Kapımızdaki savaş-Mustafa Balbay (Cumhuriyet)
“Türkiye, dünya ile komşu!
Doğunun batısındayız, batının doğusundayız!
Kuzeyin güneyindeyiz, güneyin kuzeyindeyiz!
Coğrafyaların kesişme, çatışma, çakışma noktası…
1980’ler İran’la başladı. 1979’da şahın mollalardan komünistlere kadar geniş bir muhalefet yelpazesiyle devrilmesinin ardından İran nereye evrilecekti? Mollalar iki milyon kişiyi öldürerek, üniversiteleri iki yıl kapatarak, kadınları etkisiz hale getirerek 1982’de Humeyni rejimini oturttu. Türkiye payını iki milyona yakın İranlı akınıyla aldı!
1990’lı yılların ilk yarısında dünyanın kalbi Balkanlar’da atıyordu. Saraybosna’dan gelen haberler ciğerimizi yakıyordu!
1990’ların ikinci yarısında dünyanın kalbi Kafkaslar’da atıyordu. Arapların, “diller dağı” dediği bu coğrafya istikrarı arıyordu!
2000’lerin başında dünyanın kalbi Irak’ta atıyordu. ABD 11 Eylül’ün hesabını önce Afganistan’da, devamında Irak’ta gördü! Türkiye, iktidar değişikliğinden tezkere kavgasına kadar her yönüyle payını aldı!
2010’lu yıllar Suriye ile başladı. Arap Baharı Libya’da Muammer Kaddafi’yi, Tunus’ta Zeynel Abidin Bin Ali’yi, Mısır’da Hüsnü Mübarek’i, Yemen’de Ali Abdullah Salih’i devirdi. Suriye’de Esad rejimi 14 yıl direndi, 8 Aralık 2024’te çöktü!
2020’li yılların ilk yarısı Ukrayna (NATO)-Rusya savaşına sahne oldu. 24 Şubat 2022’de başlayan savaş devam ediyor.
Ve geldik 2020’li yılların ikinci yarısına… Döngü yeniden İran’da! Haziran 2025’teki 12 günlük ABDİsrail’in İran’a saldırısından sonra 28 Şubat 2026 sabahına ABD’nin İran’a dehşet operasyonları ile uyandık!
Trump kendi ülkesindeki “kurallar rejimini” değiştirerek İran rejimini ortadan kaldırmaya ya da “ehlileştirmeye” girişti! Dini liderini sülalesiyle birlikte öldürdü.
Birkaç gün içinde bitirebileceğini düşündüğü savaş üçüncü haftaya giriyor!
A planı birkaç günde bitirmekti ama görünen o ki B planı yok! Savaş, çoktan seçmeli bir dalgalanma içinde!
Trump’ın sarıldığı seçeneklerden başlıcası şu:
Bölgede “İran düşmanlarını” artırmak, mümkünse bölge ülkelerinin savaşa girmelerini sağlamak!
Bunu başarabilirse Trump’a bölgede akan kanın seyrine bakmak kalacak!
Günlük yaşamın şu sözü devletlere de uyarlanabilir:
Kişinin en zayıf anı, kendine en çok güvendiği andır!
Trump’la Netanyahu bunu yaşıyor!
Her ikisini de bölge ülkelerinin savaşa girmesi kurtaracak!
Aman!
Sakın!”
Ankara’da seçmen Yavaş’tan vazgeçti mi?-Aytunç Erkin (Nefes)
“Bir yandan ABD-İsrail’in İran’a saldırısı diğer yandan İstanbul Büyükşehir Belediyesi merkezli soruşturmanın yargılaması derken arada bazı açıklamalar gözden kaçabiliyor.
Önceki akşama dönelim.
“Ayrılıkta azap var derler. Artık bu saatten sonra, muhalefet olarak ülkedeki kötü gidişi göz ardı etmek için hiçbir bahane olamaz. Bir araya gelmek zorundayız, yoksa bugünleri mumla arayacağız.”
Bu cümleleri Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Bağımsız Türkiye Partisi’nin (BTP) Ankara’da verdiği iftar yemeğinde kurdu. Bu aslında cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “Yüzde 50 artı 1”e ulaşmanın formülü. Yavaş da bunun farkında olan isimlerden ve dile getirdi. Tam bu konuda “kulis/analiz” hazırlarken Ankara’nın nabzını iyi tutan AREA Araştırma şirketinin başkanı Murat Karan son çalışmalarıyla ilgili hazırladıkları raporları bana iletti. Bu kez “Türkiye geneli” değil! Son tartışmalar ışığında yani su kesintilerinin yaşandığı, trafiğin zorlaştığı ve Mansur Yavaş isminin zaman zaman tartışıldığı bir dönemde merceği Ankara’ya tutmuş AREA.
Çalışmanın başlığı: “Ankara Siyasi Durum Araştırması-Mart 2026”.
Araştırmanın amacı; Ankara’da siyasi durum ile Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile ilgili kanaatleri, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin performansını, belediyenin hizmetlerinden memnuniyeti ölçmek. Araştırma 13 Şubat- 9 Mart 2026 tarihleri arasında Ankara’nın tüm ilçelerinde ikamet eden, 18 yaş ve üzeri toplam 27 bin kişi ile bilgisayar destekli yüz yüze görüşme yöntemiyle gerçekleştirilmiş.
Bugün Ankara’da bir seçim olsa 27 bin yurttaşın yönelimi ne olacak?
AREA’nın araştırmasına göre, CHP, 14 Mayıs 2023 seçimlerinde aldığı oyları artırmış. Yüzde 30.6’dan yüzde 39.8’e yükselen CHP’ye karşılık AKP’nin oyları yüzde 32.5’ten yüzde 29.1’e gerilemiş. MHP yüzde 10.2’den 8.4’e, İYİ Parti de yüzde 12.8’den 5.5’e inmiş. Anahtar Parti Ankara’da yüzde 4.1 alırken Zafer Partisi de yüzde 4. Buradan da anlaşıldığı gibi İYİ Parti’nin kaybettiği 7.3’lük oyu CHP ve Anahtar Parti üzerinde dağılım göstermiş.
Soru şu: Bugün Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi olsa, hangi partiye oy verirsiniz?
27 bin yurttaşın tercihleri kararsızlar dağıtılmadan önce CHP yüzde 42.8, Cumhur İttifakı 23.2, Kararsız/Hiçbiri yüzde 29.2, diğer 4.7.
Peki kararsızlar dağıtıldıktan sonra sonuç ne?
CHP yüzde 60.5, Cumhur İttifakı yüzde 32.8, diğer yüzde 6.7.”
“Adliye borsası” meselesi-Mehmet Y. Yılmaz (T24)
“CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e mal varlığını açıklaması için yaptığı çağrının üzerinden bir ay geçti.
Özel, 17 Şubat’ta bu çağrıyı yapmış, bir hafta süre vermiş ve şayet Gürlek bizzat açıklamaz ise mal varlığını, ada – parsel bilgilerini de vererek kendisinin açıklayacağını söylemişti.
Daha sonra tarihi ileriye attı. “11 Mart’ı bekliyorum” dedi, bizler de 11 Mart’ı bekledik, dur bakalım ne olacak diye.
Bugün 17 Mart, Ramazan da artık bitmek üzere ancak Özel’den bir açıklama gelmedi.
Elinde gerçekten öyle bilgiler var da açıklamak için uygun zamanı mı bekliyor yoksa daha önce Kemal Kılıçdaroğlu’nun bazı çıkışlarında da olduğu gibi bu sözün arkasını dolduracak elle tutulur bir bilgi yok mu?
Sebebini bilmiyorum; ikisi de mümkün.
Ancak şunu söylemeliyim ki eğer elde gerçekten bilgiler var da verdiği süre dolmasına rağmen açıklamıyorsa ya da elinde böyle bir bilgi yoksa siyasi iletişim açısından büyük hata.
“Hata” diyorum ama belki benden daha çok bilen bir danışmanı falan vardır, o bunu önermiştir. Bunu da bilmiyorum.
Özel’in, Gürlek ile ilgili bu çıkışının gerisinde Adliye’de bir “borsa kurulduğu” dedikoduları yatıyor olmalı.
Filanca iş adamının mal varlığının üzerindeki tedbiri kaldırmak için 12 milyon dolar alınmış, falanca kuyumcudan 4 milyon dolar kaldırılmış, feşmekan sanayiciden oğlunu ev hapsine çıkartmak için 2 milyon dolar alınmış vs.
Dedikodular böyle sürüp gidiyor. Rakamlar biz sıradan Türklerin algılamakta güçlük çekeceği kadar yüksek.
Başka kentleri bilmiyorum ama İstanbul’da şöhretli kişilerin adının geçtiği operasyonların gerçek amacının bu olduğu ile ilgili dedikodular bile var.
Dikkatinizi çekmiş olmalı, bunların hiçbiri bilgi değil, “dedikodu!”
Önce şunu söylemeliyim ki bu tür dedikodulara prensip olarak inanmam.
Daha doğrusu kimseyi bir dedikoduyu gerekçe göstererek suçlamam, aklımdan bile geçmez.
Ancak “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” da bir Türk atasözü ve burada “duman çıkaran ateş” bana soracak olursanız toplumumuzdaki önemli bir ahlaki çöküşe işaret ediyor.
Ve bu çöküş, maddi temeli olsun ya da olmasın, adalet sistemine olan güveni de sarsıyor ki bir devlet için en tehlikeli durumlardan biri sayılmalı.
Kurumlara olan güvenin çökmesi, zaman içinde kurumların çökmesine de yol açar.
Kurumları çöken devletler uzun süre ayakta duramazlar ki tarihte yıkılıp yok olan devletlerin önce kurumlarının çökmüş olduğunu, devletin çöküşünün bunu takip ettiğini hatırlayalım.”
Patriot ve CAATSA gerçekleri-Uğur Ergan (halktv.com.tr)
“S-400’lerin, NATO’ya ait radar sistemlerine entegre olmadıkları için İran’dan gönderilen balistik füzelere karşı kullanılmasının teknik açıdan mümkün olmadığını geçen hafta anlatmıştık.
Nitekim Milli Savunma Bakanlığı da, İran’ın attığı üç balistik füzenin, Kürecik’te NATO’ya ait radar tarafından tespit edildiğini ve Doğu Akdeniz’de konuşlu ABD’ye ait gemilerdeki SM 3 füzelerince havada yakalanıp imha edildiğini duyurdu.
Toplumun her kesiminden yükselen “Balistik füzelere karşı kullanılamayan S-400’lere neden milyarca dolar ödedik?” tepkisine yanıt, AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’den geldi:
“Biz Patriotları istedik de verdiler mi? Yok, vermediler. Bir sürü mazeret. O günkü şartlar dahilinde, yüksek teknoloji ihtiva eden S-400’ler alınmıştır. Şu anda da TSK’nın kullanımındadır.”
Güler’e S-400’lerin durumuna ilişkin yanıtı verelim:
“S-400’ler aktif kullanımda değil, sadece TSK’nın envanterinde. Büyük ihtimalle de hangarlarda sıkı sıkıya kilitli.”
Güler’in Patriot alımında doğruyu söylemediğini de, CHP İstanbul Milletvekili Namık Tan “X” hesabından yaptığı uzun açıklamayla ortaya koydu. Açıklamanın en önemli bölümü şöyle:
“Ben, Patriot alım süreci yürütülürken Washington’da büyükelçiydim. Bizim temel kriterlerimiz, ortak üretim, teknoloji transferi ve uygun maliyetti. ABD tarafı Patriot sistemi için üç ayrı teklif sundu. Son teklif oldukça cazipti. Teknoloji transferi konusunda sınırlama olduğunu açıkça söylediler ama diğer iki kriteri karşılamak için ciddi öneriler getirdiler. Ayrıca NATO savunma sistemiyle birlikte çalışabilirlik (interoperability) sağlayan Avrupa alternatifleri de masadaydı. Buna rağmen AKP ne yaptı? Ne ortak üretim sağlayan ne teknoloji transferi içeren ne NATO sistemleriyle uyumlu olan bir S-400 alımını tercih etti. Bugün pek hatırlanmasa da bu kararın, 2015’te Rus uçağının düşürülmesi sonrasında Moskova ile bozulan ilişkileri onarma arayışıyla da yakından bağlantılı olduğu herkesin malumudur.”
Tan’ın bu açıklamasına AKP’li Güler’den yanıt gelip, gelmediğini merak ediyorsanız, hemen söyleyeyim, gelmedi.”
İspanya aşkımız: Karşılıklı Tutku-L. Doğan Tılıç (BirGün)
“Son zamanlarda İspanyollarla aramızdaki duyguyu “tutku” olarak tanımlamak mümkün ama La Pasión Turca’da (Türk Tutkusu) anlatılan türden marazi, banal ve tek yanlı bir tutku değil. Dayanışmacı, arkadaşça ve belki Özgür Özel’le Pedro Sánchez’in tercih edeceği ifadeyle “yoldaşça” bir tutku. Karşılıklı: La Pasión Mutua.
Sosyal medyada zirveye çıktı, futbol sahalarına yansıdı, oradan da bizim popüler TV dizilerine atladı.
Sosyal medyayı pek bilmesem de, ergenlik yıllarımın gözdesi ve ilk korsan mitinglerimin caddesi Samsun’un Çiftlik Caddesi’ni ise iyi bilirim.
O cadde, UEFA Konferans Ligi son 16 turu ilk maçı için gelen Madrid’in Vallecas semti takımı Rayo Vallecano taraftarlarını da bağrına basmıştı. Deplasmana giden taraftarların çok alışık olmadıkları bir konukseverlikle.
Samsun sokaklarında beraberce eğlendiler, Çiftlik Caddesi’nde birlikte tezahürat yaptılar. Samsunspor taraftarlarının Pedro Sánchez nidalarına Rayo Vallecano taraftarlarının Atatürk diye karşılık vermesi, ardından iki tarafın birlikte “Pedro Sánchez-Atatürk” diye haykırmaları futbolun yalnızca futbol olmadığının kanıtlarındandı.
Bir haydutluğa, uluslararası düzen ve hukukun hoyratça çiğnenmesine karşı ortak vicdanın tepkisi maçın skorunun önüne geçti. Uluslararası hukuktan yana tavır alan, “savaşa hayır” diyen ve ABD tarafından tehdit edildiğinde de geri adım atmayan Sánchez’in yalnız olmadığı, hem stadyumda açılan “Te Tengo A Ti Amigo Nunca Estamos Solos” (Sen varsın ya dostum, asla yalnız değiliz) pankartında hem de Samsun sokaklarında görüldü.
Oradan TV dizilerine… Kızılcık Şerbeti’nde boyunlarında İspanya kaşkolleri ve sarı-kırmızı formalarıyla kendi takımlarının milli maçını izler gibi “Öndeyiz” diyerek İspanya milli maçı izleyenleri: “Öndeyiz… Yani İspanya kardeş takım ya, öndeyiz… Viva İspanya!”
Bu aslında uluslararası hukuku ve insanlığın bugüne kadar biriktirdiği değerleri vahşice yok edenlere karşı bir tepki, haydutluğa karşı dik duranlara çok farklı kesimlerden, ülkelerden ve dünya görüşünden insanın saygı duruşu.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
