Çarşamba, 9 Eyl 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
EditörKöşe Yazıları

Barışın fiyatı 65 milyar varil

Metin Duyar
Son güncelleme: 7 Eylül 2026 19:21
Metin Duyar
Paylaş
Paylaş

Yıllarca “insan hakları ihlalcisi” ilan edilen bir ülkenin toprakları, doğru imzalar atıldığında birdenbire “tarihi bir fırsat”a dönüşebiliyor.

Venezuela ile ABD, 28 Ağustos’ta imzalanan anlaşmayla, ülkenin sahalarındaki 65 milyar varillik rezervin çıkarılmasını öngören dev bir mutabakata vardı. Chevron, PDVSA ile ortak işlettiği üç şirketin sözleşmelerini yeniledi ve önümüzdeki beş yılda yatırımını 7 milyar dolara çıkarıp üretim kapasitesini iki katından fazlasına yükseltmeyi hedefliyor. İtalyan Eni, dünyanın en zengin ham petrol yataklarından biri olan Orinoco Kuşağı’ndaki Junin 5 sahasını aldı. ABD’li GE Vernova ise PDVSA’nın elektrik altyapısını yenilemek üzere stratejik ortaklık kurdu. ABD Enerji Bakanı Chris Wright, anlaşmaları “tarihi bir gün” olarak nitelendirdi ve Trump yönetiminin hedefinin Venezuela’ya “barış, özgürlük, yeni fırsatlar ve refah” getirmek olduğunu söyledi.

Bu cümleler tanıdık geliyor olabilir, çünkü tarih boyunca kaynak zengini ülkelere yönelik hemen her büyük yatırım anlaşması benzer bir sözlükle sunulmuştur. Ama asıl dikkat çekici olan, bu “tarihi gün”ün neden şimdi geldiği. Venezuela, yıllardır ABD yaptırımlarının en ağır uygulandığı ülkelerden biriydi; petrol ihracatı büyük ölçüde durma noktasına gelmiş, ekonomi tarihin en şiddetli hiperenflasyon dönemlerinden birini yaşamış, yedi milyonu aşkın Venezuelalı ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştı. Aynı yer altı kaynağı, aynı Orinoco Kuşağı, o dönemde de oradaydı; erişilemez kılan şey jeolojik değil, siyasiydi.

Bu tablo, yaptırımların gerçekte nasıl işlediğini gösteriyor. Yaptırım, çoğu zaman “insan hakları” ya da “demokrasi” gerekçesiyle sunulan, ama fiilen bir ülkenin kaynaklarına erişimi belirli bir siyasi uyum sağlanana kadar askıya alan bir araç. Siyasi yönetim ABD’nin çıkarlarıyla hizalandığı anda, aynı kaynaklar aynı şirketler için birden “yeniden fırsat” haline geliyor. Bu, ne rastlantı ne de saf ekonomik mantık; klasik anlamda emperyalist ilişkinin, yani sermayenin siyasi güçle iç içe geçerek kaynak erişimini düzenlemesinin ders kitabı örneği.

Lenin’in tekelci sermaye üzerine yazdıkları, tam olarak bu mekanizmayı tarif eder: Büyük petrol şirketleri, hükümetlerin diplomatik ve askeri gücünden bağımsız hareket etmez; aksine, devletin siyasi baskı araçları (yaptırım, ambargo, tanıma/tanımama) ile şirketin sermaye gücü, aynı hedefe hizmet eden iki kol gibi çalışır. Yaptırım dönemi, sermayenin kapıda beklediği; anlaşma dönemi ise kapının açıldığı an. İkisi de aynı stratejinin farklı evreleri.

Bu örüntünün tarihte defalarca tekrarlandığını hatırlamak gerekiyor. 1953’te İran’da, petrolü millileştiren Başbakan Musaddık, İngiliz ve Amerikan istihbaratlarının desteklediği bir darbeyle devrilmiş, ardından İran petrolü yeniden Batılı şirketlerin konsorsiyumuna açılmıştı. Aradan yetmiş yılı aşkın süre geçmesine rağmen kalıp aynı: Bir ülkenin kaynak politikası Batılı sermayenin çıkarlarıyla çatıştığında baskı ve izolasyon devreye giriyor, siyasi yön değiştiğinde ise aynı sermaye “tarihi bir gün” söylemiyle geri dönüyor. Venezuela’da bugün yaşanan, bu eski senaryonun petrol jeopolitiğinde bir kez daha sahnelenmesi.

“Bu süreçten en çok kim kazanıyor” sorusunun cevabı da açık. Chevron’un 7 milyar dolarlık yatırım planı, üretim kapasitesini katlama hedefi, Eni’nin dünyanın en zengin rezervlerinden birine erişimi; bunların hepsi şirket bilançolarında büyüme olarak görünecek. Wright’ın sözünü ettiği “halkın imkanlarının genişlemesi” ise çok daha belirsiz bir vaat, çünkü tarihsel olarak kaynak zengini ülkelerde yabancı sermaye girişinin, geniş halk kesimlerine adil bir gelir dağılımına dönüştüğü örnekler istisnadır, kural değil.

Bu tablonun insani boyutu, imza törenlerinin sıcak fotoğraflarının çok gerisinde kalıyor. Yaptırım yıllarında ilaç bulamayan, işini kaybeden, ülkesini terk eden milyonlarca Venezuelalı için bugünkü anlaşma soyut bir diplomatik zafer değil; belki de yıllar sonra ilk kez elektrik kesintisi olmayan bir gece, ya da yıllardır yurt dışında olan bir akrabanın “artık belki dönebilirim” demesi anlamına gelebilir. Ama aynı ihtimal, kaynağın büyük kısmının yine yabancı şirketlerin kâr tablosuna akacağı gerçeğini de değiştirmiyor. İki olasılık aynı anlaşmanın içinde, çelişkili biçimde bir arada duruyor.

Sonuç olarak bu anlaşma, ne saf bir kurtuluş hikâyesi ne de yalın bir sömürü anlatısı olarak okunabilir; ikisinin iç içe geçtiği, sermaye ile siyasi gücün el ele yürüdüğü bir an. Yaptırımın kapıyı kapattığı yerde, aynı kapıyı bu kez sermaye kendi çıkarına göre yeniden açıyor; barış ve refah sözleri de bu açılışın resmi ambalajı oluyor.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiEnerjiJeopolitik
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanMetin Duyar
Takip et:
Orta Doğu siyaseti, insan hakları ve ekonomi-politik alanlarında çalışan akademik bir yazar olarak, toplumsal eşitsizliklerin yapısal nedenlerini irdeleyen metinler kaleme almaktadır. Yazılarında yalnızca güncel gelişmeleri değil, bu gelişmelerin tarihsel ve kuramsal arka planını da analiz eder. Devlet, yurttaşlık ve adalet kavramlarını ele alırken; baskı rejimlerinin ideolojik işleyişini ve insan haklarının nasıl ihlal edildiğini sorgulayan eleştirel bir bakış açısı sunar. Medya Günlüğü’ndeki yazılarında, okuyucuyu gündemin ötesine taşıyan bir düşünsel derinlik ve tutarlı bir perspektif hedeflenmektedir.
Önceki Makale Yeni 007 kim olacak?
Sonraki Makale İsmail Kartal mı hakem mi?

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

*Köşe Yazıları

“Mavi Vatan”dan fiilî izolasyona

Aydın Sezer
9 Eylül 2026
EditörGünlük

“Vefa”ya ömür boyu kombine

Medya Günlüğü
9 Eylül 2026
Köşe YazılarıManşet

İzmirli gözüyle İzmir

İlhan İlmenöz
9 Eylül 2026
Köşe YazılarıManşet

“Kara kara” düşünmek

Erdal Çolak
9 Eylül 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

imunify-bot-check
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?