Polonya’nın modern iktisat tarihindeki yerini ve 2026 yılına uzanan kalkınma dinamiklerini anlamanın yolu, ülkenin tam 123 yıl boyunca dünya haritasından silindiği o uzun ve karanlık döneme bakmaktan geçer.
1795 yılında Üçüncü Paylaşım ile Polonya toprakları; Prusya, Rusya ve Avusturya İmparatorlukları arasında bölüşülmüştür. I. Dünya Savaşı’nın sonuna (1918) kadar süren bu dönem, Polonya coğrafyasına sadece farklı siyasi sınırlar çizmemiş; aynı zamanda birbirine tamamen zıt iki farklı sosyoekonomik genetik kod aşılamıştır. Bugün Polonya’yı yapısal olarak ikiye bölen “Polonya A” ve “Polonya B” kavramları, bu üç farklı imparatorluğun bıraktığı maddi ve zihinsel mirasın somut birer neticesidir.
Ülkenin bugün ekonomik etkinlik, sanayi yoğunluğu ve doğrudan yabancı sermaye çekme açısından lokomotifi konumunda olan Batı ve Kuzey bölgeleri, Prusya (daha sonra Alman İmparatorluğu) yönetiminin kurumsal ve fiziki tezgahından geçmiştir. Bu havza, “Polonya A” olarak adlandırılan modern, seküler ve endüstriyel yüzü temsil eder.
Prusya yönetimi, işgal ettiği Polonya topraklarını (Büyük Polonya, Silezya, Pomeranya) kendi ana karasına entegre etmek amacıyla devasa bir altyapı seferberliğine girişmiştir. Bu dönemde inşa edilen demiryolu hatları, sadece askeri sevkiyatlar için değil, endüstriyel lojistik için de bir örümcek ağı gibi son derece yoğun ve birbirine entegre şekilde tasarlanmıştır. İstasyonlar arası mesafelerin kısalığı, sinyalizasyon kalitesi ve hatların yoğunluğu, Batı Polonya’yı daha 19. yüzyılda Avrupa’nın en erişilebilir lojistik merkezlerinden biri haline getirmiştir. Karayolu ağları da benzer şekilde, kırsal üretim merkezlerini kentlerdeki büyük pazarlara kusursuz şekilde bağlayacak bir mühendislik rasyonalitesiyle inşa edilmiştir.
Prusya idaresindeki Polonya A, sanayi devrimini Batı Avrupa ile eş zamanlı olarak deneyimlemiştir. Özellikle Yukarı Silezya bölgesindeki zengin kömür ve demir yatakları, devasa dökümhanelerin ve makine fabrikalarının doğmasını sağlamıştır. Bu durum, bölgede kuşaklar boyu aktarılacak olan disiplinli, saat mefhumuna sahip ve hiyerarşik düzene adapte olmuş bir “fabrikalaşma kültürü” yaratmıştır. Tarım sektöründe ise Doğu’daki feodal yapının aksine, erken dönemde serfliği kaldıran Prusya hukuku sayesinde, serbest piyasa kurallarına göre işleyen, rasyonel, teknoloji kullanan ve yüksek verimlilik sunan büyük kapitalist tarım işletmeleri (Junker mülkleri modeli) hâkim olmuştur.
Alman yönetim mantığı, bölgeye Alman bürokrasinin o meşhur katı disiplinini ve rasyonalizmini miras bırakmıştır. Mahkemelerin işleyişi, tapu kayıtlarının netliği ve mülkiyet hukukunun ödünsüz güvenliği, Batı Polonya’da ekonomik aktörler için öngörülebilir bir hukuki zemin hazırlamadır.
Buna ek olarak Prusya’nın zorunlu ilköğretim sistemi sayesinde, 19. yüzyılın sonunda Batı Polonya’da okuryazarlık oranı %90’ların üzerine çıkmıştır. Bu durum, teknik eğitimi hızla kavrayabilen, nitelikli bir iş gücü havuzunun oluşmasını sağlamıştır. 2. Rus İmparatorluğu ve Avusturya-Macaristan Mirası (Polonya B- Doğu ve Güney) Bugün “Polonya B” olarak kodlanan; daha muhafazakâr, tarımsal ağırlıklı ve altyapısal olarak geriden gelen Doğu ve Güney bölgeleri ise Rus Çarlığı ile Avusturya-Macaristan (Galiçya) imparatorluklarının idari zihniyeti altında şekillenmiştir.
(Prof. Dr. Ercan Eren, tasam.org)
Makalenin devamını okumak için tıklayın
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
