkü fiyat artışları onların gelirlerini ve harcama güçlerini aşındırmıyor…

Diğer tarafta ise tatil için aylarca para biriktiren, restorana girmeden önce menüye bakan, çocuklarına dondurma alırken bile bütçesini hesaplayan milyonlarca aile…

Bir de bu ailelerin harcamasına muhtaç esnaf…

Sadece güneşli tarafa bakmak iyi niyet midir?..

Kim ki size ekonominin sağlığını, lüks mekanların doluluğuyla kanıtlamaya çalışıyor…

Ona, “Orta gelirli aileler bırak tatile çıkmayı, eylül ayının başında maaşlarını almadan, çocuklarının eğitim masraflarını karşılayabiliyorlar mı?” diye sorun…

“Emekli, torununa bir tost ısmarlayabiliyor mu?..”

“Esnaf kazandığı parayla kirasını, vergisini ve çalışanının ücretini ödeyebiliyor mu?..”

Cevap “hayır” ise…

“Birkaç pahalı restoranın dolu olması refah göstergesi değil, gelir dağılımındaki bozulmanın kanıtıdır” deyin, yürüyün gidin…”

Bir araştırma ve üç söyleşi-Fatih Polat (Evrensel)

“IPS İletişim Vakfı/bianet’in, Civil Rights Defenders’ın desteğiyle yayımladığı Prof. Dr. Nazan Haydari’nin “Televizyonlarda Hak Odaklı Barış Haberciliği Peşinde: ‘Suriye’ Gündemi 6 Ocak–6 Şubat 2026” başlıklı araştırmasının, Atölye BİA’da 4 Eylül Cuma günü gerçekleşen tanıtım toplantısı, bu değerli çalışmayı hem Prof. Dr. Nazan Haydari ile birlikte konuşmak, hem de bu alana emek veren meslektaşlarla birlikte değerlendirmek açısından iyi bir fırsattı.

Prof. Dr. Nazan Haydari’nin çalışması, 6 Ocak–6 Şubat 2026 döneminde CNN Türk, atv, İlke TV, Sözcü TV, Halk TV ve NOW TV’nin ana haber bültenleriyle siyasi tartışma programlarını inceliyor. Araştırma, 303 yayından elde edilen 225 bin 460 cümlelik veri analizini, nitel söylem çözümlemesini ve televizyon gazetecileriyle yapılan anonim görüşmeleri bir araya getiriyor. Araştırmanın veri analizini yürüten Summarify ekibinden Uzay Çetin ve Yunus Emre Gündoğmuş, buluşmaya çevrimiçi katılarak kullandıkları yöntemi anlattı. Araştırmacılar veri setindeki cümleleri altı başlıkta incelemiş: Duygu, nefret söylemi, saldırgan dil, kutuplaştırıcı dil, ötekileştirme ve yok sayma.

Farklı televizyon kanallarında çalışan muhabir ve haber müdürleriyle yapılan görüşmeler, haber üretim süreçlerini, editoryal tercihleri, çalışma koşullarını ve denetim mekanizmalarını anlamak için çalışmaya dahil edilmiş.

Bianet’in sitesinden de ulaşılabilecek araştırmanın sonuçlarına dair şu vurgu yapılıyor: “Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi arasında 14 maddelik ateşkes anlaşmasının imzalandığı 18 Ocak sonrası savaş dilinden uzaklaşılıp, müzakereye yönelik dili kullanımı kısa süreli olarak artıyor, ancak bu durum sadece iki gün sürüyor. 20 Ocak’ta medyaya “bayrak indirme” olarak yansıyan olayla birlikte kutuplaştırıcı ve ötekileştiren söyleme geri dönülüyor; nefret söylemi artıyor. Bu durum, medya, müzakere dilini editoryal bir süreklilik olarak değil, dışsal olayların geçici ve tepkisel bir yansıması olarak kurduğunda, ilk kırılma noktasında nasıl terk ettiğine dair bir örnek oluşturuyor.”

Atölye BİA Araştırma Koordinatörü Sinem Aydınlı’nın açılış konuşmasını yaptığı araştırmada inceleme konusu yapılan beş kanal, sorunlu haber söylemleri ve pratikleriyle yansırken, “İlke TV, hak odaklı barış gazeteciliğine en yakın profili çizen kanal durumunda” tespiti yapılıyor.”

Ekonomik büyümede patika değişikliği-Seyfettin Gürsel (Dünya)

Geçen haftanın en önemli gelişmesi kuş­kusuz ikinci çeyrek (Ni­san-Haziran) ekonomik büyüme rakamlarının açıklanmasıydı. Hatırlat­mak gerekirse son dönem­de yıllık olarak yüzde 3,5 civarında ve iç talep ağır­lıklı büyüyen Türkiye eko­nomisinde yılın ilk üç ayı­nın yıllık büyüme oranı yüzde 2,5’e gerilemişti. Bu rakam yüzde 2,6 olarak revize edildi. Yani bir şey değişmedi Çeyrekten çeyre­ğe büyüme ise yüzde 0,3’ten ibaret­ti. Türkiye için bu çok yetersiz bir büyüme oranı olsa da enflasyonla mücadelede TCMB’nin elini güç­lendiren bir gelişme olarak görüle­bilirdi; tabi düşüş iç talepteki da­ralmadan kaynaklanıyorsa ki bir ölçüde öyleydi. 2. Çeyrekte bunun devamının gelip gelmeyeceği merak konusuydu.

İkinci çeyrekte yıllık büyü­me oranı biraz daha azalarak yüz­de 2,3’e indi. Ancak çeyrekten çey­reğe büyüme yüzde 0,3’ten yüzde 1,1’e yükseldi. Yıllık büyüme olarak düşünürsek yüzde 4,4 eder. Yıllık büyümede yüzde 2,6’dan 2,3’e dü­şüş esasen baz etkisinden kaynak­lanıyor. Eğer ekonomik büyümede bir yandan enflasyonla mücadeleyi destekleyen diğer yandan da milli gelir artışının çok düşük düzeylere düşmesine izin vermeyen bir pati­kaya geçilip geçilmediğini sorgula­mak istiyorsak büyümenin harca­ma kalemlerinde çeyrekten çeyreğe meydana gelen değişimleri mercek altına almamız gerekiyor.”

Bir OVP daha geldi geçti-Alaattin Aktaş (ekonomim.com)

“Bayılıyorum bazı başlıklara, bazı ifadelere! Tamam mecazi anlamda kullanılıyor elbette ama bu kadar abartılmaz ki. Orta vadeli program açıklanacak ya, örneğin şunlar yazıldı, söylendi:

“Nefesler tutuldu, OVP hedefleri bekleniyor!”

İş alemi OVP çerçevesinde alınacak kararları bekliyormuş.

Sanki ekonomiyi tümüyle düze çıkarmasa da nefes alınmasını sağlayacak karar almak için OVP gerekliymiş gibi.

Hem ne kadar önemliymiş bu hedefler.

Sanki hayat memat meselesi!

Sanki OVP’de yazan hedefler tutmadı mı, bunu yazanlar koltuğunu kaybeder, siyasette taşlar yerinden oynar!

Sanki OVP’deki hedefleri tutturmak uğruna çok büyük uğraş verilir.

Aslında Türkiye’de ekonomi politikalarının özünde ekonomiye göre değil siyasi tercihlere göre şekillendiği gerçeği göz önüne alınınca insan ister istemez böyle üç yıllık programlara gerek var mı ki diye düşünmeden de edemiyor.

Üstelik bu hedefler tutmuyor. Bazı hedeflerdeki sapmanın bir ölçüde engel olunamayacak haklı gerekçeleri var ama bu sapmalar asıl olarak politik tercihler sonucu ortaya konulan hatalı ekonomi politikalardan kaynaklanıyor.

Hani iş alemi OVP’den büyük beklentiler içindeydi ya, en başta gelen beklenti ya da istek konusunda yine hayal kırıklığı yaşanıyor olmalı. Tamam, aksini bekleyen yoktu ama en azından makasın böylesine açılacağı da herhalde tahmin edilmiyordu.

Dolar kuruna ilişkin hedeften söz ediyorum.

Ekonomik anlamda bir çıkış yoludur, değildir; o yönü başka, hep şu söylenmiyor muydu:

“TL çok değerli, enflasyonla olan makas daraltılmalı.”

Hadi buyurun, önümüzdeki üç yıl makası daraltmak bir yana tam tersi bir öngörü söz konusu.

Bu yıl için yüzde 30,6 olarak tahmin edilen GSYH deflatörünün 2027’de yüzde 25, 2028’de yüzde 14,5, 2029’da ise yüzde 9,5 artması öngörülüyor. Yani üç yıl için öngörülen toplam artış yüzde 57.

Peki deflatörün bu düzeyde artacağı üç yıl için dolar kurunda öngörülen artış ne kadar; yüzde 47.

Bu yıl 46,86 düzeyinde oluşacağı tahmin edilen yıl ortalaması dolar kurunda 2027 hedefi 56,05, 2028 hedefi 63,69, 2029 hedefi ise 68,83.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram 

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Ukrayna’da gizli servis savaşları
Sonraki Makale Yeni 007 kim olacak?

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

EditörGünlük

“Vefa”ya ömür boyu kombine

Medya Günlüğü
9 Eylül 2026
GünlükManşet

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
9 Eylül 2026
GünlükManşet

Ukrayna’ya “acı” reçete

Medya Günlüğü
9 Eylül 2026
EditörGünlük

Takvimde çok özel bir gün

Medya Günlüğü
9 Eylül 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

imunify-bot-check
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?