Şu acımasız dünyanın kendi kısa vadeli, bencil çıkarları uğruna en acımasız savaşları bile başlatmaktan çekinmeyen liderleri, bugünün gerçekleriyle yüzleşmek yerine, arkasına sığındıkları tarihi bahanelerle halklarının aklını çeliyor, onları yönlendirerek felaketlere sürüklüyor.
Meşru olmayan kararlarına kılıf uydurmaya çalışıyor. Kutsal kitaplara konu olan menkıbelerin, başlatılan savaşla kutlanması kadar, Tanrı tarafından Musa Peygamber’e gönderildiği varsayılan Eski Ahit ayetleri bile, şimdi gözü dönmüş muhteris siyasilerin kanlı ellerinde oyuncak.
Purim, baharda Yahudilerin İran’daki düşmanlarına karşı kazandığı zaferi kutladıkları bir bayram. Tevrat’ın, Ester kitabında rivayet edildiği üzere, hain Veziri Haman’ın İran’daki Yahudileri öldürme planının Kraliçe Ester tarafından bozulması ve İran’dan kaçışlarının anısına kutlandığı bilinen Purim’de Yahudiler, işledikleri günahları affetmesi için fakirlere sadaka verir ve Tanrı’ya kendilerinden esirgemediği nimetlerden dolayı ona şükreder.
Ne yazık ki bu yıl Purim kutlamalarının arifesine isabet eden 27 Şubat’ta İsrail, ABD desteği ile İran’a saldırdı. Minab kentine yapılan ilk saldırılardan birinde bir kız okulu isabet alınca 168 çocuk ve öğretmeleri öldü. Netanyahu’nun kendi seçmenine yaptığı İran tehdidi yutturmacası karşısında eğer ilahi bir adalet varsa, başlattığı ve hızla yayılan savaş nedeniyle Tanrı’nın Netanyahu’yu affetmemesi, Purim dualarını kabul etmemesi gerek. 21. yüzyıl dünyasında ilk tanrılı dinin menkıbesi bile bir savaşa alet edildi ya! Bu sözün bittiği yer değil, aklın, izanın, sağduyu ve merhametin hatırlatıldığı zaman olmalı. Bu gidişe dur diyecek bir merci olmalı. Tabii Birleşmiş Milletler’in (BM) nerede olduğu sorusu ilk akla gelen. Bu aynı zamanda BM’yi devreden çıkarma operasyonuysa, başarılı olabilir. İsrail ve ABD’nin yok edilmesi gereken iki şeytan olduğunu anayasa maddesi haline getiren İran da, kutsal kabul edilen bir günde savaş başlatan ABD ve İsrail kadar suçlu. Ama bu savaş kazananın olduğu bir savaş olmayacak.
21.yüzyılda, 5000 yıl öncesine atıfta bulunarak 78 yıllık İsrail için Tanrı’nın vadedettiği topraklardan bahsetmesi, Netanyahu’nun dengesini iyice kaybettiğini göstermekte. Ayrıntıya girmezden önce Ziya Paşa’nın bir beytini hatırlayalım:
“En ummadığın keşf eder esrâr-ı derûnun; Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?”
Kimse kör veya sersem değil. Dinler tarihini kendi çıkarlarına alet etmenin de vebali Netanyahu’nun. Aslını bilmeyen gerçekten ağır tahrike kapılabilir. Türkiye buna asla kapılmamalı. Çünkü Eski Ahit’in 12. ayeti olan Tekvin (Genesis veya Yaradılış) böyle bir vaadin İsrail’e değil, inandığı Tanrı uğruna oğlunu bile kurban etme cinneti yaşayan Abraham veya İbrahim Peygamber’e yapıldığını bilir. Tanrı rivayete göre İbrahim’e bir toprak, bir ulus ve bir bereket vaat etmiş ve bunun sınırlarını, üzerinde yaşayan insan grupları veya kabilelerle birlikte Nil Nehri’nden, Fırat Nehri’ne kadar geniş tutmuş. Ama batıdaki Nil Nehrine karşılık kastedilen Doğu sınırı tanımlanan kabile isimlerine göre Fırat Nehri’nin güneyini çağrıştırmaktadır.
(Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu, tasam.org)
Makalenin devamını okumak için tıklayın
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
