Pazartesi, 20 Nis 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 10 Mart 2026 19:48
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

‘Kadına şiddet’ depremi-Mustafa Balbay (Cumhuriyet)

“7 Mart Cumartesi günü Ürgüp Belediye Başkanı Ali Ertuğrul Bul’un öncülüğünde gerçekleştirilen kitap fuarındaydık.

Türkçemizin zenginliğinden yararlanarak kitap fuarlarını şöyle özetliyoruz:

Okurla yazar buluşursa okuryazar oluruz!

Ürgüp’ün 1999-2007 arasındaki efsane belediye başkanı Bekir Ödemiş ve Cumhuriyet’ten Güven Baykan’la birlikte Cumhuriyet Kitapları standında okurla buluştuk.

Orta Anadolu’nun ortasında da dert aynı; bütün olumsuzlukları tetikleyen ekonomik yıkım. İlk üç sorunu şöyle sıraladılar:

Üretimsizlik, uyuşturucu, kadına şiddet.

İl genel meclisi üyesi Yüksel Bedir, inşaat mühendisi oğlu Yaşar’la birlikte tarımla uğraşıyor. Durumu şöyle özetledi:

“En kârlı iş, üretmemek. Çünkü zarar etmemiş oluyorsun! Bütün para mazotla gübreye gidiyor. İnsan emeğinin hiç kıymeti yok!”

Uyuşturucu sorunu Anadolu’nun iliklerine kadar işlemiş. Aksaray, Nevşehir hattının yeni dağıtım merkezi olduğu söyleniyor. Lüks araçla kahveye gelen şahıs işsiz gençlere şöyle diyormuş:

“Benimle iş yaparsanız bu araçtan sizin de olur!”

Gerçek anlamda can alıcı sorun ise kadına yönelik şiddet. 2018’de CHP Ürgüp Gençlik Kolları başkanıyken tanıdığım Yasin Güçlü ilçe başkanlığını yürütüyor. Yasin’le Ürgüp sokaklarında dolaştık. CHP kadın kolları yöneticilerinin anlattıklarını ürpererek dinledik.

Kadına yönelik şiddet artık terör boyutlarına ulaştı. Daha ötesi, deprem diyebileceğimiz boyutlarda. Şunları dinlerken kanım dondu:

“Bir kişi karısının iki kolunu baltayla kesti. Kadın yaşam savaşı veriyor. Bu vahşeti yapan cezaevine giderken ‘Yarım kalan işi mutlaka tamamlayacağım. Ben yapamasam da sülalem geniş, yaptıracak birini bulurum’ diye bağırdı. Bu yerel medyada haber oldu…”

Bir “vaka” daha anlattılar:

“Adam kadını hamileyken o kadar şiddetli ve sürekli dövmüş ki… Kadın sakat doğum yaptı. Bir dizi sorunla boğuşuyor.”

Ülkemizde her gün, bazen günde birden fazla kadın cinayeti yaşanıyor. Bir başka deyişle kadın, ölürse haber oluyor. Ölmezse ulusal medyaya yansımıyor.

Kadını el üstünde tutmak, tabuttayken mi olacaktı?

Söz hiçbir zaman bitmez. Ancak bu vahşeti anlatmaya sözcükler yetersiz! Bu cinayetlere kadınlar örgütlü olarak tepki gösteriyorlar, tavır koyuyorlar. Oysa sorun özünde, erkek sorunu!”

İspanya’yı neden sevdik?-Can Ataklı (Nefes)

“Günlerdir İspanya’yı ve başbakanı Pedro Sanchez’i konuşuyoruz.

Sosyal medyada Sanchez’i öven sayısız mesaj var.

Öyle ki İspanya başbakanı bile bu ilgi ve sevgiye karşılık sosyal medya hesabından Türk bayrağı kullanarak teşekkür etti.

Peki bu Sanchez ilgisi neden?

Çünkü İspanya başbakanı Amerika’ya kafa tuttu.

Sanchez İran’ın yanında olmadıklarını buna karşı kötü bir iktidarı yasadışı eylemlerle yok etmeye çalışmanın adalet getirmeyeceğini söyledi.

Üslerini Amerika operasyonları için açmayacağını açıkladı.

Amerika ve İsrail saldırılarının hukuk dışı olduğunu ilan etti.

Hepsi doğru sözler bunlar, iyi de Türkiye’de kamuoyu neden Sanchez’e büyük sevgi duydu.

Bunun tek açıklaması var.

İspanya Türkiye’de iktidarın göze alamadığı ve hatta asla alamayacağı biçimde Amerika’ya kaşı çıktı.

Aslında Türk kamuoyu Sanchez’e sevgi gösterisini Türkiye’deki iktidara tepki için yaptı, yapıyor.

Kamuoyu İspanya başbakanının çıkışını Erdoğan’dan bekliyor.

Bunu göremiyor, tepki göstermeye de korkuyor, böyle olunca da İspanya başbakanına sevgi göstererek gerçek duygusunu ortaya koyuyor.”

Peki buradaki neyin savaşı-Umur Talu (T24)

“Savaşlarda, işgal ve saldırılarda öldürülen kişilere dair istatistikler ne ifade eder? Sayı büyüdükçe, sadece sayıyı!

Oysa her öldürülen, adıyla sanıyla, canıyla kanıyla büyük bir acının ta kendisidir. Başta depremler, felaketler, cinayetler; her kaybın acısı gibi tabii ama bu da nihayetinde cinayettir. Birtakım insanlar karar vermiş, birtakım insanlar ateşlemiş, bombalamış, vurmuş; sizin canınız alınmıştır.

İran’da ABD-İsrail saldırılarında “ölen” değil, “öldürülen” insan sayısı şu ana kadar 1300 civarında ifade ediliyor. UNICEF’e göre yüzde 30 kadarı çocuk. Bir okulda 160-170 küçük kız çocuğun bir anda ve birlikte öldürüldüğünü biliyoruz. Yüksek ihtimalle ABD marifetiyle. Böyle böyle 20 okul, 10 hastane vurulmuş. 400 kadar “çocuk cinayeti!”

Diğer tarafta da, ABD, İsrail ve Körfez ülkelerinde birer, üçer, beşer sayılar var. ABD’ye ilk aster tabutları gitti ve merak edersek, isimlerini öğrenebiliyoruz. İran’da da o ilk saldırıda öldürülen çocukların isimleri listelendi ama “uzun” olduğu için muhtemelen çok çok az kişi başından sonuna kadar okumuştur; ne kadar tepki duyarsa duysun.

Oysa listedeki her isim, listede olmayan başka isimlerin, annelerin, babaların, kardeşlerin, yakınların isim isim acısı, isyanı! Vicdanımız ile kaybımıza isyanımız arasında bir köprü olsa da, sınırın öteki tarafına geçmek kolay değil elbette!

Bu “hukuksuz” saldırıdan önce İran rejiminin, muhtemelen çoğu kadın olan katlettikleri de var, bir halkın acı okyanusunda. Bir “cinayetler cehennemi” olan ABD’de, bizzat devletin göçmen avında öldürdüğü kendi vatandaşları da var. İsrail’in elinde on binlerce çoluk çocuk Filistinlinin kanı var.

“İstatistik” mi? O zaman başka sayılar da vereyim:

Bir yılda 300’den fazla kadın, belki 400; kimi daha çocuk. Bir yılda 2 bin 100’den fazla çalışan; 94’ü çocuk yaşta can vermiş.

Bunlar “savaşta olmayan” bir ülkeden. Ülkenizden. “Kadın cinayetleri” denen “katil erkek cinayetleri.” Diğeri de “ekmek peşinde” olan insanların işyerinde, çalışırken, işle ilgili bir faaliyette “kaza” denen “iş cinayeti kurbanı” olmalarına dair.

Bu neyin savaşı! “Barış içinde” bir “demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti”nde yüzlerce, binlerce ölü, öldürülen, katledilen.”

Yandaş medya Bakü ile kriz çıkardı-İsmail Saymaz (halktv.com.tr)

“Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’i “Şerefsizler!” diye ağzını bozacak kadar hiddetlendiren saldırı 5 Mart’ta gerçekleşti.

İran topraklarından uçurulan dört silahlı insansız hava aracının (SİHA) birisi havada vurulurken, ikisi Nahçıvan Havalimanı’na, biri de okula düştü.

Dört sivil yaralandı.

Saldırıdan bir gün önce Bakü’deki İran Büyükelçiliğini ziyaret edip taziye bildiren Aliyev, “Bize karşı bu terör eylemini gerçekleştirenler pişman olacaklar” dedi ve özür beklediklerini açıkladı.

İran, başta “SİHA’yı biz atmadık” dedi.

Fakat ertesi gün İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, komşularına yönelik saldırılara son vereceklerini söyledi.

Azerbaycan ve İran liderleri telefonlaştı.

Aliyev, yeni dini lideri kutladı.

İki ülke arasındaki kamyon geçişi yeniden başladı.

Kriz tatlıya bağlandı.

Gel gör ki…

Türkiye’de iktidar yanlısı medya ve ak-trollerin İran’la yaşadıkları krizden ötürü Aliyev’i suçlayan ve Azerbaycan’ı İsrail ile işbirliği içinde gösteren tavrı Bakü’yü kızdırdı.

Önceki gün Aliyev’in lideri olduğu Yeni Azerbaycan Partisi’nin Merkez Komite Üyesi Musa Quliyev, devlete ait Azerbaycan Haber Ajansı’nda demeç verdi.

Resmi görüşün açıklandığı bu söyleşide Turkuaz Medya Grubu sert bir dille eleştiriliyor.

Quliyev, Turkuaz Medya Grubu’nda Azerbaycan’ın aleyhinde kampanya yürütüldüğünü ve Aliyev’in aşağılandığını iddia ediyor.

Quliyev, “Hayret verici olan şu ki, Turkuaz Medya Grubu’nun lideri Berat Albayrak, Erdoğan ailesinin yakın üyesidir” hatırlatmasında bulunuyor.

Albayrak’ın Enerji Bakanıyken Azerbaycan karşıtı gruplaşmalarda ön sırada yer aldığını savunarak, “Bugün de Azerbaycan’a karşı kampanyanın başında Turkuaz Grubu var” diyor. Halkı Azerbaycan aleyhine yönlendiren medya faaliyetlerinin durdurulması gerektiğini anlatıyor.”

Mesele ne CHP ne de İmamoğlu-Berkant Gültekin (BirGün)

“CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ve kendisi gibi seçilmiş belediye başkanları Resul Emrah Şahan, Mehmet Murat Çalık ile birlikte çok sayıda İBB bürokratının tutuklu yargılandığı 402 sanıklı tarihi İBB davası dün başladı. Erdoğan “birbirlerinin yüzlerine bakamayacaklar” demişti ama İmamoğlu ve arkadaşları salona alkış tufanıyla girdi. Bakışlarda utanç yerine gurur vardı. Normal bir dava olmadığı için duruşma gerilimli geçti. Salondan dışarı yansıyanlar, 1 yıldır cezaevinde davanın başlayacağı günü bekleyen İmamoğlu için “masumiyet karinesi” ilkesinin geçerli olmadığını gösterdi. Savunmanın hakları kısıtlanırken duruşmayı izlemek için salona gelenler de dışarı çıkarılma tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Bu şartlarda İmamoğlu’nun avukatları haklı olarak reddi hâkim talebinde bulundu.

Davanın siyasi açıdan ne anlama geldiğini değerlendirmeden önce İmamoğlu’nun kim olduğunu bir kez daha hatırlamak gerek. Çünkü her şeyin cevabı bu kısa siyasi biyografide saklı. İmamoğlu, Türkiye’de Erdoğan karşısındaki en iddialı muhalif siyasetçi. 2014’te AKP’nin adayının önünde Beylikdüzü Belediye Başkanı seçildi. 2019’da iki kez olmak üzere AKP’nin adaylarını İBB seçimlerinde üç kez mağlup etme başarısı gösterdi. CHP’nin 2023 seçimlerinin ardından gerçekleştirdiği değişim kurultayının Özgür Özel’le birlikte belirleyici aktörlerinden biri oldu. 2024 yerel seçimlerinde AKP kurulduğu günden bu yana ilk kez ikinci parti konumuna düşerken, 47 yıl sonra seçim zaferi yaşayan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak belirlendi. Hem de 15 milyonu aşkın yurttaşın iradesiyle… Yapılan birçok anket, İmamoğlu’nun oy potansiyelinin Erdoğan’ınkinden fazla olduğunu ortaya koydu. İşte önce üniversite diploması iptal edilen, sabahına evi yüzlerce polisle basılan, 1 yıldır cezaevinde tutulan, hakkında sayısız dava yürütülen, sosyal medya hesapları birbiri ardına engellenen ve dün İBB davası kapsamında “suç örgütü lideri” olarak hâkim karşısında çıkarılan “sanık kişi” böyle biri.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Vadedildiği söylenen topraklar
Sonraki Makale Putin’i “öksürük” tutunca…

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Bulgaristan’da “Rumen” kazandı

Medya Günlüğü
20 Nisan 2026
GünlükManşet

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
20 Nisan 2026
EditörGünlük

En küçük siyasi tutuklu

Medya Günlüğü
20 Nisan 2026

Mehmet Şüküroğlu çiziyor

Mehmet Şüküroğlu
20 Nisan 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?