Cuma, 8 May 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 8 Mayıs 2026 05:47
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Erdoğan’ın başkanlık devrinin sonu mu?-Barış Pehlivan (Cumhuriyet)

“Beklenti şu: Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi için Meclis erken seçim kararı alacak. Hatta, CHP lideri Özgür Özel de “seçimlerin en geç Ekim 2027’de yapılacağını” ileri sürdü.

İşte ağırlıklı görüş bu yöndeyken ezber bozan bir iddia bizzat AKP cephesinden geldi. İşin garibi, nedense kimsenin dikkatini çekmedi.

Aydın Ünal… Yeni Şafak yazarı, AKP’nin eski vekili, dahası sekiz yıl Erdoğan’ın metin yazarlığını yapmış bir isim. Haliyle, konuşan Aydın Ünal olunca dikkat kesilmek gerek.

Aydın Ünal, TVNET’te “Siyaseten” adlı programda, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Devlet Bahçeli’nin yakın zaman önce yaptığı görüşmeye dair izlenimlerini aktarırken “Önemli gelişmeler var Ankara’da” diye söze başladı ve şöyle dedi:

“Sayın cumhurbaşkanı ile sayın Devlet Bahçeli baş başa görüşme yaptılar önceki gün… Dün de grup toplantıları vardı. Sayın Bahçeli’nin önemli açıklamaları oldu. (…) Grup toplantısında terörsüz Türkiye projesi ile ilgili önemli açıklamalar yaptı. Hatta birçok kişiyi yine şoke eden açıklamalar yaptı. Abdullah Öcalan’a ‘barışın koordinatörü’ gibi bir ifade kullandı. Bir sıfat verilmesi yönünde çağrı yaptı. Çıkışta da Cumhuriyet Halk Partisi kongresi süreciyle ilgili bir açıklama yaptı. Ve Ankara, bu çağrıları konuşuyor, tartışıyor. Burada benim bir şahsi kanaatim var, onu dile getireceğim. Ufukta bir anayasa değişikliği olduğunu görüyorum ben. Bu iki gündür verilen mesajlardan yola çıkarak…”

Ve iktidar cephesine yakınlığıyla bilinen Aydın Ünal, “duyum” diyerek bakın sözü nereye getirdi:

“Benim yine duyumlarıma göre, sayın cumhurbaşkanı bir erken seçime sıcak bakmıyor. Yani birkaç istisna dışında, zorunlu istisna dışında da bugüne kadar erken seçime hiç sıcak bakmadı sayın cumhurbaşkanı. Bu sefer de sıcak bakmıyor. Meclis’in seçim kararı almasından ziyade anayasanın değişmesinin daha etkili olacağını, daha önemli olacağını düşünüyor. Ben hem ikili görüşmeden hem de ardından sayın Bahçeli’nin yaptığı açıklamadan bu anayasa değişikliğinin yolda olduğunu çıkardım. Bu benim şahsi kanaatim. Bir kulise dayanmıyor.”

Evet, yanlış okumadınız. İktidar kanadından “Anayasada Erdoğan’ı engelleyen madde değişecek ve seçim zamanında yapılacak” çıkışı geldi. Aydın Ünal’ın DEM’in ve hatta CHP’nin de bu değişime destek vereceğini söylemesi de önemliydi:

“Anayasa değişikliği girişimi olduğunda, belli ki buna DEM destek verecek, belli ki buna Cumhuriyet Halk Partisi destek verecek ve bir referanduma gitmesine gerek kalmadan anayasa değişmiş olacak. Özellikle 12 Eylül Anayasası’nın kalan izlerini silmek konusunda bir mutabakat oluşacaktır. CHP’nin DEM’in çağrıları da karşılık bulacaktır veya önerileri de karşılık bulacaktır.”

Eşref Paşa, ABD’nin oyununu bozacaktı, kazadan yarım saat sonra “buzlanma” tutanağı tutuldu-Aytunç Erkin (Nefes)

“Dün…

“Eşref Bitlis’in düşen uçağındaki KARA KUTU incelesin” başlıklı yazım birçok haber sitesinde ve televizyonlarda gündem oldu. Türkiye, 17 Şubat 1993’te Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis’in şüpheli ölümü ile sarsılmıştı… Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Turgut Bitlis’in içinde bulunduğu uçak 17 Şubat 1993 Çarşamba günü saat 12.26 civarı Ankara Yenimahalle Posta İşleme Merkezi’nin bahçesine düştü. Uçakta bulunan Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis, Orgeneral Bitlis’in emir subayı Piyade Albay Fahir Işık, 1. Pilot Kurmay Binbaşı Yaşar Erian, 2. Pilot Kurmay Yüzbaşı Tuğrul Sezginler, Uçuş teknisyeni Astsubay Kıdemli Başçavuş Emin Öner ve PTT Çalışanı Ruhi Salay şehit oldu. Ankara’da havalandıktan kısa süre sonra düşen uçağın düşüş nedeni buzlanma olarak açıklandı. Ancak 33 yıl önce yaşanan olaya ilişkin şüpheler bitmedi. Eşref Bitlis’in damadı Rıza Şahin, müşteki olarak Adalet Bakanlığı’na başvuru yaptı. Tanık olarak da emekli Binbaşı Mete Yarar’ı gösterdi. Yarar’ın, 27 Ekim 2013’te A Haber’de verdiği bilgileri dilekçesine koydu. Eşref Bitlis’in damadı, Mete Yarar’ın ifadesinin alınmasını talep etti ve şu taleplerde bulundu:

– Mete Yarar’ın konuştuğu, Orgeneral Eşref Turgut Bitlis’in düşen uçağına ait kara kutuyu dinleyen üst düzey komutanın kim olduğunun tespiti…

– Şehit Orgeneral Eşref Turgut Bitlis’in düşen uçağına ait kara kutunun Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi kurumunda muhafaza edildiğinin tespiti…

– Şehit Orgeneral Eşref Turgut Bitlis’in düşen uçağına ait kara kutunun içeriğinin Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerine dahi açıklanmamasına sebep/sebeplerin ne olduğunun tespiti…”

Yatırımcılar sıraya girer mi, bütçe dengesi düzelir mi?-Çiğdem Toker (T24)

“Bilerek yanlış uygulanan faiz politikasıyla dağılan ekonomiyi toparlasın diye, 2023 seçimleri sonrası Hazine ve Maliye Bakanlığı’na yeniden getirilen Mehmet Şimşek’in programı, bir ay sonra üçüncü yılını dolduracak.

Peki ne kazandı memleket?

“Dezenflasyon” kelimesiyle anılan, günah keçisi olarak gösterilen ücretlerin baskılanarak satın alma gücünün kasten düşürüldüğü Şimşek programının sağlayabildiği görünürdeki “artı”, enflasyonun yedi puan gerilemesi oldu.

Ki asıl hedef tek haneli enflasyon için, programın başında verilen tarih 2025 yılı sonuydu.

Kuşkusuz, tasarlanırken hesapta olmayan iki gelişme, programın hedeflerini aksatmış olabilir. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere yerel seçimden birinci parti çıkarak, iktidarı ikinci partiliğe düşüren CHP’li belediyelere düzenlenen operasyonlar, tutuklama dalgaları, “yüzyılın yolsuzluk dosyası” propagandasıyla meşruiyet aranan yargılama süreçleri, hedefleri dokuzuncu ayda sarstı.

ABD ile İsrail’in İran’a açtığı savaş ise tetiklediği ve uzun vadeli olacağı söylenen enerji şokuyla, Şimşek programının başına gelen ikinci kötü gelişme olarak kayda geçti.

Ancak bu iki şok olmasaydı da enflasyonun taahhüt edilen tarihte, söz verildiği gibi inmeyeceği ortadaydı. Apaçıktı.

Bu ne tahmin ne de temenni. Başta ihale yolsuzlukları olmak üzere, kamu harcamalarına adamakıllı el atılamaması veya bunun tercih edilmeyişi (sonuçta ikisi de aynı kapıya çıkıyor) Şimşek programını, tek ayak üzerinde sekerek yürüyen, bundan da mucize bekleyen bir mekanizmaya dönüştürdü.

Göstermelik tasarruf genelgeleriyle sağlanan “tasarruf”un, devede kulak kaldığı ise meraklısı için Hazine Maliye’nin resmi verilerinde görünmektedir.

Gıda, barınma, eğitim, sağlık, istihdam gibi en temel ihtiyaç ve kamu hizmetlerinde yaşanan tablolar ağırlaşırken, AKP iktidarı şimdi de kamu maliyesinin birçok vergiden feragat etmesi anlamına gelen bir kanun teklifini yasalaştırmaya çalışıyor.

İran savaşıyla birlikte sermayenin Türkiye’ye çekilme ihtimalinin arttığı varsayımıyla, “Türkiye yeni Dubai olacak” propagandası eşliğinde hazırlanan kanun teklifi, çokuluslu şirketlere vergi avantajlarını bir set olarak ikram etmeye hazırlanırken, kaynağı suç geliri olabilecek milyarları da sorgulamadan denetlemeden Türkiye’ye çağırmaya veya Türkiye’de olduğu halde saklanan kaynakları sisteme denetimsiz sokulmasına geçit vermeye hazırlanıyor.”

Şimşek boşuna geziyor-Uğur Ergan (halktv.com.tr)

“Bildiğiniz tüm yapay zeka uygulamalarına şu soruyu sordum:

“Kalıcı istihdam sağlamayı hedefleyen yabancı sermaye, yatırım yapacağı bir ülkede nelere dikkat eder?”

Karlılık, pazar büyüklüğü, lojistik destek ve imkanlar, devlet teşviği, alt yapı, ülkenin jeopolitik konumu, işgücünün maliyeti ve eğitim kalitesi gibi başlıklar, bir eksik bir fazla birbirine yakın analiz ve sıralama halinde karşınıza çıkıyor.

Tüm uygulamalarda “olmazsa olmaz” olarak karşınıza ilk çıkan ise son derece net:

“Hukuki ve siyasi istikrar.”

Yabancı sermaye için en önemli faktörlerin, mülkiyet haklarının korunması ve yasal süreçlerin şeffaflığı olduğu vurgulanıyor.

Yani yabancı sermaye bir ülkeye yapacağı kalıcı ve istihdam sağlayacak yatırım öncesi, özellikle “Yargı sistemi güvenilir mi?” ona bakıyor.

Ne yazık ki, yabancının önceliği olan “Bağımsız ve güvenilir yargı”nın ise Türkiye’de esamesi okunmuyor.

Zaten bundan dolayı neredeyse dünyada gezmedik ülke bırakmayıp, kapı kapı dolaşan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, her seferinden eli boş dönüyor.

Tek yapabildiği İngiltere’deki faiz lobilerine, Türkiye’ye getirdikleri sıcak para karşılığında, dünyanın hiçbir ülkesinde göremeyecekleri şekilde para kazanma imkanı sunması.

Yavaştan da olsa seçim sathına girilmeye başlanınca, AKP “Ülkeye para gelsin de, nasıl gelirse gelsin” anlayışıyla, sözüm ona “Yabancı yatırımı” çekme amacıyla yeni bir paket hazırladı.

Paketin içi açılınca karşımıza çıkan yine “Varlık barışı” oldu.

Yeni pakette öylesine uygulamalar var ki, varlık barışı altında Türkiye’ye getirilecek kaynağı belirsiz paraya hiçbir şekilde vergi incelemesi yapılmayacağına dair kanuni teminat bile söz konusu.

CHP İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Namık Tan, yeni paket nedeniyle “Türkiye’nin yeniden Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF) gri listesine girme tehlikesiyle karşı karşıya kalabileceği” uyarısında bulunuyor.

Hatırlatalım Türkiye, 2021’de girdiği gri listeden 2024’te çıkabilmişti.

Gri listede yer alan bir ülke, “Kara para aklama ve terörün finansmanı” konusunda uluslararası standartlara uyum sağlamadığı için, bu ülkenin yabancı yatırımcı çekmesi neredeyse imkansız.”

Banka kredilerinin seyri-Prof. Dr. İbrahim Ünalmış (Dünya)

“Türkiye’de büyümenin anahtarı banka kredileridir. Dolayısıyla banka kredile­rinin seyri ekonomik aktivite ve enflasyon açısından yakından takip edilmektedir. Kre­di büyümesinin bir diğer etkisi de dış denge üzerindedir. Hızlı kredi büyümesi yaşadığı­mız dönemlerde cari açığın hızla büyüdü­ğü bilinmektedir. Özellikle kur istikrarının sağlandığı dönemlerde kredi büyümesi daha kritik bir hal almaktadır.

Türkiye’nin bu üçlü ile 2000 yılında önemli bir deneyimi oldu. O dönemde Tür­kiye IMF ile bir stand-by anlaşması imzala­dı. Uygulanan programa göre TL açılan bir bant ile değer kaybedecekti. Bir başka de­yişle, TCMB TL’nin değerini kontrol ede­cekti. Fakat orta-uzun vadede daha fazla oy­naklığa izin verecekti. Fakat kısa vadede dö­viz kuru oynaklığı daha sınırlı olacaktı.

IMF programının da desteği ile faizler %130’lu seviyelerden %30’lara birkaç ayda düşmüş­tü. Döviz kurunun da istikrarlı seyrettiği bir ortamda iç talep patlamış, banka kredileri hızla artmıştı. Ekonomi büyürken cari açık hızla arttı. O dönemde TCMB’nin döviz re­zervleri de sınırlı vaziyetteydi. Bir süre son­ra piyasa cari açık ile kur istikrarı arasındaki uyumsuzluğu görmeye başladı ve Türkiye bu programı terk etmek zorunda kaldı. Bu tec­rübe Türkiye’ye kur politikası ile kredi poli­tikası arasındaki ilişkiyi öğretti. Şimdi Tür­kiye öngörülebilir bir kur politikası uygu­luyor.

Dezenflasyon programı çerçevesinde TL’nin reel değerlenmesine izin veriyor. Biz geçmiş tecrübelerimizden biliyoruz ki bu tür dönemlerde talep güçlü seyrediyor ve kredi talebi yaratıyor. Oluşan hızlı kredi büyüme­si cari açığı istenmeyen boyutlara getirebili­yor. Bu neden BDDK ve TCMB makroihtiyati politikalar bileşeni uygulayarak kredi büyü­mesini kontrol altında tutmaya çalışıyor.

Kredi büyüme analizlerimizi on üç haf­talık ortalamaların yıllık büyümesi üzerin­den gerçekleştireceğiz. Tüketici kredile­ri 2026 yılına hızlı bir büyüme ile başladı. Ocak ayı itibariyle %62,5 seviyesinden baş­layan büyüme hızı son dönemde %37,1’e ge­riledi. Geçtiğimiz yıl Nisan ayında tüketici kredisi büyüme hızı %43,2 seviyesindeydi.

Dolayısıyla, geçtiğimiz seneye göre yavaşla­yan bir kredi büyüme hızından bahsedebi­liriz. Bununla birlikte, %32 seviyelerinden olan tüketici enflasyonu ile karşılaştırdığı­mızda kredi büyüme hızının yüksek olduğu ve dezenflasyon programını desteklemediği söylenebilir. Ticari kredilerde bilindiği gibi hem TL, hem de döviz kredileri mevcut. Ti­cari kredilerin bütününe baktığımızda kur etkisinden arındırılmış, on üç haftalık yıl­lıklandırılmış kredi büyümesi %31,3 seviye­sinde. Geçtiğimiz yıl nisan ayında da benzer seviyelerdeymiş.

Enflasyon oranı ile karşı­laştırıldığında manşet enflasyon seviyesine yakın bir kredi büyümesinden bahsedebili­riz. TL ve döviz ayrımı yaptığımızda resim farklılaşıyor. TL kredilerin on üç haftalık yıl­lıklandırılmış büyüme hızı %51,3 seviyesin­de. Geçtiğimiz yılın nisan ayı sonunda büyü­me hızı %46 seviyelerindeymiş. Dolayısıyla, nominal TL kredi büyüme hızının geçen yıla göre bir miktar arttığı söylenebilir.

Döviz kredisinde yıllık büyüme hızı %12,9. Geçtiğimiz yıl aynı dönemde döviz kredileri büyüme hızı %15 seviyelerindeymiş. Dolayı­sıyla, döviz kredilerinde geçtiğimiz yıla göre bir miktar düşüş olduğu söylenebilir. Bunun­la birlikte, geçtiğimiz yıl son baharında dö­viz kredisi büyüme oranı %6 seviyelerindey­di. Mevcut seviyeler ile karşılaştırdığımızda 2026 yılında dövizi kredi artışında hızlanma olduğu söylenebilir.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Mach 25 hızında “yerli ve millî!..”
Sonraki Makale 7 soruda gemide “hantavirüs”

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

7 soruda gemide “hantavirüs”

Medya Günlüğü
8 Mayıs 2026
GünlükManşet

“Çabuk Kiev’den kaçın!”

Medya Günlüğü
8 Mayıs 2026
GünlükManşet

Erivan diasporayı dışlıyor

Medya Günlüğü
8 Mayıs 2026
GünlükManşet

Kaç kelimeyle konuşuyoruz?

Medya Günlüğü
8 Mayıs 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?