Küba ekonomisi tarihindeki en derin krizlerden biriyle boğuşurken, parlamentodan geçen 176 maddelik reform paketi dış dünyada “kapitalizme dönüş mü?” tartışmalarını alevlendirdi.
Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, işçi federasyonu kongresinde yaptığı konuşmada iddiaları doğrudan hedef aldı. Uygulanan reformların bir taviz veya neoliberal bir yönelim olmadığını vurgulayan Díaz-Canel, “Küba’da kapitalizmin yeniden kurulması asla amaçlarımız arasında yok. Asıl mesele, devrimi ve onun sosyal kazanımlarını kurtarmak” ifadesiyle duruşunu ortaya koydu. Devlet Başkanı’na göre, sağlık, eğitim ve sosyal adalet alanındaki yapıların devamı için ekonominin dışa açılması tercih değil, zorunluluk.
Küba yönetiminin bu radikal kararı almasının arkasında yatan temel nedenler ve sonuçlar şöyle sıralanıyor:
Enerji ve yakıt ablukası: ABD’nin petrol sevkiyatlarını engelleyen politikaları, adada toplu taşımayı durma noktasına getirdi. Elektrik kesintileri ve 40 derece sıcakta yaşanan hayat felci, yönetimi ekonomik sıkışmışlıktan çıkarmak için “dış yatırım” aramaya zorladı.
İdari hantallık: Díaz-Canel, krizin sadece dış ambargolardan kaynaklı olmadığını söyledi. Meselenin bürokratik hantallık ve üretimi kısıtlayan idari engellerden kaynaklandığını ilk kez bu kadar açık kabul etti.
Rejimin bekası: Washington, ekonomik daralmayı siyasi bir “sosyal patlama” için kullanıyor. Havana ise reformları, bu patlamayı önlemek ve sistemi “ekonomik nefes aldırarak” korumak için tek çıkış yolu olarak görüyor.
Medya ve söylem savaşı
Díaz-Canel, reformlara yönelik dış eleştirileri ise “kötü niyetli medya kampanyaları” olarak tanımlıyor. Yönetim, ABD tarafından desteklenen ve Küba’nın siyasi modelini değiştirmeyi hedefleyen “neoliberal saldırılar” olduğunu savunuyor. Başkan’a göre, reform planı tamamen Küba halkının egemen kararı; Washington’un dayatması veya bir “teslimiyet” değil.
Reformların en dikkat çekici yanı, yabancı yatırımcıların devlet ortaklığı zorunluluğunun kalkması. Emlaktan bankacılığa, fast-food zincirlerinden tarıma kadar birçok alanda özel girişimciliğin önü açılıyor. Ancak Havana, bu adımları sosyalist ideolojiden bir sapma olarak okumuyor. Çin ve Vietnam gibi “sosyalizmi ayakta tutmak için zorunlu olan kaynak yaratma hamlesi” olarak pazarlıyor.
Küba yönetimi, 1990’lardan bu yana en büyük ekonomik dönüşümünü yaşarken, dış politikada da ince bir ip üzerinde yürüyor. Bir yandan “gelin iş yapalım” diyerek sermaye davet ediyor. Diğer yandan “sosyalizmden vazgeçmiyoruz” diyerek ideolojik sınırlarını çiziyor. Díaz-Canel’in “bırakın yaşayalım” çağrısı, Havana’nın mevcut krizden çıkmak için Amerikan ablukasını kırmaya çalışırken, içeride rejimi dönüştürerek korumaya çalıştığını gösteriyor.
Fotoğraf: presidencia.gob.cu
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
